BeşiBirYerde (3): İstanbul Sözleşmesi’nin en önemli beş maddesi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye, kamuoyunda “İstanbul Sözleşmesi” olarak bilinen “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”nden, 19 Mart’ı 20 Mart’a bağlayan gece yarısı Cumhurbaşkanı kararıyla çıktı. 1 Temmuz’da yürürlükten kalkan sözleşme, imzalandığı ve yürürlüğe girdiği günden bu yana siyasetin gündemindeydi. Kadın mücadelesinin kazanımı olarak görülen İstanbul Sözleşmesi’nin en önemli beş maddesi ile sözleşmenin kadınları, çocukları, LGBTİQ+’ları nasıl koruduğunu anlattık.

Fotoğraflar: Sedat Elbasan

1) Madde 1

Toplumsal cinsiyet eşitliği için önemli bir adım olarak görülen İstanbul Sözleşmesi’nin 1. maddesi asıl amacını tanımlıyor. 12 bölüm 81 maddeden oluşan sözleşmenin ilk maddesi, kadınları her türlü şiddete karşı nasıl koruyacağını da anlatıyor:

  • Kadınları her türlü şiddete karşı korumak ve kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak, 
  • Kadına karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve kadınları güçlendirmek de dahil olmak üzere, kadınlarla erkekler arasında önemli ölçüde eşitliği yaygınlaştırmak,
  • Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin tüm mağdurlarının korunması ve bunlara yardım edilmesi için kapsamlı bir çerçeve, politika ve tedbirler tasarlamak,
  • Kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti ortadan kaldırma amacıyla uluslararası işbirliğini yaygınlaştırmak,
  • Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin ortadan kaldırılması için bütüncül bir yaklaşımın benimsenmesi maksadıyla kuruluşların ve kolluk kuvvetleri birimlerinin birbiriyle etkili bir biçimde işbirliği yapmalarına destek ve yardım sağlamak. Tarafların söz konusu sözleşmenin hükümlerini etkili bir biçimde uygulamalarını sağlama amacıyla bu sözleşmede spesifik bir izleme mekanizması oluşturulmuştur.

Canan Güllü: “Eğer iktidar yapmıyorsa biz yerine getirmeliyiz”

“Türkiye, 1 Temmuz’da İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıyor” serimizin ikinci bölümünde Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF) Başkanı Canan Güllü ile devletin bu sözleşmeye imza atarak neleri kabul ettiğini konuşmuştuk. Sözleşmenin en önemli maddelerinin yerine getirilmesi için mücadele verdiklerini, sözleşmeden çekildikten sonra da vereceklerini söyleyen Güllü, 1. maddeye atıfta bulunarak “Bunlar devletin yükümlülükleriydi” demişti.

2) Madde 2

Kadına karşı şiddetin ve aile içi şiddetin her türünü kınayan sözleşmenin 2. maddesinde ise kapsamından bahsediliyor ve “Kadına karşı her türlü şiddet için geçerli olacaktır” deniyor:

  • Bu sözleşme, aile içi şiddet de dahil olmak üzere, kadınları orantısız bir biçimde etkileyen, kadına karşı her türlü şiddet için geçerli olacaktır. 
  • Taraflar bu sözleşmeyi tüm aile içi şiddet mağdurları için uygulamaya teşvik edilir. Taraflar bu sözleşmenin hükümlerinin uygulanmasında toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin kadın mağdurlarına özel olarak dikkat göstereceklerdir. 
  • Bu sözleşme, barış zamanında ve silahlı çatışma durumlarında geçerli olacaktır.  

3) Madde 4 

Kadına karşı şiddetin yapısal özelliğinin, toplumsal cinsiyete dayandığını belirten sözleşmenin 4. maddesinde ise temel haklar, eşitlik ve ayrımcılık ele alınıyor. Bu madde, İstanbul Sözleşmesi’nin en çok tartışma yaratan maddesi idi. Bazı kesimler, sözleşmenin cinsel yönelime dayalı ayrımcılığı önlemeyi hedeflemesine, LGBTİ+ bireyleri kapsamasına tepki gösterdi.

Temel haklar, eşitlik ve ayrımcılık yapılmaması öngören 4. maddenin içeriği şöyle:

  • Taraflar herkesin özellikle de kadınların, gerek kamu gerekse özel alanda şiddete maruz kalmaksızın yaşama hakkını yaygınlaştırmak ve korumak için gerekli olan yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır. 
  • Taraflar, kadınlara karşı her türlü ayrımcılığı kınayacak ve ayrımcılığı önlemek üzere özellikle aşağıdakiler dahil olmak üzere, gerekli yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır: Ulusal anayasalarında veya ilgili diğer mevzuata kadın erkek eşitliği ilkesini dahil edecek ve bu ilkenin uygulamada gerçekleştirilmesini temin edeceklerdir. Yerine göre, yaptırımların uygulanması yolu da dahil olmak üzere, kadınlara karşı ayrımcılığı yasaklayacaklardır. Kadınlara karşı ayrımcılık yapan yasa ve uygulamaları yürürlükten kaldıracaklardır. 
  • Taraflar bu sözleşme hükümlerinin, özellikle de mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirlerin, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını temin edeceklerdir. 
  • Kadınların toplumsal cinsiyete dayalı şiddete karşı korunması için gerekli olan özel tedbirler, bu sözleşme hükümlerince ayrımcılık olarak sayılmayacaktır.

Berrin Sönmez: “Bu, AKP için de bir gerilemedir”

2 Temmuz 2020 tarihinde AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi‘nden çıkabileceğinin sinyalini vererek, “Nasıl usulünü yerine getirerek bu sözleşme imzalanmışsa, aynı şekilde usulü yerine getirilerek bu sözleşmeden çıkılır” dedi. Kurtulmuş, 30 yerel televizyonun ortak canlı yayınında, “Sözleşme iptal edilir mi?” sorusuna ise 4. maddeye değinerek cevap verdi ve “Bu metnin içinde iki tane önemli husus var dikkat çekmemiz gereken ve bizimle asla uyuşmayan. Bunlardan birisi toplumsal cinsiyet meselesi, bir de cinsel yönelim tercihi. Şimdi bunlar ve başka şeyler de var ama bu iki meselenin demin konuştuğumuz çerçevede tam da bu LGBT vesaire gibi unsurların, marjinal unsurların ekmeğine yağ sürecek kavramlar olduğu ya da onların arkasına sığınarak faaliyet yapabilecekleri alanlar olduğu görülüyor. Halkımızda böyle büyük bir beklenti varken AK Parti olarak biz buna bigâne kalmayız” diye konuştu.

“Türkiye, 1 Temmuz’da İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıyor” serimizin dördüncü bölümünde, bu sözleri hatırlatan feminist-aktivist, Gazete Duvar yazarı, Medyascope yorumcusu Berrin Sönmez, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu konuda attığı adımları şöyle anlattı: 

“Bu tartışmalar büyüdüğü zaman hemen hemen her kanalda İstanbul Sözleşmesi tartışılmaya başlandı. Araştırmalarda, Temmuz 2020’de, ‘İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmalı’ diyenlerin oranı yüzde 17 idi. Biz o dönemde Türkiye’de pek olmayan serbest tartışma ortamı yaşadık. Televizyonlarda farklı görüşlerde insanların bir araya geldiği tartışma ortamları oldu. Ağustos ayında ise bu oran 10 puan düştü ve yüzde 7’ye indi. Bu bir ayda İstanbul Sözleşmesi’nin öneminin kavranmasına sebep oldu. Cumhurbaşkanı bu etkiyi kesmek için devreye girdi. AKP’nin 19. kuruluş yıldönümünde Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözleşmenin adını söylemeden, ima ederek, ‘Bu tartışmalara nokta konulması gerektiğini düşünüyorum’ dedi. Toplumu çok iyi okuyan bir politikacı olarak gidişatı gördü ve bu söylemi aktardı. Ben o zaman da demiştim bunun bir nokta değil, noktalı virgül olduğunu. Arkasında çalışılıyordu. Zaman içinde bunu gördük. Bu karar, Türkiye için bir gerileme olmakla beraber, AKP için de bir gerilemedir. AKP kendisini daha dar bir kesimin desteğine muhtaç gördü ve o dar kesimin desteğine tutunmaya çalıştı.”

4) Madde 12

İstanbul Sözleşmesi’nin üçüncü bölümünde önleme maddeleri yer alıyor. Erkek şiddetine maruz bırakılan kadınların korunması konusunda bağlayıcılığı olan uluslararası ilk sözleşme İstanbul Sözleşmesi’nin 12. maddesinde fiziksel şiddet, taciz, tecavüz, zorla evlendirme, psikolojik şiddet, kadın sünneti, kürtaja zorlama gibi cinsel şiddetin her türüne yaptırım öngörüyor:

  • Taraflar kadınların daha aşağı düzeyde olduğu düşüncesine veya kadınların ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı ön yargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınması amacıyla kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesine yardımcı olacak tedbirleri alacaklardır.
  • Taraflar herhangi bir gerçek veya hükmi şahsiyetin bu sözleşmenin kapsamında kalan her türlü şiddet eylemini önleyecek gerekli yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır.
  • Bu bölüm uyarınca alınan tüm tedbirlerle, belirli şartlar nedeniyle hassas konuma gelmiş insanların ihtiyaçları göz önüne alınacak ve karşılanmaya çalışılacak ve tüm tedbirlerin merkezinde mağdurların insan hakları yer alacaktır.
  • Taraflar özellikle gençler ve erkekler olmak üzere, toplumun tüm bireylerinin bu sözleşme kapsamındaki her türlü şiddet olayının önlenmesine aktif bir biçimde katkıda bulunmasını teşvik etmeye yönelik gerekli tedbirleri alacaktır.
  • Taraflar kültür, töre, din, gelenek veya sözde “namus” gibi kavramların bu sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemine gerekçe olarak kullanılmamasını temin edeceklerdir.
  • Taraflar kadınların güçlendirilmesine yönelik program ve faaliyetlerin yaygınlaştırılması için gerekli tedbirleri alacaklardır.

5) Madde 49 

Sözleşmenin altıncı bölümünde ise soruşturma, kovuşturma, usul hukuku ve koruyucu tedbirler yer alıyor. Genel yükümlülüklerin yer aldığı madde 49’da, yasal tedbirlerin gecikmeden alınmasını öngörüyor:

  • Taraflar bu sözleşme kapsamındaki her türlü şiddet olayı ile ilgili soruşturma ve yasal işlemlerin, bir yandan cezai işlemlerin tüm safhalarında mağdurun hakları dikkate alınırken, gereksiz bir gecikme olmaksızın sürdürülmesini temin etmek üzere gerekli yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır.
  • Taraflar temel insan haklarına uygun bir biçimde ve toplumsal cinsiyet temelli bir şiddet eylemi anlayışıyla, Sözleşme uyarınca belirlenen suçların etkili bir biçimde soruşturulup kovuşturulmasını temin etmek üzere gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır.

Gülsüm Kav: “İstanbul Sözleşmesi’ni solumuş bir memleket olarak haklarımızdan asla vazgeçmeyeceğiz”

Medyascope olarak İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme tartışmaları başladığı andan bu güne sözleşmenin gerekliliklerini, neden önemli olduğunu, bundan sonra ne yapılacağını ve erkek şiddetine uğrayan kadınların nasıl hissettiğini konuştuk ve konuşmaya devam ediyoruz. 1 Temmuz’da, Türkiye’nin yasal olarak sözleşmeden çekilmesiyle birlikte kadın örgütleri ve aktivistler “Haklarımızdan, hayatlarımızdan, İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz” dedi, Türkiye’nin dört bir yanında sokakta seslerini duyurmak için eylem yaptı. Kadınlar bu eylemlerde sıkça polis müdahalesine maruz kaldı. 

Bu süreçte konuştuğumuz bazı avukatlar, aktivistler, siyasetçiler, kadın mücadelesi ile sözleşmeyi yeniden getireceklerini söylerken şiddete uğrayan kadınlar ise sözleşmeden çekilmeyle birlikte “sıkışmışlık” duygusu yaşadıklarını söylemişti. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Temsilcisi Gülsüm Kav ise “İstanbul Sözleşmesi’ni solumuş bir memleket olarak haklarımızdan asla vazgeçmeyeceğiz” demişti.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus