Yusuf Tunçbilek yazdı: İslamcılar neden İran’ı desteklemiyor?

28 Şubat’ta İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik başlattığı operasyonlar sürüyor. Türkiye’nin bölgeye komşu olması, ortak inanç bağları ve akraba toplulukların varlığı konuya ilgiyi artırıyor. Uzun süredir gündemin merkezinde Orta Doğu var. Suriyelilerin kitlesel göçü belirleyiciydi. İslamcı çevreler Suriye’ye odaklanırken, İran da buradan değerlendirilir oldu.

Muhammed Usame Karadeniz’in “Türkiye İslamcıları Gözüyle İran” isimli çalışmasını okurken, İran’daki savaşın başlaması bu yazıyı kaleme almamı sağladı. Karadeniz’in kitabı, Türkiye İslamcılarının İran’a bakışlarını anlamak açısından değerli. Yerel İslamcılar-Evrensel İslamcılar gibi kavramsallaştırmalarını da bu yazıda kullandığımı ifade etmeliyim.

Türkiye’deki İslamcıların İran’daki savaşa ilişkin mevcut pozisyonunu anlamak önemli. Çünkü hem devlet hem de sivil alanda etki kapasiteleri var. İslamcı hareketin ve aydınların bölgeye ilgisi 1979 İran Devrimi ile başlamıştı. Ancak yıllar içerisinde yaşanan savaşlar ve yeni gelişmelerle bu ilginin negatif yönde ilerlediği görülüyor.

Yusuf Tunçbilek yazdı: İslamcılar neden İran’ı desteklemiyor?
Yusuf Tunçbilek yazdı: İslamcılar neden İran’ı desteklemiyor?

İslamcı hareketin yükseliş yılları

Soğuk Savaş döneminde İslamcı akım ciddi bir güç kazandı. ABD’nin bunu Sovyetler Birliği’ne karşı kullanma planı ise Yeşil Kuşak Projesi olarak adlandırılmıştı. Bazı analizlerde bu politikanın Afganistan’da uygulandığı ileri sürüldü. 1979-1989 arasındaki Afgan Cihadı, Türkiye’deki İslamcıları etkileyen en önemli olaylardan biriydi.

İran’daki gelişmeler ise tam tersi bir duruma işaret ediyordu. 1979’da yaşanan devrim tam anlamıyla ABD karşıtıydı. Türkiye’deki İslamcıların çoğu bu devrimden ilham aldı. İran Devrimi, kapitalist ve komünist rejimler arasında sıkışan Müslüman dünyaya üçüncü bir yol gibi göründü. Ancak zamanla İran konusu İslamcıları bölen bir tartışmaya dönüştü.

İran Devrimi’nin Türkiye’de yarattığı etki

1960’lı yıllardan itibaren Ebul Ala Mevdudi, Seyyid Kutub, Ali Şeriati gibi İslamcı âlim ve aydınların Türkçeye çevrilmesiyle diğer Müslüman coğrafyalara olan ilgi artmaya başlamıştı. İran Devrimi ve Afgan Cihadı çıtayı yükseltti. Yükselen akım büyük ölçüde Evrensel İslamcı hareketti. 1980’li yıllarda İran ve Afganistan saflarında savaşan Türk İslamcılar da oldu.

Ali Bulaç, Selahaddin Eş Çakırgil, Ercüment Özkan ve Atasoy Müftüoğlu gibi isimler Evrensel İslamcılığı temsil ediyordu. İran Devrimi’ni olumlayan bu isimlerin çıkardıkları dergiler, 1970-80’lerde 50-60 bin tirajlı ciddi bir potansiyele sahipti. Kurumsal yapılar ise sınırlıydı. Metin Yüksel’in başkanlığını yaptığı Fatih Akıncıları bu konuda bir istisnaydı.

Yusuf Tunçbilek yazdı: İslamcılar neden İran’ı desteklemiyor?
Yusuf Tunçbilek yazdı: İslamcılar neden İran’ı desteklemiyor?

İran Devrimi’ne sempati duyan Metin Yüksel ve Sedat Yenigün gibi gelecek vadeden aktivist ve aydınlar faili meçhul suikastlarla öldürüldü. Bu süreçte sisteme muhalif olan Evrensel İslamcılar engellenirken, sağcılığa yatkın Yerel İslamcıların önü açıldı. Yerel İslamcılar zamanla İran karşıtlığını besleyen bir söylem geliştirdi ve bu söylemin etkisi günümüze kadar ulaştı.

Yusuf Tunçbilek yazdı: İslamcılar neden İran’ı desteklemiyor?
Yusuf Tunçbilek yazdı: İslamcılar neden İran’ı desteklemiyor?

İran Devrimi’ne yönelik tepkiler

Halifeliğin kaldırılmasından sonra Müslüman dünyadaki en büyük olaylardan biri İran Devrimi’ydi. Bu durum bazı çevrelerde bir tür kıskançlık duygusu oluşturdu. Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasını taşıyan, İstanbul’u fetheden ve yüzyıllarca Halifelik unvanını elinde bulunduran Türkiye Müslümanları bir şey yapamıyor da Şii İranlılar kim oluyordu?

Yerel İslamcılara göre, Müslümanların lideri, Müslümanların abisi Türkiye olmalıydı. Yiğit düştüğü yerden kalkacaktı. Müslümanlar içerisinde azınlık sayılan Şiilerden çıkan bir hareket asla örnek model olamazdı. Bütün bu süreçte aydın ve cemaatler aktif bir rol üstlendi. İran karşıtlığı böylece daha geniş bir kitleye yayıldı.

Türkiye merkezli yerel İslamcılık

Necip Fazıl Kısakürek, Kadir Mısıroğlu, Mehmet Şevket Eygi gibi Yerel İslamcı aydınlar İran’a karşı agresif bir söylem geliştirdi. Cumhuriyet döneminde Said Nursi, Süleyman Hilmi Tunahan, Hüseyin Hilmi Işık, Mahmut Ustaosmanoğlu öncülüğünde kurulan cemaatler de benzer bir anlayıştaydılar. Kitleler üzerinde kurdukları iktidarı böyle devam ettirmek istediler.

Yusuf Tunçbilek yazdı: İslamcılar neden İran’ı desteklemiyor?
Yusuf Tunçbilek yazdı: İslamcılar neden İran’ı desteklemiyor?

Osmanlı, Türkiye ve Türk milletini merkeze alan bu anlayışta, diğer Müslüman toplumlarda ortaya çıkan İslamcı grup ve aydınlar sapık, reformist gibi yaftalamalara maruz kaldı. İslam’ın evrensel mesajları inatla görmezden gelindi. Hz. Muhammed’in bir Arap olduğu ve Anadolu’yla hiçbir bağı olmadığı da unutulmuş gibiydi.

Yerel İslamcılar zamanla diğer düşünsel akımlara kendilerini kapattılar. Hayranlık duydukları Osmanlı’nın yüzyıllarca yönettiği Mısır gibi ülkelerden çıkan fikirlere dahi karşı çıktılar. Ancak en sert tepkiler İran’a yönelik geliştirildi. Şiiliğe karşıtlık, tarihten gelen Osmanlı-Safevi hasımlığı öfkeyi büyüttü. Süreç içerisinde devlet de pozisyonunu netleştirdi.

Tartışmaları derinleştiren dönüm noktaları

12 Eylül Askeri Darbesi (1980) öncesinde, 6 Eylül 1980’de Konya’da gerçekleşen Kudüs Mitingi, İslamcı hareketin bir meydan okuması olarak algılandı. 28 Şubat Postmodern Darbe (1997) döneminde, 31 Ocak 1997’de Ankara-Sincan’daki Kudüs Gecesi programı da tepki aldı. İran bağlantılı görülen bu programlara karşı güvenlik güçleri harekete geçti.

28 Şubat sürecinde İrancı olarak damgalananlara ciddi bir baskı uygulandı. Selam Tevhid Örgütü mensubu olduğu iddia edilen kişilerle Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı cinayetleri bağlantılandırıldı. Hizbullah İlim Grubu merkezli cinayet, işkence ve operasyonlar yıllarca gündem oldu. İran ve İrancılar konusu artık ulusal bir güvenlik problemine dönüştürülmüştü.

Yusuf Tunçbilek yazdı: İslamcılar neden İran’ı desteklemiyor?
Yusuf Tunçbilek yazdı: İslamcılar neden İran’ı desteklemiyor?

Türkiye’de bu gibi olaylar İran karşıtlığını artırırken, global ölçekte İran-Irak Savaşı (1980-1988), Hama Katliamı (1982), Kanlı Hac (1987), Selman Rüşdi Meselesi (1989), Afganistan Savaşı (2001-2021), Irak İşgali (2003), Lübnan Savaşı (2006) gibi olaylar yaşandı. Batı dünyası İran’a onlarca yıl süren ağır bir ambargo uyguladı.

İran karşıtlığında birleşen farklı kesimler

28 Şubat Süreci’nde de İran düşmandı. Devletin refleksleri ulusal güvenlikle bağlantılıydı. Türkiye’de sisteme karşı muhalefet dindar kitlelerden geliyordu. İran’da rejim değişikliğine yol açan devrim, Türkiye’de iç güvenliği alarma geçirdi. Böylece tehdit gibi algılanan Yerel İslamcılar ile devletin Batıcı güvenlik çevreleri İran eleştirisinde aynı çizgide buluştu.

AK Parti iktidarı Türkiye merkezli yerel bakış açısını güçlendirdi. İslamcılar toplumsal ve sivil düşünmeyi bıraktı, devlet merkezli bir stratejist gibi davrandılar. Jeopolitik çıkarları önceleyen devlet ile İslami hareket giderek bütünleşti ve İran nihayetinde bir rakip, bir düşman olarak kodlandı. Evrensel İslamcılar güç kaybederken, Yerel İslamcılar dozu artırdı.

Suriye’deki savaşla safların netleşmesi

Şüphesiz ki 2010 yılında başlayan Arap Baharı süreci İran’a yapılan eleştirilerin dozunu başka bir seviyeye çıkardı. İran yöneticileri Suriye’deki savaşta Esad rejimini desteklemişti. Bu süreçte Türkiye’deki İslamcılar da Suriyeli muhalifleri destekledi. Yaklaşık 15 yıl süren savaş kamplaşmayı düşmanlığa dönüştürdü.

Suriye Savaşı boyunca Türkiye’deki yeni nesil aktivist İslamcılar, Twitter ve YouTube gibi platformlar üzerinden İran karşıtı cepheyi büyüttü. Bu dezenformasyona istihbarat örgütlerinin katkı sunmadığını düşünmek saflık olur. Türkiye’deki genel kitle, yeni Osmanlıcı rüyalarda İran’ı negatif bir yerde konumlandırmıştı.

Yusuf Tunçbilek yazdı: İslamcılar neden İran’ı desteklemiyor?

Tel Aviv’e düşen füzelerle incinen İslamcılar

Hızlıca unutuldu ama Haziran 2025’te yaşanan 12 Gün Savaşı’nı da hatırlamak lazım. İran güçleri İsrail hedeflerini kendi topraklarında bombalıyor, psikolojik üstünlüğü ele geçiriyordu. ABD bunu gördü ve sözde barış oluşturdu. Türkiye’deki İslamcılar tam o günlerde mizah dergisi Leman’da yayımlanan bir karikatüre karşı protestolarla meşgullerdi.

Selefilerden Sufilere, Milli Görüşçülerden AK Partililere kadar bütün Sünnileri birleştiren bu eylemler sadece Hz. Muhammed ve Hz. Musa’ya duyulan sevgiyle açıklanamaz. Ortada açık bir durum var, İsrail’in Şiiler tarafından vurulmasına karşı oluşan kıskançlıkla karışık öfke hali profesyonel bir yöntemle başka bir yere boşaltılıp gündem hızlıca Türkiye içerisine çekildi.

İran’ın balistik füzeleri Tel Aviv’i vurdukça Türkiye’de Yerel İslamcılarda adeta bir histeri hali oluştu. Filistin için yapabildikleri tek şey, McDonald’s’ta hamburger yiyen, Starbucks’ta kahve içen gariban insanlara saldırmaktı. Sanki bu füzeler İsrail’i değil de Türkiye’deki Yerel İslamcıları vurmuş gibiydi. Öfke ve hınçlarını Leman dergisinin ofisine saldırarak çıkardılar.

Yusuf Tunçbilek yazdı: İslamcılar neden İran’ı desteklemiyor?

İslamcı popülizm Sünni nefreti boşaltıyor

Örneğin Halil Konakçı isimli fenomen İslamcı, İran’a düzenlenen son saldırıları, “bir zalimin başka bir zalimin eliyle Allah tarafından cezalandırılması” olarak yorumladı. Sadece Konakçı değil, geniş bir kitle benzer düşünüyor. Bunun Hz. Muhammed’e ait bir söz olduğunu zannedenler de var. Ancak hadis kaynaklarında bu rivayetin doğruluğu tartışmalıdır.

Yusuf Tunçbilek yazdı: İslamcılar neden İran’ı desteklemiyor?

Diğer örnek ise son dönemin pop İslamcısı Altay Cem Meriç. Meriç söylemlerini Necip Fazıl Kısakürek ile Kadir Mısıroğlu gibi saldırgan bir tarzda kurguluyor. En son Ali Şeriati üzerinden İran’ı eleştirdi. Şeriati, İran’daki devrimden önce öldürülen İranlı bir sosyologdu. İran’daki yönetimle alakası yok. Aşırı düşmanlıklar manipülatif yorumların önünü açıyor.

Yusuf Tunçbilek yazdı: İslamcılar neden İran’ı desteklemiyor?

cmi?

Türkiye’de İslamcı hareket artık devletten bağımsız düşünemiyor. Devlet ise kendi jeopolitik çıkarlarını önceliklendiriyor. Dolayısıyla mevcut durumda İslamcılık ile devlet politikalarının aynı doğrultuda sürdürülmesi zorlaşıyor. Böyle olunca başörtüsü özgürlüğü, Ayasofya’nın cami yapılması ve Filistin gibi sembolik konular öne çıkarılıyor.

Sağcılık, Türk milliyetçiliği ve devlet politikalarıyla uyumlu Yerel İslamcılar, Evrensel İslamcılara üstün geldi. Bunun ulusal ve uluslararası birçok boyutu var. İsrail ve ABD’nin birlik olup İran’a saldırması bile Yerel İslamcıların fikirlerinin değişmesine neden olmadı. Yerel İslamcılar İslamcılığı bırakmıyor, ancak İran’a da destek vermiyor.

Sonuçta sosyal hareketler devlet merkezli istihbarat manipülasyonlarına oldukça açık durumda. İslamcı hareketteki İran karşıtlığı temelde buradan besleniyor. Mantıken ümmetçi olması gereken İslamcılık, ulus devlet yerelliğine hapsediliyor. Küresel etki kapasitesi yüksek İslam ve onun güçlü temsilcisi İslamcılık en temel vizyonundan mahrum bırakılıyor.

Konu aslında İran’ın desteklenip desteklenmemesi değil. Konu, İslamcı zihnin Müslümanlara yapılanlar karşısında felce uğramışçasına tepkisiz kalması. Mevcut durum ciddi bir sıkışmışlığı gösteriyor. Bunun aşılması ise mevcut gruplarla, partilerle değil, İslam’ın evrensel mesajına dikkat kesilen İslamcı aydınların açacağı yeni yollarla gerçekleştirilebilir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.