Metin Acıpayam yazdı: Taşrada dindarlık mı, dindar görünmek mi?

Taşrada dindarlık üzerine konuşurken önce zor bir ayrım yapmak gerekiyor: İnanmak başka, inanıyor görünmek başka. Burada eleştirdiğim şey dinî inanç değil; dindarlığın bir ahlaki sorumluluk olmaktan çıkıp sosyal bir kimlik, hatta bir tür korunma zırhı hâline gelmesi.

Çünkü bazı kapalı toplumsal yapılarda dindar görünmenin ciddi bir sosyal getirisi olabilir. İnsan size daha kolay güvenir, hakkınızda daha olumlu kanaat oluşur, bazı kusurlarınız daha kolay görmezden gelinir. Dindarlık görüntüsü, kişinin gerçek davranışlarıyla toplumun ona biçtiği ahlaki değer arasında bir tampon bölge oluşturabilir.

taşrada dindarlık
Metin Acıpayam yazdı: Taşrada dindarlık mı, dindar görünmek mi?

Dindarlığın zırha dönüşmesi

Psikolojide buna doğrudan “dindarlık hastalığı” demek mümkün değil. Fakat izlenim yönetimi, bilişsel çelişki ve ahlaki ruhsatlandırma (moral licensing) gibi kavramlar bu mekanizmanın bazı yönlerini açıklayabilir.

İnsan kendisini ahlaki bir kimlikle tanımladığında, zaman zaman yaptığı yanlışları bu kimliğin sağladığı olumlu benlik algısıyla dengeleyebilir. “Ben nasıl kötü biri olabilirim? Ben dindarım” düşüncesi, kişinin kendi davranışlarını sorgulamasını zorlaştırabilir.

Burada din, ahlaki bir muhasebe aracı olmaktan çıkıp ahlaki bir aklanma aracına dönüşmeye başladığında ciddi bir problem ortaya çıkar.

Asıl tehlike de budur.

Çünkü insan yanlış yapabilir. Hepimiz yapabiliriz. Mesele yanlış yapmak değil; yanlışını kutsal bir kimliğin arkasına saklayabilmektir.

İki hayat arasında

Kapalı bir sosyal çevrede kişinin kamusal kimliği ile özel hayatı arasında büyük bir mesafe oluşabilir. Gündüz son derece muhafazakâr, ahlakçı ve dindar bir görüntü sergileyen birinin gece özel hayatında bunun tam tersini yaşaması elbette mümkündür. Bağ evlerinde içki içmekten farklı cinsel deneyimlere kadar uzanan davranışların tek başına ahlaki ölçüsü ayrı bir tartışmadır.

Asıl sosyolojik mesele şudur:

Neden kişi yaşadığı hayatı değil, toplumun görmek istediği kişiyi göstermeye ihtiyaç duyuyor?

Çünkü mesele çoğu zaman davranıştan ziyade yakalanmamak hâline gelmiştir.

Böyle bir ortamda ahlak, “Doğru olan nedir?” sorusundan uzaklaşıp “Beni nasıl görüyorlar?” sorusuna dönüşür.

İşte burada ahlak ile itibar birbirine karışır.

Cehalet, kibir ve dindarlık aynı yerde buluşursa

Dindarlığın bilgi, tevazu ve ahlaki öz eleştiriyle birleştiği yerde insanı derinleştiren bir tarafı olabilir. Fakat cehalet ile kibir, dinî kimlikle birleştiğinde çok daha problemli bir psikolojik yapı ortaya çıkabilir.

Cehalet insanın bilmediğini fark etmemesidir.

Kibir ise bilmediği hâlde haklı olduğundan emin olması.

Dindarlık da bu yapının üzerine sorgulanamaz bir meşruiyet katmanı olarak yerleşirse, kişi artık yalnızca “Ben böyle düşünüyorum” demez:

“Ben böyle inanıyorum; dolayısıyla benim düşüncem ahlaken de doğrudur.”

Bu noktada tartışma imkânsızlaşır. Çünkü karşınızdaki kişi fikrini değil, kendisini ve kutsal kabul ettiği kimliğini savunmaktadır.

Sosyolojik olarak buna bir tür ahlaki dokunulmazlık üretimi diyebiliriz.

En büyük çelişki

Belki de taşrada dindar görünmenin en önemli avantajlarından biri budur: İnsan, toplumun gözünde ahlaki kredisi yüksek bir kimlik edinir.

Sonra o kredi, başka davranışların üzerini örtebilir.

Yalan söylemek, kibirlenmek, insanları küçümsemek, başkasının hakkını yemek, dedikodu yapmak, iftira atmak, liyakatsizliği savunmak…

Bunların hepsi bir insanın dindarlık görüntüsüyle yan yana bulunabilir.

Oysa dinî kimlik, bunların hiçbirini otomatik olarak ortadan kaldırmaz.

Başında dini semboller bulunan bir insanın kibri, kibir olmaktan çıkmaz.

Dindar görünen bir insanın cehaleti, bilgiye dönüşmez.

Ahlaklı görünmek, ahlaklı olmanın kendisi değildir.

Belki de taşrada asıl tartışmamız gereken soru bu:

İnsan neden iyi olmak yerine iyi görünmeyi tercih ediyor?

Çünkü iyi olmak zor iştir. Kendini sürekli sorgulamayı, yanıldığında kabul etmeyi, nefsine karşı durmayı ve başkasının hakkını gözetmeyi gerektirir.

İyi görünmek ise çok daha kolaydır.

Bir kimlik yeter.

Ve belki de dindarlığın en büyük sınavı, başkalarının gözündeki görüntü değil; kimsenin görmediği yerde nasıl bir insan olduğumuzdur.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş