Burak Bilgehan Özpek yazdı: “Dayanmalılar”

Ingeborg Bachmann’ın bir röportajında okumuştum. “Ölüm düşüncesi o kadar korkutucudur ki insanlar yaşadıkları hayata bile tahammül etmeyi öğrenirler” diyordu. Bu sadece kişinin biyolojik ölümü için geçerli olmayabilir. Yani ölüm denen yok olma hali sosyal ve siyasal alanda da pek ala gerçekleşebilir. Mesela, bir ülke için işgale uğrama korkusu siyasal bir ölüme işaret eder. Ya da insanların geleneklerinden toplu halde vazgeçmeleri sosyal bir olgunun ölümü anlamına gelir. Bir firmanın artık kar edememesi ve kapısına kilit vurması iktisadi bir ölümdür. Dolayısıyla, korkunun kendisi aslında var olan duruma katlanmayı beraberinde getirir. İşgale uğramamak için daha çok vergi vererek devasa bir ordu beslemeye katlanır vatandaşlar. İnsanların çoğu kendileri için eziyet halini alsa da bazı kurumların yaşaması için sabrederler, çünkü o kurumun yokluğu büyük bir belirsizliği beraberinde getirir. Sandor Marai’nin “Buda’da Bir Boşanma” romanında, muhafazakar ve burjuva bir boşanma yargıcının kötü giden evliliklere yönelik yorumlarına şahit oluruz. “Dayanmalılar” der çiftlere. Çünkü evliliğin olmadığı bir dünyanın belirsizliklerinden herkes endişe etmelidir. 

Bizim de aslında büyük bir korkumuz var. Siyasal cinsten bir ölüm korkusu bu. Hepimiz, önümüzdeki sene düzenlenecek seçimleri bekliyoruz ve Erdoğan’ın yeniden kazanması durumunda “ölüm gibi bir şey” yaşayacağımızı düşünüyoruz. Hiç de haksız değiliz. Erdoğan’ın seçimleri yeniden kazanması, ekonomiyi batırsa da devlet işleyişini bozsa da kamu personeli sınavını yapmayı beceremese de kıyısından köşesinden suç örgütlerine bulaşmış kişiler birer milli kahraman muamelesi görse de ve yolsuzluk iddiaları iyice ayyuka çıksa da çoğunluğun Erdoğan’dan vazgeçmediği hatta onayladığı anlamına gelecek. Bu başarısızlıkların ve yozlaşmanın takdir edildiği ve onaylandığı bir ülkede beş sene daha yaşamak tartışmasız ölüm gibi bir şey. Üstelik, artık demokratik bir muhalefetin de ortada olup olmayacağı şüpheli. Merkezde kurulan ve demokratik değerlere referans veren muhalefetin seçimleri kaybetmesi durumunda ayakta kalması ve toplumdan yeniden oy istemesi oldukça zor gözüküyor. Bu durumda, halihazırda marjinal gibi gözüken partiler ve düşünceler muhtemelen muhalefetin yeni sahipleri olacaklar. Yani AKP otoriterliğinin alternatifi başka bir marjinallik olacak. Böylece ilanihaye sürecek bir devri daim makinesi de kurulmuş olacak kanaatimce. 

Türkiye’nin Küba’ya, Suriye’ye veya Soğuk Savaş dönemindeki Doğu Bloku ülkelerine dönüşme ihtimali çok yüksek. İnsanlar, evlerini, ailelerini, arkadaşlarını ve birçok alışkanlıklarını geride bırakıp yurtdışına gitmek için birbirleriyle yarışıyorlar. Eğer seçimleri Erdoğan kazanırsa bu eğilim artarak devam edecek. Bu ülkedeki medeniyete hayat veren insanlar teker teker Ayn Rand’ın meşhur romanı “Atlas Shrugged”da anlattığı gibi teker teker ortadan kaybolacaklar. Böylece siyaset, sadece AKP içi kliklerin birbirleriyle yaptıkları mücadeleden ibaret bir hal alacak. Bir değişim umudu olmayan insanların, neşelerini kaybettiklerine ve kişiliksizleştiklerine şahit olacağız. Toplum hızla ucuz işgücüyle köleleşmeye, şehirlerimiz ise açık sınır politikasıyla da Ortadoğu ve Avrasya’nın yozlaşmış kalantorlarına peşkeş çekilmeye devam edecek. 

Bütün bunlar uzak ihtimaller olmadığı için ve yeterince korkutucu olduğu için tahammül etmemiz gereken bir siyasal yaşam var. Bu siyasal canlılığa tahammül etmek ve hatta onu sevmek zorundayız. Bunun için bizleri yaşatacak olan şeyin, sadece ve sadece bir sonraki seçimlerde Erdoğan’ın kaybetmesi olduğuna, onun kazanması durumunda siyasal bir ölümün bizi beklediğine ikna olmak zorundayız. Ancak bu ikna oluş bizi mevcut siyasi tabloda iki tutumdan alıkoymalı: Birincisi, ölümden niçin korktuğumuzu unutmamalı ve yaşamın özünde var olan hareketliliği ıskalamamalıyız. Yani, siyasetin ölmesinden korktuğumuz için siyaseti öldürmemeliyiz. Yani muhalefetin bir araya gelmesi siyasetsizliği değil aksine siyaseti beraberinde getirmeli. Erdoğan’ın kazanma ihtimali, muhalif partilerin birbirleriyle ilişkilerini kutsal bir dava için aynı masa etrafında oturan inançlı müminlere dönüştürmemeli. Bu partiler, siyasetin gerekliliklerini yerine getirerek, yani yaşama belirtisi göstererek bir siyasi ittifak kurmalılar. Birçoğu için mide bulandırıcı gelen şeyler aslında siyasetin doğasında olan gayet meşru pozisyonlardır. Bu yüzden, muhalif ittifakın idealist bir birliktelikten ziyade çıkarların örtüştüğü bir zeminde konumlanması, her aktörün tatmin olduğu bir müzakere süreci işletmesi, buna göre bir yol haritası belirlemesi, bu doğrultuda bir kabine mimarisi ve başkan adayı üzerinde anlaşması gerekir. Başkan adaylığı idealize edilmiş, dünyevi hırslarından arınmış ve şahsiyetine güvenmemiz salık verilen bir kişiye değil, aktörlerin çıkarlarını doğru yönetecek, bencil siyasi hesapları küçümsemeden ciddiye alacak ve bunun neticesinde ortaya somut bir irade koyacak kişiye nasip olmalıdır. 

İkinci tutum ise, herhangi bir adayın veya siyasetçinin seçimden sonra dönüşeceği kişiye dair varsayımsal pozisyonlardan kaçınmaktır. Şu anda muhalif cephede gördüğümüz, bir adayın cennet, diğerinin ise cehennem yaşatacağına dair inanç açıkçası siyasal ölüm korkusunun getirdiği siyaset sevgisinin oldukça dışındadır. Bizlerin bir siyasetçiye duyduğu sevgi veya nefret, eğer kendi bilinçaltımızdaki bir sorunu lider ve onun başarıları sayesinde tedavi etmiyorsak, aslında gayet anlamsızdır. Siyasetçi iyi veya kötü olamaz. Sadece becerikli veya beceriksiz olabilir. Beceri ise Erdoğan’ı mağlup edecek çıkar temelli bir ittifak kurma yeteneği ve seçim sonrası AKP kalıntılarının nasıl temizleneceğine dair hazırlanacak programın içeriğinden anlaşılabilir. 

1994 yılından bu yana Erdoğan’ın ilmek ilmek ördüğü sistem büyük bir meydan okumayla karşı karşıya. 7 Haziran seçimlerinden sonra oluşan tablo Erdoğan’ın iktidarına son verebilirdi ve yaşadığımız son yedi seneyi hiç yaşamayabilirdik. Ancak MHP lideri Bahçeli’nin muhalefete koyduğu mesafe Erdoğan’ın siyasi ömrünü uzatmayı başardı. Sonrası malum. Başkanlık sistemi ile birlikte, Erdoğan aslında kendi çıkış stratejisini de yok etmiş oldu. Artık seçimlerden önce kurulan bir muhalif ittifak var ve ortak bir aday çıkarmayı başardıkları takdirde bu idareye son verebilirler. Muhalifler, Erdoğan’ın kazanması halinde yaşayacakları siyasal ölümden ancak bu ittifakı sağlam tutarak çıkabilirler. Bu ittifakın devamı için ise siyasal yaşamı öldürmeyen, siyasetin bütün canlılığını muhafaza ederek ortaklaşmayı becerebilen bir ruh gerekiyor. Hayatın kötülüğü, ölüm korkusuna ancak bu şekilde galip gelebilir. 

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus