Sevilay Çelenk yazdı: Seviyorlar Hacı, haberin olsun!

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ötekinin kimliğini ve her şeyini kilit altında tutan hakim unsur, onun yapabileceği ya da seçebileceği şeylerin ne olduğuna da karar veriyor. Hatta bununla da kalmıyor ötekinin içinin derinliklerine zıpkınla dalıyor ve orada akıp duran duyguları da zapturapt altına almaya kalkıyor. O duyguya ses vermeye cüret ediyor. Hem de bir bakan olarak, Meclis kürsüsünden yapıyor bunu. Ötekileştirmekle kalmıyor yani, ötekini bölüp bir yarısını diğer yarısına karşı konumlandırıyor. “Terörist” diyor yetmiyor, “Hain” diyor yetmiyor. Bu kez duyguları ayaklandırmaya kalkıyor. Meclis sıralarında oturmakta olan HDP’li vekillere, “Kürtler sizden nefret ediyor” diye bas bas bağırıyor. “Bağzı Kürtler” filan da demiyor üstelik. “Kürtler sizden nefret ediyor” diyor, hem de defalarca. Net.

O vekillerin o sıralarda oturabilmesi milyonlarca Kürt’ün oyuyla mümkün olmuşsa da ne gam. “Oylarına sahip olabilirsin ama kalplerine asla” diyor. Ötekinin yerine, ötekine karşı ve ötekine rağmen onun duygularını konuşuyor. Bunlar hep fazla Yeşilçam filmi izlemekten diyeceğim ama oradaki o her şeye rağmen naiflik filan da yok bu bağırtıda. İnsanın tüylerini diken diken eden bir hâl var. Her şeyiyle ibretlik bir durum. Evlerden uzak…

Şuursuzluk kelimesini geçtiğimiz hafta fazla kullanmışım. Bugün kullanmayacağım. Anahtar kelimeleri tasarruflu kullanmalı. Sonra onlar da aşınıyor.

Çekmeceye kilitlemişler yurttaşın kimliğini. Yurttaş kim olarak ve hangi zeminde “eşitlik” ileri sürecek? Kimlik olmadan her şey problem, her şey eksik ve her şey fazla görüldüğü için kimlikten soyunup sosyal adalet de istenemiyor. Sonra bunun suçu da ötekinin üzerine kalıyor. Vay efendim bir kimlik tutturmuşmuş… Oysa tüm dünyaya karşı kimliksiz ve çırılçıplak bırakılmış kimin umrunda. Kimliğini çekmeceye kapatmış olandan yine de adalet umabileceğini söyleyenler de var. Oysa olmaz. Yok böyle bir imkan.

Kimlik mücadelesinin sosyal, psikolojik ve de kültürel olarak en temel sosyal adalet mücadelesi olduğunu herkezler bir gün yüreğinde hissedecek. Kimliklerin sosyal adalet ve eşitlik iddiasının sıfır noktası olduğunu filan anlamak gerekecek. Nasıl ki cinsiyet kimliğini tanımadan ve cinsiyet eşitliğini kabul etmeden kadınlara, eşcinsellere, translara ya da nonbinary olanlara adalet vaat etmek mümkün değilse, Kürd’ün, Çerkez’in veya Laz’ın kimliğini ve eşit olduğunu kabul etmeden de onlara adalet sağlayamazsın.

Duygular hakkında konuşulunca böyle bir giriş yapayım dedim. Fakat esasen Medyascope hafta sonu yazılarında bir müddet kimlik siyaseti gibi ciddi konulara da girmek istemiyorum. Yorulmuşum, bezmişim biraz. Elimizde bir hafta sonumuz kalmış. Bu kadar yeter. Azıcık nefes alalım. Zihinsel yolculuklara çıkalım istiyorum. Benimle çıkacağınız zihinsel yolculuktan da ilerleme beklemeyin zaten, daha ziyade dallanıp budaklanıp yayılmakla iştigal ediyorum. Yirmi birinci yüzyılın bilinç akışı tekniğiyle yazan son kişisiyim. Retroyum biraz. Düzen, istikrar, geniş ve ferah aralıklarla akan kısa yazılar istiyorsanız üzgünüm. Burası orası değil.

Üstelik zaten makul bir giriş yapsam da orada uzun boylu kalamıyorum. Whatsapp gruplarından çın çın caps, meme, fenomen tweetler, insta paylaşımları yağıyor. Bir bakıyorsun arkadaşın teki bir Kraliçe memesi göndermiş. Yanlış anlamayın, internette dolaşıma sokulan komik şeylerden söz ediyorum, yoksa Vikipedi tanımıyla “primat gövdesinin üst karın bölgesinde yer alan iki çıkıntı”nın birinden değil. Uzun zamandır kraliçeyle ve Buckingham’la hemhal olmadığımdan fena takıldım bu meme’e. Ya lütfen buna doğru düzgün bir isim bulalım Türkçe’de ya. Hadi bir ucundan tutun her biriniz de bulalım bir karşılık. Şimdilik biz de internet ya da sosyal medya geyiği diyelim. Ama aslında bunu beğenmiyorum. Baştan söyleyeyim. Bir yandan da çıkıntı demişken “meme” de uyuyor oraya. Hayret! Şundan söz ediyorum. Lütfen tıklayın. Lütfen… Nasıl komik değil mi? Sobayı yak Jack isimli bir hesaptan paylaşılmış. Nick alacaksan o da böyle olsun. Çok beğendim. Sobayı yak Jack! Başına eşarbını yarıdan bağlamış Müzeyyen Yenge modundaki Kraliçe, “Yavrım bizim kraliyette kurulu düzenimiz var. Yoksa Türkiye cennet vatan” diyor. Ah ah bilmez miyim kraliçe hanım teyze, o kurulu düzen herkeşin elini kolunu bağlıyor. Bizimkilerin de Beştepe’de bir kurulu düzeni var. Nasıl bıraksınlar? Doları zıplatıp faizi indiriyorlar. Bir aşağı bir yukarı, bizi serseme çevirirken onlar da kurulu zembereği korumuyor orada zahar. Düzenlerini koruyorlar.

Zahar dedim de şimdi de başımıza Medyascope’ta yazılarımızın seslendirilmesi işi çıktı. Sen yazıyorsun biri okuyor. Onları da düşünmek lazım. Okunması zor şekilde yazmamak lazım. Son yazımı Kaya Heyse okumuştu, baya baya iyiydi. Yampiri yampiri giden cümlelerimi düzeltmeye kalkmayan vurguları çok yerli yerindeydi. Sağolsunlar üç yazım da gayet güzel okundu, gayet güzel. Ben kendim okumaya kalksam komik yerlerinde gülmekten bir milim ilerleyemem. Kendi esprilerime de gülüyorum, evet. Sanırım bunca sıkıntı arasında zaten kendim de gülebileyim diye yapıyorum bu esprileri. Gelelim benim devrik cümlelere. Sütun yazıları yazmaya başladığımdan bir süre sonra, yazarken de konuşurken de cümlelerimin devrile devrile kurulduğunu fark ettim. Çok ilginç geldi bana. Gerçekten bunun için hiçbir şey yapmadığım gibi sıradan bir mail yazarken bile ne kadar çabalarsam çabalayayım devrilmeden yazamıyorum.

Bunu da düşündüm. Neden böyle olduğuna dair bir fikrim kesinlikle var. Çalınmış kimlik insanı olarak bir yerden devriliyorsun işte. Kürtçe maalesef hiç bilmediğim ve Türkçe’de de epeyce iddialı olduğum halde, cümleler devrik devrik. Farklı Kürt kuşaklar anadillerinden yavaş yavaş koparken, dilden dile aktarılmış bir şey, bir tortu belki, kullandıkları Türkçe’ye siniyor. Bize kalan da bu işte. Silinen dilin hala görünmekte olan izi gibi. Bu iz bende devrik cümlelerle ya da Rabia’nın ilk “a”sını kısa keserken, harem’in ilk “a”sını uzatmak gibi eğilimlerle tezahür ediyor. Bu kısaltmalar ve uzatmalar üstelik sadece benim sorunum değil, epeyce yaygın bizde. Kıbrıslılar’da da böyle. “Kıbrıslılar Kürt mü, ya da biz Kıbrıslı mıyız” diye düşünüp durdum bir zaman. Belki daha evvel de yazmışımdır bunu. Sonra, dedim olamaz. Fakat aynı anadan doğmadığımız kesin olsa da üzerimizdeki ana-babalık iddiası aynı milliyetçi muhafazakar toplumdan geliyor. Bu yüzden belki neyi uzatacağımızı ya da neyi kısaltacağımızı bir türlü sökemeyişimiz birbirine benziyordur. Dilimizde kusursuz Türkçe’ye direnen bir ağız, bir iz kalıyor. Palimpsest gibi. Bu sözcüğü de ihracımdan beri kullanmadığımı düşündüm. Yıllardır ilk kez Bursa Nilüfer Belediyesi’nin ev sahipliğini yaptığı o şahane “Yılın yazarı Gülten Akın Sempozyumu”nda, Asuman Susam’ın güzel konuşmasında duydum palimpsest’i. Asuman Susam bu kavramı Gülten Akın dizelerinin altında akıp duran ve onu bir nevi “zamansız” kılan izlerden söz ederken hatırlattı. Derslerimde ben de hep kullanırdım. “Palimpsest” filan derdim. Heyhat. Dön dolaş kraliçe memesinden söz et…

KHK’lar gidecek biz döneceğiz! OHAL Komisyonu hesap verecek! Şahsen şebeklerle ve ibişlerle de helalleşmeyeceğiz. Onlarla helalleşmiyoruz diye muhafazakar seçmen niye endişeleniyor bunu da anlayabilmiş değilim. Ne onlar ne de Mehmet Barlas, Engin Ardıç, Hilal Kaplan ve hatta Nihal Bengisu Karaca muhafazakar filan değil üstelik. Endişeli muhafazakarlar yüreklerini ferah tutsun. Helalleşmiyorum. Helalleşmeyeceğiz. Öyle bir duygumuz yok. Duygularımızdan söz edilecekse böyle edilsin…

Hasılı bizim duygularımızı bizden bile daha iyi bilenler var. Biri bunu da açıklasın.

Yine Twitter’da gencin biri Süleyman Soylu’dan esinlenmeyle arka arkaya üç kez filan bağıran harflerle “Kürtler sizden nefret ediyor” yazmış. Biri de altına “Kimden nefret ediyorum, ay bari onu da söyle” yazmış. O hesap. Tabii bu ifade sokak röportajlarının konusu olmaz mı olmuş, sokakta Kürt insanına bir “tür” olarak yaklaşıp sormuşlar, HDP’yi seviyor musunuz?” diye. Çünkü işin özü bu. Doğru soru bu. Başta da söylediğim gibi, Süleyman Soylu Meclis miktrofonuna abanıp HDP’lilere, “Kürtler sizden nefret ediyor!” diye defalarca höyledi. Söyledi derken, “he” yani “errrkek” versiyonunda bundan böyle “höyledi” diyoruz. “Höykürdü” diyecek halimiz yok. Cevaplar muazzam. Hele biri var “Sadece biz sevmiyoruz HDP’yi, Türkler de seviyor” diyor. Onca acıya rağmen öyle güzel, öyle iyimser, öyle inançlı… Her şeyi yaptınız ama bu toplumu kendiniz gibi sakilleşttiremediniz.

Seviyorlar Hacı, haberin olsun!

Sevilay Çelenk’in önceki yazıları:

Ama sayaç da işliyor Hacı!

Tutturmuşlar bir prompter!

Yoksa işte toplum yaşamı dediğin şey nedir ki?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus