Taner Akçam yazdı: “Sallandıracaksın birkaç tanesini, bak bakalım yolsuzluk oluyor mu?”

Bu sözü eskiden kahvehanelerde çok duyardım. Şimdi eskinin kahvehaneleri kalmadı galiba! Ama belki söz hâlâ dolanıyordur…

Fon soygunu gündemden düşecek gibi durmuyor. Bu soygunu, MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin son çıkışı ile birlikte ele almakta fayda var.

Teşbihte hata olmazmış. Kasım 2000 bankacılık krizi, Şubat 2001 anayasa kitapçığı fırlatma olayı ve nihayet Nisan 2001 kasa fırlatma eylemi mevcut iktidarı çökertmiş ve Türkiye’yi yeni bir sürece sokmuştu.

Bence fon soygunu da benzeri bir dönüşüme işaret ediyor.

Bahçeli’nin son çıkışı ile birlikte AKP döneminin bittiğini söylersem çok hata etmiş olmam. Bu, Erdoğan döneminin de sonu anlamına mı gelecek, göreceğiz.

Daha önce de yazdığım gibi, Kürt sorunu merkezî önemdedir ve bu sorunun Tayyip Erdoğan ile çözülmesi mümkün değildir. Tercih yapılmak zorunda. Ya her şeye rağmen Erdoğan’ın yeniden seçilmesi ya da Kürt meselesinin çözümü.

Burada çok önemli bir aktör de Öcalan ve PKK! Onların tercihi de gelişmelerin yönü üzerinde bir etkiye sahip olacak.

Bahçeli’nin son önerisinin anlamı ve gelişmeleri hangi yöne doğru tetikleyeceği konusunda daha çok konuşacağız.

Ben şimdilik fon soygununun ahlaki boyutu ile ilgili bazı gözlemlerde bulunmak istiyorum.

Taner Akçam yazdı: "Sallandıracaksın birkaç tanesini, bak bakalım yolsuzluk oluyor mu?"
Taner Akçam yazdı: “Sallandıracaksın birkaç tanesini, bak bakalım yolsuzluk oluyor mu?”

Ağzımız açık şaşkınlıkla mı izlemek gerek?

Fon soygunu ile ilgili bazı detaylar ortaya çıktıkça toplumun büyük bir kesiminin gelişmeleri ağzı açık şaşkınlıkla izlediğini tahmin edebiliriz. “Yuh ulan, bu kadar da yüzsüzlük olmaz” en çok duyduğumuz ifadelerden birisi.

Foncu Fatma Betül Sayan Kaya’nın “Bilseydim kendi adımla yapmazdım” cümlesi yüzsüzlüğün boyutunu en iyi anlatan cümle… Fatma Hanım sahtekârlığını değil, sadece adıyla yapmış olmasını sorun görüyor.

Kabul ediyorum, bu kadar “kör gözüne” türünden kazık atma yüzsüzlüğü bana da çok geldi ama fon soygununa çok şaşırmadığımı itiraf etmek zorundayım. Çünkü ortada organize bir suç var. Son derece bilinçli düşünülmüş ve örgütlenmiş bir soygun var ve bu, ciddi tarihî köklere sahip.

Ben, toplum olarak “çalmayı ve mala çökmeyi” olağan sayan bir kültüre sahip olduğumuzu ve bunun da ötesinde “çalma ve mala çökmenin” hukuk sistemimizin bir parçası hâline getirilerek yapısallaştırılmış olduğunu düşünüyorum.

Siyaseten katl

Gençler bilir mi bilemedim ama kökleri Osmanlı’ya giden ve “siyaseten katl” olarak tanımlanan bir kurum vardı. Genel olarak Türk-İslam hukukunda padişahın “devletin bekası, kamu düzeni ve siyasi istikrarı korumak amacıyla ölüm cezası vermesi” olarak tanımlanırdı ama bilinmesi ve anılması daha çok ekonomik meselelerle ilgili oldu. Padişahlar, devlet bütçesi açık verince veya hazine iyice boşalınca, önde gelen ve zaten kendileri de “köşeyi dönerek” zengin olmuş bazı devlet erkânının kellesini keser, malına mülküne el koyarlardı. Böylece ekonomik zorlukları aşmaya çalışırlardı.

18. yüzyıl sonları ile 19. yüzyıl başlarında bu “kelle kesme ve mala çökme” örnekleri o kadar çok artmıştı ki konu Batılı diplomatların diline düşmüştü. Diplomatlar, “Osmanlı hazinesi epey boşalmış” diye espri yapar olmuşlardı.

Siyaseten katl, kurum olarak II. Mahmut ve sonra Tanzimat reformlarıyla ortadan kaldırıldı.

Taner Akçam yazdı: "Sallandıracaksın birkaç tanesini, bak bakalım yolsuzluk oluyor mu?"
Taner Akçam yazdı: “Sallandıracaksın birkaç tanesini, bak bakalım yolsuzluk oluyor mu?”

Emval-i metruke kanunları

Siyaseten katl kültürü yerini galiba emval-i metruke kanunlarına bıraktı. Bilindiği gibi, kökleri daha da öncelere gitmekle birlikte, 1913 sonrası başlayan bir süreçte Anadolu nüfusunun yaklaşık %20-25’ini oluşturan Hristiyan vatandaşlar sürüldüler ve çeşitli yollarla ülke dışına çıkarıldılar. Burada onların sürgünleri veya ülke dışına çıkartılmalarının nasıl adlandırılması gerektiği çok önemli değil. Hatta diyelim ki Hristiyanlar Doğu Anadolu’nun soğuk ve kurak dağlarından sıcak ve verimli ovalara gönderildiler.

Peki ya geride bıraktıkları malvarlıkları?

Osmanlı Devleti, 1915 Eylül ve Kasım aylarında çıkarttığı kanun ve kararnamelerle sürgün edilenlerin mallarına el konulacağını ve ama satışlarından elde edilecek karşılıklarının kendilerine verileceğini hükme bağladı.

1918 başlarında Maliye, Adliye ve İçişleri bakanlıkları tarafından oluşturulan bir komisyon konuya ilişkin bir rapor hazırladı. Sadrazamlık makamına sunulan raporda, sürgün edilen Hristiyanların mallarının veya değerlerinin karşılıklarının kendilerine verilmemiş olduğunu kayda geçirdi. Rapor, “kanunun gerekli gördüğü adımların bir an önce atılması elzemdir” diyordu. Ama hiçbir adım atılmadı.

Yeni kurulan Cumhuriyet yönetimi 15 ve 29 Nisan 1923 kanun ve kararnameleriyle, İttihatçıların emval-i metruke kanununu, yani Hristiyanların mallarına el koymayı yeniden Türk hukuk sisteminin esası yaptı.

O gün bu gündür, 1915’te “sahiplerine geri vereceğiz” denilen malların veya karşılıklarının verilmemiş olması gerçekliği hukuk sistemimize ilişkin esas bir sorunu olma özelliğini korur.

Hristiyanlara ait mallara, karşılıkları verilmeyerek devlet tarafından el konulması tek uygulama değildi. O dönemde çok sayıda sıradan fani de bu sürece katıldı. Hükümetten önce Hristiyanların malını mülkünü kendisi için çalıp çırpmak neredeyse bir yarış hâline dönüştü.

Bu “çökme” öylesine çılgınca boyutlardaydı ki bugün bazı meşhurların üzerine kayıtlı Ermeni kiliseleri bile vardır.

Fon soygunu açısından önemli olan boyut şu: Hem kanun ve kararnamelerle hem de vatandaşa egemen olan derin “yağma ve çökme” kültürü sayesinde, “hırsızlık sistemi” kurumsallaştı. Günlük deyişiyle “mala çökmek” sadece yapısal değil kültürel bir kurum hâline dönüştü.

Ahlaka çağrılar çözüm değil

Şimdi ortalık ahlak nutukları atanlardan, fon soygununu yapanları ahlaksızlıkla suçlayanlardan geçilmiyor. Haklı olarak bu nasıl ahlaksızlıktır diye küçük dilimizi yutuyoruz. Bu nedenle de insanlar ahlaka ve dürüst davranmaya çağrılıyor. Bence biraz boşuna bir uğraş.

Kanaatimce sahtekârlık, yolsuzluk ve hırsızlık insan fıtratının önemli bir parçası. Asırlardır, geliştirdikleri ahlak kurallarıyla dinler bile baş edememişler bu durumla.

En dindar gözüken bir insanın da hırsız olması bu nedenle şaşırtıcı değil.

O hâlde?

Çözüm çok basit. Ahlaka, dürüstlüğe çağrı çok hoş, elbette olmalı bu ama çözüm değil. Aslında herkesin bildiği ve anladığı bir tek çözüm var: “Sallandıracaksın birkaç tanesini, bak bakalım yolsuzluk oluyor mu?”

Burada “sallandırmayı” elbette mecazi anlamda kullanıyorum. Kastım çok sağlam bir hukuk sisteminin oluşturulması gerektiğidir. Elbette eğitim, ahlak vb. önemli ama her gün bunları zaten tekrar etmiyor muyuz? Yapılması gereken tek şey var: Hukuk sistemini öyle sıkı bir biçimde yeniden düzenlememiz gerekiyor ki yolsuzluk ve hırsızlık yapanı “anasından doğduğuna pişman edecek” hâle sokulması gerekiyor. “Ceza ile korkutmak” tek çözümdür. Yani kâğıt üstünde değil, bizzat uygulamalı…

Elbette ağır cezalandırmayı esas almış bir hukuk sisteminin bile bu işi halledemeyeceği haklı olarak iddia edilebilir. Zihniyet değişmedikçe, kültür değişmedikçe ne kadar iyi olsa da hukuk kuralları işletilmez vb. de denebilir.

Doğrudur! Siyaseten katl konuşulmadan, emval-i metruke kanunları ile resmîleştirilmiş yağmalama kültürünün bilincine varmadan çok ileri adım atamayız. Resmî kurumlardan daha hızlı davranarak “mala çökmeyi” bir meziyet olarak gören bir kültürümüzün var olduğunu konuşmadıkça ve kabul etmedikçe çok yol alamayız.

Ama görmemiz gerekiyor. Zihniyet kendiliğinden veya sadece eğitimle değişmez. Ceza da eğitim gibi zihniyeti değiştirmenin en önemli araçlarından birisidir.

Hukukun yetersiz olduğunu söylesek bile olmasının olmamasından daha iyi olduğunu kabul etmek zorundayız.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş