Aydın Selcen yazdı: Ukrayna gitti, gidiyor…

Rusya’nın Ukrayna’yı saran yığınağı devleşerek büyüyor. Kuzeyde Belarus sınırında “tatbikat” başladı. 125.000 mevcuda ek olarak çok namlulu roketatar sistemleri (MRLS), tanklar vs. ne ararsanız var. Güneyde boğazlardan geçen savaş gemileri Karadeniz’de yerini aldı. Azov İç Denizi’nde iğne atılsa suya düşmüyor. Doğudaki Rusya sınırından söz etmeye herhalde gerek yok. Uygun sert zeminde Belarus sınırından marşa basan bir Rus tankı üç saatte Kiev’de. Nitekim ABD de bir “yıldırım harekâtı” olasılığını öne çıkarıyor, açılıştaysa yoğun ve yıkıcı hava bombardımanını vurguluyor.   

Dr. Yörük Işık, hem işgal harekâtı için “fırsat” penceresinin Pekin Kış Olimpiyatları’nın bittiği 20 Şubat ile zeminin buzlar eriyerek yumuşayıp, yeniden bataklıklaşmaya başlayacağı 10 Mart arasında olduğunu, hem henüz yığınağın nitelik (Rusya’nın alana taşıdığı savaş araçları) bakımından kritik düzeye tam gelmediğini öngörüyor. Afganistan’dan çekilme kararının uygulanmasında çuvallayan Beyaz Ev ise, herhalde bu kez yanılgı payını kendi tarafında daraltma çabasıyla, Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan’ın ağzından “varsayılanın aksine işgalin olimpiyatlar sırasında da başlayabileceğini” açıkladı.

Her hal ve kârda, dananın kuyruğunun kopmasına artık haftalar belki günler var. Durup kısaca düşündükten sonra devam edelim: Ya şu ortamda Türkiye 1952’de kafasını NATO sundurmasının altına uzatamamış olaydı? O olasılıkta bugün neyi, nasıl konuşuyor olurduk? Batı Avrupa’da faşizm canavarının tüm dehşetiyle ortada olduğu 1938 yılında ebediyete intikal eden cumhuriyetimizin kurucusu aziz Atatürk’ün daimi dış politika talimatlarından “Rusları tahrik etmeyiniz”, başka bir anlam kazanmış olurdu sanırım.

Oysa Kiev’e giden Cumhurbaşkanı Erdoğan 12 yıldır müzakere edilen Serbest Ticaret Anlaşması’nı imzaladı. Savunma işbirliğinin temeli atıldı. Türkiye SİHA’ların yanında iki adet de Ada sınıfı korveti Ukrayna için yapmaya başladı. Bunlar doğru, yerinde ve zamanlı adımlar. Öyle de dönüş yolunda seçmece gazetecilerle sohbetinde Erdoğan yine Avrupa’da Merkel sonrasında lider kalmadığı, ABD ve Avrupa girişimlerinden hayır gelmeyeceği yollu bence tamamen yersiz ve gereksiz görüşler paylaşmasaydı yahut en azından paylaşsa bile bunlara “yazılmamak kaydıyla” denilse daha iyi olmaz mıydı?   

Şimdi öğreniyoruz ki, Putin tamamı başbaşa gerçekleşen altı saatlik Macron görüşmesinin beş saatini 1997 sonrasına odaklanarak tarih revizyonizmine ayırmış. Hiç yoktan SSCB’nin küresellik iddiası taşıyan bir komünizm ideolojisi vardı. Stalin ne denli komünizm idealiyle hareket ettiydi bilinmez, o ayrı. Bugün batılı istihbarat teşkilatlarının metninin büyük ölçüde doğrudan kendi kaleminden çıktığını değerlendirdikleri Putin’in Kremlin resmi sayfasından Temmuz 2021’de paylaşılan bir makale var ancak elde. Karar alıcıların, politika yapıcıların başvurmalarını dilerim, okumuş hatmetmiş olduklarını umarım.

Britanya başbakanı Churchill ve (hür) Fransa generali Juin’in didinip ABD’li komutan (sonradan başkan) Eisenhower ile başkan Roosevelt’e kabul ettiremediği kabaca eski Yugoslavya ve Yunanistan’dan Polonya ve Baltık ülkelerine uzanacak hat o zaman çekilememişti. Öyle ya II. Dünya Savaşı’nın ABD kaynakları, Rus (Sovyet) canları ve İngiliz stratejisiyle kazanıldığı söylenir. Stalin’e ABD’nin 1941-45 yılları arasında yaptığı yardım 11.3 milyar ABD Doları tutarındaydı. Roosevelt, Stalin’i “kendi gibi” bir lider saymıştı. Sonrası malum. Putin de anladığım kadarıyla o “malum sonrasına” buğulu gözlerle bakıyor. Batı yanlısı Zelenski’nin Kiev’de seçimle işbaşına gelmesini dahi kendine karşı gösterilmiş bir cüret, kendine yapılmış bir hakaret, Rusya’ya yönelik açık bir tehdit olarak gören bir Putin var.  

Kaynak: BBC

Bu arada diplomasi trafiğinin hızlandığından söz ediliyor da, o “bale” belki tam da Putin’in istediği “savaş pusunu” yaratmaya yönelik. Macron Moskova’ya gitti. Dönüşte Kiev’e uğrayıp, Berlin’e geçti. Scholz Vaşington’a gitti, haftaya Moskova’da olacak. Buna karşılık Putin de Pekin’e gitti ve oradan çıkan ayrıntılı ve hacimli Çin-Rus işbirliği anlaşması hiç hayra alamet değil. Çin, NATO genişleme hakkına karşı Rusya’nın yanında yer aldı, Rusya da Tayvan dosyasında Çin’in. İşe yarayabilir gözüken bir girişim Scholz’un Weimar’da Rus ve Ukrayna temsilcilerini bir araya getirmesi oldu. Bir diğer beklenti bugün-yarın yapılacak Biden-Putin görüşmesinde. Ancak Lavrov Kiev’den Rus diplomatları çekerken, Biden de sayıları otuzbini bulan ABD vatandaşlarını bir kez daha Ukrayna’yı terk etmeye çağırdı.

“Avrupa” adına konuştukları iddiasıyla öne çıkan Almanya ve Fransa esasen Şubat 2015 tarihli Minsk-II temelinde bir “kaçış rampası” öneriyor: İki ayrılıkçı, Rus destekli bölge Donetsk ve Luhansk’a geniş özerklik verecek biçimde Ukrayna anayasası elden geçecek ve karşılığında da Rusya askeri gücünü (Ukrayna’nın şakağına dayadığı silahı) biraz geri çekecek. ABD ise doğrudan Putin’i ve onu iktidarda tutan oligarkları hedef alan yaptırımları masaya koyuyor. Rus varlık fonunun halen 191 milyar ABD Doları bulunduğunu ve yaptırımların bugüne dek bir işe yaramadığını dikkate alırsak başarı olasılığı düşük bir yaklaşım. Britanya Savunma Bakanı Wallace’un mevkidaşı Şoygu’yu Moskova’da ziyareti bir diğer son dakika çabası. Wallace’un yukarıda atıf yaptığım Putin’in makalesinin karşı sayfasına konulabilecek nitelikte Ocak 2022 tarihli “dolu” bir makalenin yazarı olduğunu da bilvesile anımsayalım.    

Putin’in şimdiden kazandığını iddia edenler de var. Kırım’ın ilhakı hukuken olmasa da fiilen tanındı. Kazakistan’ın otuz yıl sonra Rus kafakoluna geri dönüşü görmezden gelindi. Ukrayna gösterip Belarus’a “kavuşması” olası. Kaliningrad’da hipersonik Kinzhal (hançer) füzeleri donanımlı Mig-31ler konuşlandırdı. Kuzey Akım 2 projesi şu ana dek canlı kaldı. (Scholz’un 2045’e, Macron’un 2050’ye dek fosil yakıtlardan “kurtulunacağını” açıkladıklarını belki eklemek gerekir. Belki iş o ufka dek, havaya bakıp ıslık çalarak yol yürümektir.) 

Biz ne kadar Avrupa’ysak Ukrayna da o kadar Avrupa. 2014’de Putin’in Rusya’sı Kırım’ı işgal ve ilhak etti. Ses çıkmadı. Şimdiki durumun ise eski Yugoslayva Savaşı, Bosna ve Kosova’yla, Gürcistan’la  karşılaştırılamayacak ölçekte ve önemde olduğu açık. Ayık olmakta yarar var. Ne var ki Avrupalılar hala daha Avrupa savunma mimarisinden, stratejik egemenlikten, özerklikten, ABD oyununa gelmemekten söz ediyor. Etkinliğini kanıtlamış NATO’nun “kabahati” herhalde müttefikleri arasında bizi de barındırması. Britanya, Polonya’yla birlikte Ukrayna’yı aynı çizgiye çekince, Almanya ile Fransa hemen Polonya’yı yanlarına alıp “Avrupa” resmi veriyor. Ukrayna’ya ise yer ancak dörtlü Normandiya formatında Rusya’ya da resme girmek olanağı tanındığında veriliyor.

Türkiye’yi ilaç için olsun aklına getiren yok. Sanki Karadeniz’in güney kıyısı boş. Sanki Türkiye NATO müttefiki değil. Sanki Ukrayna’ya SİHA veren Türkiye değil. Buralarda da kimileri anti-emperyalizmden, o kimilerinden haz etmeyen birileri de Avrasyacılıktan söz ediyor. Ha, “ne güzel işte bizim de Kuzey Suriye’ye, Kuzey Irak’a (özellikle IKB demedim) hatta Kuzey Kıbrıs’a (özellikle KKTC demedim) ‘çökmemize’ emsal yaratır” diye düşünen zihinler var mıdır bazı mahfillerde, bilemem. Dilerim yoktur. Putin’in “güçlü liderliğine” hayran olanlar da ayrı. Ayık olmak dedim ama ayılmaya çok var galiba daha ve ayılıncaya dek iş işten geçmiş olacak, öyle gözüküyor. Özetle Ukrayna gitti, gidiyor.   

*Anamuhalefet blokunun ilgili yetkililerinden aciz amadelerini okuyan, dinleyen varsa “bu da başka bir çeşit deli herhalde, yazık” tepkisi vereceklerini tahmin ederim de, belki Hakan Şahin’in şu yazısını yoğun mesaileri arasında zaman ayırıp ve içine liyakatlı hariciyeyi de katarak okurlar.

**”Yenilen pehlivan güreşe doymazmış” misali şuraya da kendi öz halis hezeyanlarımdan ikisini daha bırakıyorum, belki kulak kabartmak isteyen çıkar:  

Aydın Selcen’in daha önceki yazıları: 

IŞİD liderinin ortadan kaldırılmasının düşündürdükleri

Ukrayna, dış politikanın kendine gelme fırsatı mı?

Hangi cumhuriyet, hangi muhalefet, hangi sağ?

Hristiyan demokrat oluyor da, Müslüman…

Dünyaya bakış 2022 – Nereden soru çıkar?

Dış politikada 2021 – Bir bilanço denemesi

Adam kazandı

Dışişleri – Cepheden cepheye, zaferden zafere…

Kutuplaşma mı, gözü yaşlı kucaklaşma mı?

Casusluk nerede başlar, hukuk devleti nerede biter?

Demokratikleşmenin barometresi dış politikada da helâlleşme

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus