Metin Acıpayam yazdı | Taşranın kaplumbağaları: Kabuğuna çekilince görünmez olduğunu sananların sosyolojisi

Taşrada bazı insanlar vardır, kendilerini sürekli gizlediklerini sanırlar. Oysa herkes onları görmektedir. Onlar yalnızca görüldüklerini kabul etmek istemezler. Tıpkı kaplumbağa gibi, başlarını kabuklarının içine soktuklarında dış dünyanın kendilerini artık fark edemeyeceğini düşünürler.

Ben bunlara “kaplumbağa tipleri” diyorum.

Kaplumbağanın kabuğu burada yalnızca bir korunma biçimi değildir; aynı zamanda bir kişilik stratejisidir. Bu tip, yaptığı küçük hesapların, kurduğu ilişkilerin, manipülasyonlarının ve duygusal manevralarının başkaları tarafından anlaşılmadığına inanır. Oysa çoğu zaman mesele zekâdan çok daha basittir: Çevresindeki insanlar onu anlamamış değildir; sadece onunla uğraşmayı bırakmıştır.

Kabuğun psikolojisi

Kaplumbağa tipi, reddedilmekten ve değersiz görülmekten aşırı korktuğu için kendisini geri çekilme yoluyla korur. Bir başkasında kendisinde bulunmayan bir özellik gördüğünde —bilgi, başarı, sevgi, özgüven, sosyal beceri, estetik duyarlılık veya entelektüel kapasite— bunu takdir etmek yerine tehdit olarak algılayabilir.

Çünkü başkasının meziyeti, kendi eksikliğini görünür hâle getirir.

Böylece ortaya tuhaf bir psikolojik mekanizma çıkar: Kendi yetersizliğiyle yüzleşmek yerine, yetersizliğini hatırlatan kişiyi cezalandırmak; küserek, sessizleşerek, iletişimi keserek, dedikodu yaparak, ima ederek ya da bir süreliğine tamamen ortadan kaybolarak.

Kabuğa çekilmek, böylece bir savunma mekanizmasına dönüşür.

Fakat bu geri çekilme gerçek bir huzur sağlamaz. Çünkü insan kendisinden kaçamaz. Kaplumbağa kabuğuna çekildiğinde dış dünya küçülür ama içerideki huzursuzluk büyür.

Metin Acıpayam yazdı | Taşranın kaplumbağaları: Kabuğuna çekilince görünmez olduğunu sananların sosyolojisi
Metin Acıpayam yazdı | Taşranın kaplumbağaları: Kabuğuna çekilince görünmez olduğunu sananların sosyolojisi

Görünmez olduğunu sanan insan

Kaplumbağa tipinin en ilginç taraflarından biri, kendi manipülasyonlarının fark edilmediğine inanmasıdır.

Birinden bir şey öğrenir, başka birine aktarır. Birinin söylediğini diğerine taşır. Bir yere bilgi almak için gider, başka bir yere o bilgiyi taşıyarak döner. Sürekli gidip gelir. Duyduğu şeyi tutamaz.

Çünkü bilgi onun için yalnızca bilgi değildir; ilişki kurmanın ve kendisine alan açmanın aracıdır. Bu nedenle kaplumbağa tipi bazen bir muhbir gibi çalışır. Duyulmaya gelir, anlatmaya gider. Kendisine söylenen sözün mahremiyetini değil, sağlayacağı sosyal avantajı düşünür.

Bunu da çoğu zaman “Ben kötü niyetli değilim, sadece söyledim” cümlesiyle meşrulaştırır. Oysa sosyolojik açıdan burada basit bir dedikodudan daha fazlası vardır: bilginin iktidar aracına dönüştürülmesi.

Max Weber’in toplumsal eylem yaklaşımı açısından bakıldığında, insan davranışının anlamını yalnızca davranışın kendisinde değil, o davranışın arkasındaki yönelimde aramak gerekir. Kaplumbağa tipinde de mesele çoğu zaman “ne söylediği” değil, neden söylediğidir.

Küçük iktidarların büyük oyunu

Taşrada büyük iktidarlara ulaşamayan bazı insanlar, küçük iktidar alanları üretir: bir makamla yakınlık kurmak, bir yöneticinin yanında görünmek, birinin sırrını bilmek, bir başkasının açığını taşımak, bir kurumun koridorlarında tanınmak, bir grubun içerisinde “bilgi sahibi kişi” konumuna gelmek…

Bunların hepsi kişiye küçük fakat önemli bir güç verir.

Weber’in iktidar anlayışı burada bize önemli bir kapı açar: İktidar yalnızca devlet makamında veya resmî otoritede bulunmaz; insanların bir ilişki içinde kendi iradelerini kabul ettirebilme imkânlarında da ortaya çıkar.

Kaplumbağa tipi çoğu zaman büyük bir güce sahip değildir. Fakat küçük güçleri biriktirir: bir telefon numarası, bir sır, bir dedikodu, bir makamla tanışıklık, bir yöneticinin yanında bulunmuş olmak, bir başkasının zayıf noktasını bilmek.

Bunlar onun küçük sermayeleridir.

Ve taşrada bazen küçücük sermayeler bile insana olduğundan büyük görünme imkânı verir.

Sevgiyle kavga eden insan

Bu tipolojinin daha derin tarafında ise sevgi meselesi vardır. Sevilme ihtiyacı ile sevgiye güvenememe hâli aynı kişide bulunabilir.

Çocuklukta veya geçmiş ilişkilerde yaşanan reddedilme, ihmal, aşağılanma ya da değersizlik deneyimleri, yetişkinlikte insanın yakınlık kurma biçimini etkileyebilir. Fakat bunu her kaplumbağa tipinin geçmişinde mutlaka bir travma vardır şeklinde okumak doğru olmaz.

Psikanalitik açıdan daha ihtiyatlı bir şey söyleyebiliriz: Yakınlık arzusu ile yakınlıktan korkma aynı anda çalışabilir.

Freud’un düşüncesinde bastırma, insanın kabul etmekte zorlandığı dürtü ve duygularla baş etmesinin temel mekanizmalarından biridir. Bu çerçevede sevgi ihtiyacı bastırıldığında ortadan kalkmaz; başka davranış biçimlerinde kendisini gösterebilir: kıskançlıkta, öfkede, kontrol arzusunda, küsmekte, insanları değersizleştirmekte, hatta bazen sürekli başkalarının ilişkilerini konuşmakta.

Çünkü insan bazen sahip olmak istediği şeyi doğrudan istemek yerine, onunla mücadele etmeyi öğrenir.

Sevgiye ulaşamayan insanın sevgiyi küçümsemesi mümkündür.

Ama bu sevgiye ihtiyacı olmadığı anlamına gelmez.

Tam tersine, bazen en çok ihtiyaç duyduğu şeye karşı en sert savunmayı geliştirir.

Cinsellik değil, bastırılmışlık

Burada Freud’u kullanırken dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var.

Her huzursuzluğu cinsellikle açıklamak, Freud’u anlamak değil; Freud’u karikatürleştirmektir.

Fakat Freud’un bize bıraktığı önemli miraslardan biri, insanın davranışlarının her zaman bilincindeki açıklamalarla sınırlı olmadığı düşüncesidir.

Cinsellik de bu çerçevede yalnızca biyolojik bir ihtiyaç değildir; arzu, yakınlık, haz, reddedilme, sahip olma ve kabul görme gibi çok daha geniş bir psikolojik alanın parçasıdır.

Dolayısıyla duygusal yakınlık kurmakta zorlanan, sürekli kendisini koruyan, başkalarının mutluluğundan rahatsız olan ve ilişkileri kontrol üzerinden kuran bir kişide bastırılmış arzu ve yakınlık ihtiyacı araştırılabilir.

Ama buradan herhangi bir kişinin özel cinsel hayatı hakkında sonuç çıkarmak mümkün değildir.

Mesele cinsel yönelim veya özel hayat değil; insanın kendi arzularıyla kurduğu ilişkidir.

Kabuğun içindeki çelişki

Kaplumbağa tipi çoğu zaman gelenekle kavga ediyor gibi görünür fakat geleneksel onaydan vazgeçemez. Özgürlükten söz eder fakat otorite karşısında küçülür. Samimiyetten söz eder fakat kendisini sürekli saklar. Sevgi ister fakat yakınlaşmaktan korkar. Başkalarının riyakârlığından şikâyet eder fakat kendi çelişkilerini görmek istemez. Modern görünmek ister fakat en geleneksel kabullerin içerisinde yaşar.

Bütün bunların ortak adı **”mış gibi yaşamak”**tır: mış gibi özgür, mış gibi samimi, mış gibi güçlü, mış gibi mutlu, mış gibi bilgili, mış gibi sosyal, mış gibi ahlaklı.

İnsan kendi gerçeğiyle karşılaşmadığı sürece, hayatını bu “mış gibi”lerin üzerine kurabilir.

Taşranın asıl kabuğu

Fakat burada mesele yalnızca birey değildir.

Kaplumbağa tiplerini üreten toplumsal ortamı da konuşmak gerekir.

İnsanların birbirini yakından tanıdığı, mahremiyetin daraldığı, sosyal itibarın büyük önem taşıdığı ve küçük çevrelerin güçlü olduğu yerlerde itibar yönetimi başlı başına bir yaşam stratejisine dönüşebilir.

Böyle ortamlarda insan bazen kendisi olmaktan çok, başkalarının gözünde nasıl göründüğünü yönetmeye çalışır.

Kabuğun amacı da budur: kendini saklamak, açık vermemek, yüzleşmemek.

Fakat ilginç olan şudur: Kabuğuna çekilen insan, görünmez olmaz. Sadece kendisini daha fazla ele verir. Çünkü insanın karakteri yalnızca söylediklerinde değil, küstüğünde, kıskandığında, başkasının başarısıyla karşılaştığında, kendisinden daha güçlü birinin karşısında durduğunda ve kendisine hiçbir çıkar sağlamayacak bir insanla karşılaştığında ortaya çıkar.

Kaplumbağanın problemi kabuğu değildir.

Kabuğunun kendisi olduğunu sanmasıdır.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş