Haluk Levent yazdı – Kauffman: “Yaşam bir örgütlenmedir” | Bilim ve teknoloji yazıları 4

Teknoloji ile ilgili ilk yazıyı bitirirken bir sonraki yazıda otomasyonu ve sosyoekonomik etkilerini ele alacağımı belirtmiştim. Ama teknoloji meselelerine girmeden önce benim önem verdiğim birkaç temel nokta ile ilgili görüşlerimi yazmam gerektiğini düşündüm. Bir nevi teknoloji ile ilgili tartışmalara girmeden önce yapılması gereken saha temizliği gibi düşünebiliriz. Bir veya iki yazı yine bu temel kavramlarla ilgili olacak.

Geçen hafta yazdığım yazıda ise bir paragrafı farklı anlaşılabilecek bir şekilde yazdığımı fark ettim. Sevgili dostum Emrah Aydınonat, Erasmus Üniversitesinden iktisadi düşünce doktorası sahibi olmanın hakkını vererek yazı yayınlanır yayınlanmaz itiraz etti. Ben de Emrah sayesinde küçük bir noktaya açıklık getirmem gerektiğini düşündüm. Yazının bir paragrafında temel bilimlerin ideolojiden azade olduğuna dair bir anlam çıkartılabilir. Elbette kastım bu değildi. Emrah’ın sonrasında işaret ettiği makalelerin yanı sıra 20. yüzyılın başında ortaya çıkan “Mach”çılık ve Lenin’in “Materyalizm ve Ampiryokritisizm” kitabını bir örnek olarak alabiliriz. Bu örnek, kuantum fiziğinin ve temel bilimlerin de felsefenin en kadim tartışmalarından biri olarak idealizm / materyalizm tartışmasının bir parçası olarak ideoloji yüklü olduğunun kanıtı olarak değerlendirilebilir.

Aslında çok önceden bugün için ele almayı planladığım konu da bir yanıyla temel bilimler ve ideoloji arasındaki bağı irdeleyen bir yazıya neden olacak aslında. Yakın zamanda kaybettiğimiz teorik biyolog Kauffman’ın son kitabı “Fiziğin Ötesinde Bir Dünya (FÖBD)” yaşamın nasıl ortaya çıktığını açıklayan bir teoriden bahsediyor. Üstelik bu teoriyi hepimizin anlayabileceği basitlikte anlatan bir popüler bilim kitabına uygun bir şekilde anlatıyor. Yaşamın nasıl ortaya çıktığı yüzyıllardır ilgi çeken bir konu. Felsefeciler, teologlar ve nihayet bilim insanları çok sayıda açıklama getirdiler. Kauffman’ın kitabı da bunlardan biri.

Ben Kauffman’ı C.P. Snow-Ilya Prigogine-Isabelle Stengers-Roger Penrose-Lee Smolin zincirinin bir halkası olarak görme eğilimindeyim. Fizik, Kimya ve Biyoloji gibi temel bilimlerin farklı alanlarında yaptıkları çalışmalarla tanınıyorlar. Bu bilim insanlarının ortak özellikleri bilimsel uzmanlıklarının olduğu alanın dışında da güçlü bir donanım ve hakimiyetlerinin olması. Örneğin, Nobelli kimyacı Prigogine ile felsefeci Stengers, ikonik eserleri “Kaostan Düzene” kitabında biyolojiden sosyal bilimlere kadar uzanan çıkarımlarda ve göndermelerde bulunurlar. Olguların karmaşık yapısının ancak farklı disiplinlerin bilgi birikimleri ile kavranabileceği, yani derneşik (aggregate) yapının ardına bakmak gerektiğinde farklı disiplinlere ait yaklaşımların ve yöntemlerin gerekli olduğu söylenebilir.

Kauffman, FÖBD’nin girişinde fizikçi arkadaşları ile arasında geçen bir anekdottan hareketle fizik ile biyolojiyi karşılaştırır. Fizikçiler yasaları bulmak için basitleştirmelere başvurular; biyologlar ise yaşamın nasıl karmaşık hale geldiğini araştırır. Her ikisine de ihtiyaç duyduğumuz açık. Nitekim Kauffman FÖBD’de yaşamın karmaşık bir termodinamik ve kimyasal evrim süreci olduğunu ortaya koyuyor. Kısaca ifade edilebilecek bir tanım ile Kauffman’ın teorisine göre “yaşam bir örgütlenmedir”. Biraz zorlama pahasına da olsa, bunu, insanların yaşam damarlarını tıkayan, eylemleri ile hayatın düşmanı olduğunu defalarca gösteren otokratik rejimlerin örgütlenme alerjisinin nereden geldiğine dair temel bilimlerden gelen bir katkı olarak da okuyabiliriz: örgütlenme yaşatır.

Bugün bildiğimiz hücrelerin ve hücrelerin oluşturduğu karmaşık metabolizmaların cansız maddeden nasıl evrimleşmiş olabileceğine dair artık elimizde güçlü bir bilimsel teorik açıklamanın olduğunu söyleyebiliriz. Elbette henüz laboratuvar dışında ara aşamanın önemli elementi önhücre (protocell) gözlemlenmiş değil. Bu aynı zamanda yaşamın nerede başlamış olabileceğine dair derin okyanus bacaları, sığ su havuzları vb. gibi farklı öngörülere dayalı yaklaşımları da içeren bir tartışma alanı.

Yaşamın nasıl başladığına dair teorik açıklamaların birkaç önemli etkisi var. Birincisi yaratılışçılık ile evrim teorisi arasındaki kadim tartışmayı derinleştirmek mümkün oluyor. Evrimin biyolojik, fiziksel ve kimyasal boyutları ile ilgili teorik çıkarımlarımız derinleştikçe ve çeşitli deneysel gözlemlerle bilgi birikimimiz genişledikçe metafiziğin kendisini en güçlü hissettiği alanların birinde önemli bir darbe alacağını ve bunun toplumsal sonuçlarının da olacağının altını çizmek gerekir.

Bu alanda bilimsel bilgi havuzunun genişlemesinin teknolojik sonuçları da ortaya çıkıyor. Genome projesinin fonksiyonel düzeyde henüz gidilecek çok alan olsa da insanın genetik yapısını okuması, gen haritasını çıkartması büyük bir kapı açmıştı. Bu kapının ardından CrisPR teknolojisinin geliştirilmesi insanlığı araf noktasına taşıdı. Yaşamın ve evrim sürecinin sırlarının anlaşılması ise cehennemin ve cennetin kapılarının ardına kadar açılmasına neden olacaktır. Bu teknolojilerin, tamamen bilgisayarda üretilen sentetik hücrenin, bu hücrenin internet üzerinden başka bir noktaya taşınmasının, insan makine bütünleşmesi mottosuyla anılan beşinci sanayi devriminin muhtemel sosyoekonomik sonuçlarını tartışmak gerekiyor. Önümüzdeki haftalarda ele alacağımız konular arasında yer alıyorlar.

Üçüncü olarak da yöntem açısından taşıdığı anlamı irdelemek yerinde olacaktır. Yukarıda Sonw’dan Smolin’e kadar uzanan zincirin yöntemsel ortak özelliğini “karmaşıklık bilimi (complexity science)” olarak adlandırmak yanlış olmaz. Sosyal bilimlerde ve iktisatta da yavaş yavaş gelişen karmaşıklık bilimi dünyayı ve toplumu kavrayışımızı, özellikle ana akım iktisatta hakim olan denge, doğrusallık ve başlangıç koşullarının belirlediği temel yaklaşımdan farklı olarak dengesizlik ve doğrusal olmayan anlayışı esas alan bir açılımla artırdığı kuşkusuzdur. Kauffman, kitabı boyunca biyosferin evrimi ile ekonominin evrimi arasındaki benzerliklere göndermeler yaptıktan sonra yazdığı sonsöz’ü de ekonominin evrimine ayırmış.

Ekonomiyi tamamlayıcılardan ve ikamelerden oluşan bir ağ olarak tanımladıktan sonra, biyosferde olduğu gibi, “bağlama bağlı” bu ağın evriminin de büyük ölçüde kestirilemezliğine vurgu yapıyor. Evrimci iktisadın ilgilendiği alana, özellikle “kısıt kapanması” kavramı ile yeni bir yöntemsel açılım getirip getiremeyeceğini de herhalde zaman gösterecek.

Haluk Levent’in önceki yazıları:

Bilim, teknoloji ve gerçeklik

Bilim ile teknoloji arasındaki bağ

Teknoloji, toplum ve iktisat

Türkiye işgücü piyasasında kadınlar

Yağmacı devlet kavramı

Paralel evrenler – Bir iktisat teorisinin yazılmamış tarihi

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus