İlahiyatçı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ü rahmetle anarak başlayalım. Vefatının 10. yılında (22 Haziran 2016) bile Hoca, bugünümüze dair uyarılarıyla adeta dip diri. “Yargı, iktidar ile uyumlu işlemeli, iktidara göre düzenlenmeli” görüşünü ifade eden ve üst düzey yargı organlarında görev yapmış bir hukukçudan, isim vermeden, söz ediyor. Meşhur öfkesiyle kuvvetler birliğini öven böylesi bir politikanın yargıyı ve toplumu getireceği yerin tablosunu çizmiş. “Demek ki bundan böyle hakimler hüküm kurmadan önce iktidar partisinin il, ilçe başkanlarını arayıp ‘falan dosyada nasıl bir hüküm kurmamız uygun düşer?’ sorusunun cevabına göre karar verecekler” diyor. Yıllar öncesinden bugünümüzü resmedişi, Maun suresini açıkladığı yayında geçiyor. Üç satırlık Maun suresi, adaleti ve kamusal hakları yüceltir. Aynı zamanda bir lanetleme yer alır surede. Maun, namaz surelerindendir. Ancak surede açıklanan temel kuralın gereklerini yapmayanları, namaz kılanlardan olsalar bile gösteriş (riya yani şirk) ile suçlayarak lanetlemiştir. Yaşar Nuri Hoca bir de hadis ile örneklendiriyor surenin yorumunu. Ebu Hanif’in kabul ettiği 17 hadisten birisi ile açıklamış. “Ey insanlar sizden öncekileri helak eden nedir bilir misiniz? Bir hırsız sizin seçkinlerinizden ise onu kayırır, güçsüzlerden ise cezalandırırsınız.” Yaşar Nuri Öztürk’ü rahmet, minnet ve saygıyla anarak bu kısa örnekle 12. yargı paketi arasındaki ilişkiye bakalım.
Hukuku kuvvetin emrine vermek değil, kuvvetler ayrılığı yoluyla yargıyı bağımsız ve yansız bir kuvvet olarak tasarlamıştı sistemimiz. Hiçbir zaman bu ilkenin tam olarak yaşandığı bir ülke olamadık ama yine de kağıt üzerinde kalsa bile bu ilkeyi savunacak kurallarımız vardı. 12. yargı paketinde yer alan Yargıtay’ın bozma yetkisine ilişkin değişiklik getiren taslak TBMM Adalet Komisyonunda görüşülmeye başlandı. Tecrübelerimizden biliyoruz ki Cumhur İttifakı vekilleri, çoğunluk oyu görünümü veren ancak gerçekte kendilerini “talimatla el kaldırma” robotu haline getiren yöntemi, muhtemelen bu defa da sorgulamayacak. Gerçekten özgür iradeleriyle oy verecek olsalar “usul esastan önce gelir” ilkesini, hukukun evrensel kuralını çiğnemek istemeyenler çıkardı.

Yargıtayın yetkisini budayan madde Yargıtay’ın bozma kararlarında sadece usul kusuruna dayanan ret kararlarının verilmesini önlüyor. Yargı süreçlerinde usulün esasa mukaddem oluşu ve usul hataları nedeniyle bir mahkemenin kararının bozulması yargılama usulünün hukuka uygunluğuna dair bir değerlendirmeyi işaret eder. Ve bu yolla dosyanın esasına dair işleyişin de hukuk kurallarına uygunluğunu sağlamak içindir. Hukukun üstünlüğü ilkesinin yargı süreçlerinde kırıntısı dahi kalmayacak anlamına geliyor. Yargıtay yetkisi ne uğruna budanıyor? Yargıtay herhangi bir sulh ceza hakiminin kararı, dosyada yetkisizlik nedeniyle bozamasın diye hukuk ilkeleri By Pass ediliyor. Belki daha yerinde bir söyleyişle hukuk iktidarın emrine verilip adalet paspas oluyor. Siyasetin yargıya müdahalesi uzun süredir vaka-yı adiye haline gelmişti. Yargının siyasallaşması aşamasını geçmiş siyasetin yargısallaşması olgusunu yaşıyorduk. Şimdi 12. yargı paketi bu madde ile komisyondan ve meclisten geçerse hukuktan soyutlanmış yargı evresi başlayacak demektir.
Yıllardır yaşanan haksız yargı kararlarının zayıfı ezen, haklıyı haksız gören adaletsizliklerine muhatabız. Yüzlerce örnekte gördük bunu. En son özel okul öğretmenlerinin hak mücadelesinde onlara reva görülen şiddetin yasal zemini de hazır olacak. Madenciler örneği de cabası. Tüm emekçiler, emekliler, öğrenciler hak arama yollarını tıkayacak, kendilerine bir yol açmayı başarsalar bile 12. paketle yükseltilen, adaletten arındırılmış hukuksuzluk duvarı çıkacak önlerine. Böylesine aşikar şekilde adaleti çiğneyen bir maddenin yazılıp üstelik bir de pişkince savunulması ancak yargı reformu adı altında yapılabilirdi. Her yargı reformu düzenlemesinin yargı sistemini deformasyona uğrattığı yıllardır biliniyor. Ancak böylesi hukuka aykırı düzenlemenin şimdi yapılmasının elbette spesifik nedenine de bakmak gerekir.
“Sen yık geç, hukuk arkadan gelsin” sözünü unutan yoktur eminim. CHP’ye mutlak butlan kararını çıkarttırdıkları sulh hukuk mahkemesi kararını Yargıtay, yetkisizlik gerekçesiyle bozabilir endişesi yaşıyor belki iktidar. Bu ihtimali önlemek için şimdi bu pakette Yargıtay’a ‘yetkisizlik gerekçesiyle bozma yasağı’ gerilmesi yüksek ihtimal gibi. Yüksek yargıyı, temyiz makamını birinci derece mahkeme kararını onaylamaya mahkum eden bir yasa maddesiyle artık bu ülkede hukuktan söz etmenin anlamı kalmaz. Hukuktan, adaletten değil sadece partilerin siyaset yapma ihtimali bile kalmaz. Çünkü temyiz makamını ilk derece hakiminin kararına mahkum etmek örneğin bir meydan savaşında komutayı mareşale değil onbaşıya vermek gibi bir şey. Bu derece büyük güce erişen Adalet Bakanlığı günü gelince siyaseti paspas niyetine çiğneyecek jüristokrasi düzeni kurmayı murat ediyor olabilir.
Kimbilir belki Yargıtayın yüksek yargıçları da vaktiyle Anayasa Mahkemesi kararını paspas niyetine çiğneyerek Can Atalay’ın özgürlüğünü engellemenin bedelini ödüyor olabilir. En büyük bedeli de bu ülkenin hakkını arayan yurttaşları, adalete sığınmayı isteyen kitleler olacaktır eğer bu yasa bu haliyle geçerse.














