Hafta Başı (98): Önce Gökçek, ardından Davutoğlu | DEM Parti kongresi 

İSTANBUL (Medyascope) – Hafta Başı’nın bu bölümünde Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır ve Kadri Gürsel,  DEM Parti kongresinin ardından Kürt siyasetinde yaşanabilecek dönüşümü, Melih Gökçek hakkındaki soruşturmayı ve Ahmet Davutoğlu’nun yıllar önceki sözleri nedeniyle ifadeye çağrılmasını değerlendirdi.

Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır ve Kadri Gürsel, haftanın öne çıkan siyasi gelişmelerini ele aldı. Programda Halkların Demokratik Partisi’nin (DEM Parti) kongresi ve yeni parti tartışmaları, PKK’nın feshi ve silah bırakma sürecinin Kürt siyasetine olası etkileri, Melih Gökçek soruşturması ile eski başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla ifadeye çağrılması konuşuldu.

Önce Gökçek, ardından Davutoğlu

Ruşen Çakır,  Gökçek’in AKP iktidarı döneminde ilk kez bu şekilde savcılık karşısına çıktığına dikkat çekerek soruşturmanın zamanlamasını gündeme getirdi.

Gazeteci Murat Ağırel’in yayınından sonra soruşturma açıldığını ancak Ağırel’in ifade vermeye gittiğinde önceden hazırlanmış kapsamlı bir dosyayla karşılaştığını söylediğini aktaran Çakır, soruşturmanın yalnızca yayın üzerine başlatılmış olamayacağını belirtti.

Gökçek hakkındaki dosyanın “akçeli işler” ve kaynak transferi iddialarıyla ilgili olduğunu belirten Gürsel, son dönemde Binali Yıldırım ve ailesi hakkında yayımlanan haberlere karşı iktidarın sessiz kalmasını da dikkat çekici bulduğunu söyledi.

Gürsel, mevcut medya düzeninde iktidara zarar verebilecek haberlerin engellenmesinin “yeni normal” haline geldiğini belirterek sözlerine şöyle devam etti:

“Binali Yıldırım ve ailesinin üzerinde bir koruma kalkanı göremiyorum. Melih Gökçek ve ailesi ise harcanabilir. Gökçek aslında 2017’de siyasetten tasfiye edildi. Oğlu milletvekili oldu ancak kendisi tasfiye edildikten sonra bir trol gibi hareket etmeye başladı. Ailenin kendisini hâlâ iktidarın bekası için ön safta savaşan ve kavga eden bir konumda göstermeye çalıştığını görüyoruz.”

Çakır, Davutoğlu hakkındaki dosyanın Gökçek soruşturmasından tamamen farklı olduğunu, konunun doğrudan düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Kadri Gürsel ise soruşturmayı yaklaşan seçim süreciyle ilişkilendirdi. 2027’nin seçim yılı olacağını düşündüğünü söyleyen Gürsel, “İktidar kendi arka bahçesinde ya da komşu bahçelerinde bir çekidüzen vermek, kendi tabiriyle hesaba çekmek istiyor. 2027-2028 sürecinde, 2023’teki gibi AKP’den kopmalar olmasın, yapılanların kimsenin yanına kalacağı zannedilmesin istiyor” dedi.

“Geçiş kongresi”

DEM Parti’nin yasal zorunluluk nedeniyle düzenlediği kongrenin bir “geçiş kongresi” niteliğinde olduğunu belirten Çakır, bahar aylarında yapılması beklenen olağanüstü kurultayla partinin adı, amblemi, yönetimi ve programının değişebileceğini söyledi.

Kadri Gürsel ise 2015’teki “Türkiye partisi” açılımının, Kürt siyasi hareketinin silahla ve siyasi şiddetle arasına mesafe koyma iddiasının yanı sıra Demirtaş’ın partinin geleceğini muhalefette görmesi sayesinde karşılık bulduğunu söyledi:

“Şu anda Türkiye partisi olma iddiasında olan, Selahattin Demirtaş gibi giderek otonomlaşmış ve izafi bir bağımsızlık edinmiş bir figür yok. DEM Parti tamamen bir arayüz işlevi görüyor. Bu bakımdan Türkiye partisi olma iddiasının yeniden tarif edilmesi gerekiyor. Türkiye partisi olmak, Kürtler dışındaki gruplara ve kesimlere açılmak, onların da desteğini almak demek. Kürt hareketi hangi temelde, hangi vaatle ve hangi öneriyle Kürt olmayanların desteğini alacak? Ben bunu zor görüyorum.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş