Elif Gökçe Aras yazdı: Çöpe dökülen aşure

Türkiye, Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğinin seçilmesine mani olup olmayacağını tartışırken, görünen bir el tartışmayı daha gerçekçi bir zeminde yorumlamamız için bir simülasyon kurdu. Birkaç Alevi dergâhına planlı saldırılar düzenlendi. İstendi ki bir de toplum tepkisini gösterdikten, birbirine girdikten sonra yapalım yorumlarımızı. Ancak beklenen olmadı. Toplum galeyana gelmediği gibi birçok sivil toplum kuruluşu ve muhalefet partileri ardı ardına provokasyonu kınadı. Yetmedi. Tartışmanın daha da tırmandırılması için olay mahalline yeniden gidildi. Hakaret bir üst perdeye taşınmak istendi. Hz. Ali ve Atatürk resimleri kaldırtıldı ve “Bir de böyle bakın” dendi. Egemen Sünni güç kendisi haricindeki tüm alanlarda, hatta Aleviler’in postunda onlara en fazla ne kadar Alevi olabileceklerini buyurdu. Vicdanlı insanların göğsünde Sivas katliamı gibi onarılamaz bir yara izi bırakanlar küçük dokunuşlarla anıları tazeliyorlardı. Yanınızdan geçerken birden bir kibrit yakıveriyorlardı. Ancak toplum aynı toplum değil. O kavganın devamı için gerekli zemin bir türlü sağlanamıyor. Pehlivan yenmek istediği rakibi ve gösteriş yapmak istediği seyirciyi sahaya çekemiyor. Türkiye’de neden Alevi-Sünni gerilimi var, kökeni nereye dayanıyor bilmeyenler için kısaca oradan başlayayım.

Hicri takvime göre Muharrem ayı, özellikle ilk on günü Alevi ve Sünni mezheplerce mübarek kabul edilir. Farklı şekil ve sebeplerle olsa da hem Sünniler hem Aleviler Muharrem ayında oruç tutarlar. Aslında İslamiyet öncesi cahiliye devri Arapları dahi Muharrem ayında oruç tutarlarmış çünkü Hz. Muhammed öncesi peygamberler tarihinde geçen birkaç olayın daha tam olarak bu tarihlerde yaşandığı rivayet edilir. Yani Muharrem ayında tutulan oruç İslamiyet’ten de eski bir gelenek. Sünniler Muharrem ayını Hicri yılbaşı olarak kabul eder ve Hicri yılbaşında oruç tutarlar. Ancak Muharrem ayının 10. günü özel bir ritüelleri olmasa da Aleviler gibi Sünniler için de matem günüdür. Hz. Muhammed’in torunu, damadı Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hüseyin, ailesinin tümü ve taraftarları, devrin Emevi halifesi Yezid tarafından Muharrem ayında Kerbela’da aç ve susuz bırakılır. Ağır işkenceler sonrası Hz. Hüseyin Muharrem ayının 10. günü şehit olur. Alevi’ler de bu sebeple İmam Hüseyin’in matemini tutmak için Muharrem ayının ilk on günü veya bazıları mezhep imamları olarak kabul edilen on iki imam sebebiyle ilk on iki günü oruç tutarlar.

Hem Aleviler hem Sünniler için mübarek olan Muharrem ayında tırmandırılan gerilimlerin kökeni ise mezhepler arasındaki ihtilaflar. Sünni mezheplerde gördüğümüz “Siz batılsınız, bizim mezhebimize uymadıkça cehennemliksiniz” fetvaları yüzünden Alevi ve Sünni mezhepler arasında yüzyıllardır sürüp giden bir gerilim var. (İşin inanç yönü bir yana, seküler bir insan olarak şu dünyada insan dilediğince cehennemlik bile olamıyor.)  Mezhepler arasındaki gerilim tarih boyunca çok istismar edildi. Kaostan beslenen yapılar hep bu yarayı kaşıyıp durdu.

Muharrem ayında yaşanan olaylardan biri de insanoğlunun azgınlarının yeryüzünden silinmesi için yaşandığına inanılan Nuh Tufanı’nın son bulmasıdır. Muharrem’in 10. gününde Hz. Nuh tufandan kurtulur ve gemisinde kalan malzemelerin tümüyle sağ kalanlara bir aş pişirir. Bu aşın adı “Aşure”.

Muharrem ayının benim için en güzel kısmı mezheplerine bakmadan sevdiğim insanlarla ağız tadıyla yiyebileceğim ve paylaşabileceğim aşure.

Birkaç hafta önce arkadaşımla kahvaltıda buluştuk. Galiba son on yıldır hemen herkesin yaptığı gibi havadan sudan konuşmak yerine, “Ne olacak bu memleketin hali” minvalinden konuşuyoruz. Konu Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğinin seçimlerde sorun olup olmamasına gelince ben kendimden emin bir şekilde asla sorun olmayacağını, muhafazakâr kesimin aslında içten içe Aleviler’i güvenilir bulduğunu söylerken arkadaşımın bir cümlesiyle dona kaldım:

-Benim annemin aşuresi çöpe döküldü.

O gevşek gevşek yaptığım analize devam edemedim, itiraz da edemedim. Çünkü arkadaşımın annesinin aşuresini çöpe döken muhtemelen, tastamam benim annem gibi bir kadındı. Sahibi olmadığım bir günahın mahcubiyetini yaşıyordum. İnsanlığın kulaktan kulağa aktardığı dini hikâyeler, efsaneler, masallar ve dedikodular o iki kadının arasına aşılamaz, konuşulamaz engeller koymuştu. Ama ne benim için ne etrafımda dindar olarak bildiğim birçok genç için Alevilik körüklene geldiği haliyle sorunlu bir yapı değil, dünyanın renklerinden bir renkti sadece. Hatta kişisel olarak kalendermeşrep halleri ve tüm kışkırtmalara rağmen sergiledikleri duruşla daha fazla saygı duyuyordum.

Peki bu tartışmayı besleyen kimdi? 

İçine konulan kuru bakliyatlar, meyveler ve kuruyemişlerle farklılıklarımızla bir arada olabileceğimizi aşılayan “aşure”, nasıl olup da kindarlığa kurban olmuştu? Veren el kuşatıcı ve sevgi dolu iken, alan el ne düşünmüştü de normalde ekmeği öpüp yerden kaldırırken aşureyi çöpe dökmüştü? Dini metinlerde kendi dinlerinden olmadıkça gelen yemeğin yenmemesiyle ilgili bir hüküm yoktu, mezhepler zaten sonradan çıkmıştı. Tıpkı mezhepler gibi onlara ait olan kişilerin birbirini düşman olarak görmesi de. Her bir grup diğer grubu dini yanlış yaşamakla suçluyor ve doğru yolun kendi yolu olduğunu iddia ediyor. Şimdi artık mezhep imamlarını geçtik, cemaatler bile kendi cemaatlerinden olmayanlara cenneti layık görmüyor. Sahi kim veriyor onlara bu ehliyeti? Kimlerin şahitliğinde görülüyor bu dava?

İşte buydu, o kadının aşureyi çöpe dökebilecek bir insana dönüşmesinin temeli. Bir defasında sohbet esnasında annem Alevi komşuları olduğunu, “aslında” çok iyi insanlar olduklarını söyledi. Ben hayretler içinde konuyu eşeledim çünkü annem koyu bir Sünni inanca sahip. Bir de üstüne cemaatinin Aleviler ile ilgili yaklaşımını düşününce Alevi bir arkadaşı olması imkânsız gibiydi. Genç kızken görüşürlermiş, kızları arada evlerine gelirmiş ama bizimkiler onlara hiç gitmezmiş. Sebebini biliyorum ama içimdeki hınzıra gün doğdu. Ailemin saf saf sorularla ortalığı yakıp yıkmasına bilenmişim zaten, arada ben de saf saf sorular sorarak küçük alevler yakıyorum. “Neden?” dedim. Sorumun saçmalığına şaşırarak, “E onlar Alevi’ydi” dedi. “N’oluyormuş öyle olunca” deyince dedesinden duyduğu ve hala benim bile bildiğim o şehir efsanelerini saydı. “Mum söndü oynuyorlarmış, komşularına verdikleri yemeklerin içine tükürüyorlarmış” vs vs türlü iğrenç iftiralar. “Sen arkadaşına bu konuyu hiç sordun mu? Mesela o da oynamış mı bu oyunu? Kendi tecrübelerini anlattı mı?” dedim. “Hayır, sormadım anlatmazdı ki zaten” dedi. “Peki, nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?” dediğimde, “E dedem öyle söylerdi” dedi. “Deden de mi oynuyormuş Mum söndüyü?” demeden kapattım konuyu. Bir kez olsun anlamaya, işin aslını öğrenmeye kalkmamış, evine giren insanı gıyabında yargılamıştı. Yıllar sonra benim sorularım kafasında bir lamba yaktı mı bilmem. Ama boşa giden yılları biliyorum. Ziyan olan dostlukları, mani olunan âşıkları. 

Ancak bugün arkadaşımla bizim masamızda bu engellerin hiçbirisi yoktu. Aşureyle ilgili tartışacağımız tek şey “Tarçınlı mı tercih edersin, tarçınsız mı” olurdu herhalde. Hatta belki de hiç sevmiyordur? Hadi ben dinden koptum diyelim, sorun bende. Dinini okuyarak öğrenmiş dindar bir genç, o aşureyi bugün hala döker mi? Ancak cehaletle mümkün. Ve art niyetle. Çünkü dini okumuş bir insan olarak, dindar zamanlarımda bile benim için asla düşman olmadılar.

Örneğin bugün de mesnetsiz yalanlar uyduruluyor. “Camide içki içtiler”, “Siyah deri kıyafetlerle başörtülü bacımızı taciz ettiler” (Fantezi dünyaları da pek dar). Bugün uydurulan bu yalanlar ispatlanamadığı için inananı yok. Ama o devirde bu mümkün değildi. 

Bazı günahlar ve veballer bir devirle birlikte bitiyor galiba. Kindar ve dindar gençlik hayali kuranların muhatap oldukları gençlik, onların umduğundan ve kurgulamak istediğinden çok farklı. Çünkü kulakla duyduğuna değil, gözle gördüğüne inanıyor. Hatta onun bile gerçekliğini sorguluyor. Bu işin kurgusu, montajı var sonuçta. Tam olarak bu sebeple ortaokul ve lisede yönlendiremedikleri gençleri son yıllarda yeniden ortaya çıkan ve özellikle denetlenmeyen “sıbyan mektepleri” ile daha yaşken eğmek istiyorlar. Daha fidan bile olmadan körpecik yaşta. Yarım yamalak konuşan çocuklar “Yemekten önce bismillah çekmezsen Allah yakar” diyor korku dolu gözlerle. Arkadaşı besmele çekmedi diye ağlama krizlerine giriyor. Hayal gücünün sınırsız olduğu okul öncesi çağlarda pozitif ya da negatif mesajlarla kolaylıkla manipüle edebileceğiniz bu çocuklara bunu nasıl yapabilirsiniz? Sokaklarda görüyorum daha toka tutmayan tüy gibi saçları olan mini mini çocukların başına mini eşarplar takıyorlar. Dininizi zorbalık ve kandırma üzerine kurmak istediğinizden emin misiniz? Çünkü hükümetin kurgusu sıbyan mektepleri (Cemaatlerin kurduğu kreşlerde denetlenmeyen bir yapı), ilkokulda zorunlu din dersi, imam-hatip liseleri baskısıyla her ne kadar bu yönde olsa da sonsuza dek sizin fanusunuzda yaşamayacaklar. 

Tüm bu yapıların erken yaşta çocukların zihinlerini iğdiş etmesinin önüne geçecek tek çare ise kolay erişilebilir seküler eğitim imkânı. Bu sağlandıktan sonra çocuklar gerisini bir şekilde aşarlar. Hayvan sevgisinden uzak yetişkinlerin sırf çocuğu seviyor diye evine kedi almak zorunda kaldığı, Atatürk’e hakaret eden dedenin torununun üzerinde Atatürk baskılı tişörtle satranç kursuna gittiği bir Türkiye’de yaşıyoruz. Çocuk kanallarında yayınladığınız çizgi filmlerde verdiğiniz dini ve milliyetçi içeriklerle, okullarda başlattığınız cihatla fantastik dar bir alternatif dünya sunuyorsunuz gençlere ama onlar küçük bir coğrafyanın insanı olmaktansa dünya insanı olmaya inat ediyor. Bir sonraki neslin hep daha seküler yetiştiği günümüz Türkiyesi’nde Alevi-Sünni gerilimini kaşıyamazsınız.

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus