Ali Hakan Altınay yazdı: Kalendermeşrepliğe övgü

Yolu bir şekilde sosyal bilim literatüründen geçmiş birçok kişinin okuduğu ve hâlâ hatırladığı saptamalardan bir tanesi Aristo’nun “İnsan politik bir hayvandır” tespiti olsa gerek. Aristo’nun ifadesinin orijinali “anthropos zoon politikon.” Kelime kelime çevrildiğinde genel kabul gören bu ifade sorunlu görünmüyor. Aristo’nun İngilizce çevirilerinde de Türkçe’dekiyle aynı anlamın çıktığı bir ifade kullanılıyor: “Man is a political animal.” 

Ama şunu da biliyoruz: Farabi “politike episteme” kavramını “medeni ilim” diye çevirmiş. Malum, politika Yunanca şehir anlamındaki polis’ten türüyor. Yani, Aristo insan için şehirli / medineli / medeni hayvandır diyor aslında. Bu ayrım önemli çünkü politikanın bugünkü anlamı bayağı zehirli bir şey ve Aristo’dan ya da en eski zamanlardan beri insanın bugün anladığımız anlamda siyasi bir hayvan olduğu tezi bu zehirli hale hak etmediği bir evveliyat ve dolayısıyla meşruiyet sağlamış oluyor. 

Politikanın zehirli anlamından kastım, iktidara ve güce kafayı takmış, hiyerarşileri son derece gerekli ve meşru gören, dikey ilişkilerin belirleyiciliğine ikna olmuş bir anlayış. İktidarı, hiyerarşileri ve dikey ilişkileri yadsımak tabii ki mümkün değil. Ama hayat ve insan neyse ki sadece onlardan ibaret değil. Şehri temel alacak olursak, şehir tanımadığımız kişilerle karşılaştığımız, onlarla hukuk oluşturduğumuz, iş tuttuğumuz mekandır aslen. Köyde herkes herkesi tanır ama şehir tanımı gereği yabancıyı ve yabancının olasılığını içeren yerdir. Aristo’nun insanı bu anlamda şehirli ama politik değil. Aynı tespiti İbn Haldun’da ya da Kropotkin’de de bulmak mümkün. 

Şehir yine tanımı gereği müşterekleri de içeriyor; müşterekleri akranlarımızla ve iştirakle idare edebilme becerisi şehir ve şehirlilik hali için çok merkezi. Avrupa şehirlerinde gezerken belediyelere, yerel idarelere commune dendiğini görenlerimiz olmuştur. Şehirlerde tabii ki dikey ilişkiler, hiyerarşiler vardır ama aynı zamanda yatay ilişkiler, hemşerilik, akranlık pratikleri olmadan, şehir çalışamaz. Siz son zamanların modası liderlik eğitimlerine bakmayın… Asıl marifet sıradan insanlığı, akranlığı iyi ve hakkıyla yapabilmekte. Gelin birlikte biraz ona kafa yoralım:

İnsanlık aklının, irfanının binlerce yıldır uğraştığı bir açmaz ehliyet ve iktidar ilişkisi. Eskilerin tespit ettiği üzere bir iktidar pozisyonunu arzulamak, o pozisyon için ehil olmadığınızın en temel ve önemli kanıtıdır. Daniel Dennett’ın veciz ifadesiyle insanın bir işi (mesela bir otomobili sürmek) yapabiliyor olması, o işe vakıf olduğu (otomobilin motoru nasıl çalışıyor, o hızdaki ve ağırlıktaki bir metal bir canlıya çarpsa ne olur, o otomobilin saldığı karbondioksit başka insanlara ne yapar vs.) anlamına gelmez. Her insanın eli idrakının ötesine uzanıyor… Tam da bu yüzden tevazu, hilim gerekli; iktidar arzusu terbiyeye muhtaç bir çiğliktir. İktidara aday olmanın tek meşru nedeni sizden de daha az ehil, daha çiğ olanlar tarafından yönetilmenin azabı. Dolayısıyla iktidar adaylığı gönülsüz bir zorunluluk. Tarihin takdirle andığı birçok lider – mesela Güney Afrikalı ayrımcılık (Apartheid) karşıtı aktivist Nelson Mandela ya da Amerikalı devlet adamı Benjamin Franklin – iktidarlarını en erken aşamada akranlarına devretmek için yoğun çaba göstermiş insanlardı. 

Güce olan açlık ne kadar çiğ ve sorunlu ise, mala ya da materyal zenginliğe dair oburluk da aynı derece sorunlu. Hele modern tüketim toplumlarında gönlü bol olmak çok önemli bir haslet. Birçok şeyin fiyatını bildiğimiz ama neredeyse hiçbir şeyin değerini bilmediğimiz bu dönemde kalendermeşrepliğin önemi herkes için çok net olsa gerek. 

Her ilişkiye potansiyel bir avantaj kaynağı olarak bakmayan; akranlıktan keyif alan; hiyerarşilere genel bir şüphe ile yaklaşan; oburluğu bir tür çiğlik olarak gören; kesintisiz koşuşturmacaları hayatın zengin ve içkin melodisini duymaya engel olarak gören kalendermeşrepliğe biraz haksızlık edildiği, hak ettiği ilgiyi ve takdiri almadığını düşündüğüm için bu seferki yazıya böyle bir başlık seçtim. Değeri azımsanan bu ruh halinin bahsetmek istediğim son yanı da sürece güven. Kalendermeşreplik akranlara güveni, inancı içerdiği için süreçlere güveni ve inancı da içeriyor. Daha doğrusu bir sonuç garantisi talep etmeden işi oluruna bırakma, hayat ile didinmemeyi de içeriyor. 

Peki kimdir bu kalendermeşrepler derseniz, döneminin en güçlü kişisine “Güneşime engel olma, başka ihsan istemem” diyen filozof Diyojen; “Hiçbir şey kafanıza tam yatmasın” diyen Ömer Hayyam; “Mal da yalan, mülk de yalan, gel biraz da sen oyalan” diyen Yunus Emre; “Dünyaya geldik bir kere, kavgayı bırak her gün bu şarkıyı (Sev Kardeşim) söyle” diyen Şenay’dır mesela. Ama daha önemlisi bu zor dünyaya bakıp lümpenliği değil, iyi bir dost, hemşeri, akran olmayı seçen hepimizizdir. Kalendermeşrepliğin ödülü kendisidir ve diğer kalendermeşreplerdir. Onlar olmasa dünya cehennem olurdu. 

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus