Sevilay Çelenk yazdı: Tutturmuşlar bir prompter!

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Herkes başımıza bir prompter uzmanı olmuş. Prompter da prompter. Koskoca cumhurbaşkanını prompterdan vurmaya çalışıyorlar. Neymiş efendim prompter durunca Cumhurbaşkanı Erdoğan da duruyormuş. Eee duracak tabii, prompterla mı yarışıyor, nereye yetişecek? İnsan kendinden başka hiçbir şeye yetişmeye çalışmamalı ayrıca. Hiç kimseye yetişmeye de laf yetiştirmeye de gerek yok. Hayat herkesin cevabını verir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ekran konuşmalarında aniden durması bu tür bir felsefi kararlılıkla ilgili olmayabilir ama o da muhtemelen böyle düşünüyor. Hayat da Türk parası da herkese cevabını verir. Türk Lirası demişken, üyesi olduğum bir Whatsapp grubunda tam da şu dakikada TL düşüşünü durdurmak üzere önerilen formülü yazmadan geçmeyeyim. Adnan Oktar’ın başka bir cezaevine nakledilmesiyle ilgili bir son dakika haberine gruptan bir arkadaş şu yorumu yapıyor: Bence pilot çalışma olarak Adnan Oktar’ı evvela bir salsınlar. Belki dolar aniden düşer. Baktılar düşmüyor sonra yine alırlar içeri. Neden olmasın? Her yolu denemek lazım. Mesele mühim.

Gelelim şu prompter meselesine. Ne zannediyorsunuz, bir devlet başkanının yapacağı her konuşma üzerine durup düşünecek veya not filan alacak vaktinin olduğunu mu? Her işi bırakıp sadece yapacağı konuşmaları düşünse yine yetişemez. Doğal olarak konuşmaları bir ekip yazıyor. Hatta bir ekip başı da oluyor. Halay başı gibi. Halay başı kim çeker/ bir edalı kız çeker/ o kız yolu şaşırmış/İnşallah bize gider. Kız yolunu şaşırsın da halay çeke çeke onlara kadar gitsin istiyor ama kızın peşi sıra bütün ekip de gidecek. Bunu hesaba katmıyor şuursuz.

Ne diyordum? Metinleri bir ekip hazırlıyor. Onlar yazıyor, devlet adamları da okuyor. Bunda hiçbir sorun yok. Neyin peşindesiniz? Bir de üşenmemişler, cumhurbaşkanının bugüne kadarki bütün prompter kazalarından bir video hazırlayıp Youtube’a yüklemişler. Resmen kaşmerlik. Bakın daha birinci dakikasında Erdoğan şunu söylüyor: “Ben prompterın dersini veririm, Heheyt!” diyor. Ayrıca prompter takılınca Erdoğan da takıldı diye AKP’nin sonu gelecek filan zannetmeyin. Sen, ben, bir de prompter. Başka kim biliyor?

Dediğim gibi gerçekten de bu prompter kazalarıyla ilgili mesele tam da bu. Bu konuda tamamen cumhurbaşkanının yanındayım. Buradan kimseye ekmek çıkmaz. Fakaaat, gazetecilerin sorularını yanıtlama kisvesi altında, prompterdan cevapları okursanız, prompter durduğunda siz de durmuşsanız, siz durmadığınız halde gece vakti yayınlanan canlı yayında saatinizin akrebi ve yelkovanı akşamın 17.00’sinde filan bir yerde sürünüyorsa, o olmaz. Canım benim. Öyle şey olmaz. Gazeteciler yanıtlama kisvesi altında, dikkatle dikte edilmiş soruların promptera yüklenmiş cevaplarını okuyarak bu millete canlı yayın diye yutturmaya kimsenin hakkı yok. Olamaz! Sonra da vay efendim #Prompter trending topic olmuş. Ya ne olacaktı, halay başı mı?

Benim anlamadığım husus, sayın cumhurbaşkanına bu hakareti yapmaya kimin nasıl cüret ettiği. Tam da dolar almış başını giderken, memleket fakruzaruret içindeyken, koskoca cumhurbaşkanının dört adet gazetecimsi varlıktan gelecek kıtipiyoz soruyu cevaplamaktan aciz olduğu intibaını kim, hangi hayın sebeple yaratıyor? Prompterın dersini veren bir cumhurbaşkanı canlı yayın kisvesi altında, soru kisvesi altında, cevap kisvesine niye maruz bırakılıyor? Bunca kisvenin sebebi ne? Kisvenin tam anlamı neydi Allah aşkına? Bir bakayım. Bu kisve teriminde de bir numara olabilir. Dilimize Arapça’dan giren bir kelime. Büyük ihtimalle Birleşik Arap Emirlikleri üzerinden giriş yapmıştır. Ben öyle zannediyorum. Bir prens filan gelirken getirdiyse demek, dolar kisvesi altında. TDK’ya göre kisve basitçe “görünüş” demek. Bir de hacıların Kabe’de giydiği beyaz üstlüğe de kisve denirmiş. Anladın mı Hacı?

Sevgili hafta sonu okurları gerçekten de eğriye eğri doğruya doğru demezsek adil olamayız. Prompterdan konuşma yapmakta bir devlet başkanı bakımından hiçbir sorun yok. Üstelik benim bildiğim Trump dışında neredeyse tüm “dünya liderleri” prompter kullanmıştır. Onun kullanmaması da sadece şuursuzluktan. Tabii prompter takılınca donup kalmayacak kadar dersini çalışmak iyi olur elbette ama o da insanlık hali… Fakat dediğim gibi saçlarının teline kadar yeni rejime akredite dört gazeteci karşısında cumhurbaşkanına prompter kullandırtmak ne demek? Olmaz. Cevapları sorulamayınız. Lütfen, bu kadar da olmaz. Çanak soru sebeptir, prompter sonuç…

Bir kez daha SSK’yı batırdı diye Kemal Kılıçdaroğlu’na yüklenilmesi de sayın cumhurbaşkanına ayrı bir hayınlık. Yazıp yüklüyorlar promptera. “Bu kafa hala aynı yerde, ya sen zaten SSK’yı batırdın. Sen değil misin ya, Sosyal Sigortalar Kurumu’nun hastanelerinde insanların morglarda öldüğü dönemin sorumlusu sen değil misin?” İnanmıyorsunuz değil mi? Gerçekten koca ülkenin Titanik gibi battığı bir dönemde on bin milyonuncu kez Kılıçdaroğlu SSK’yı batırdı dedirtmek cumhurbaşkanına komplo değilse nedir? Morglarda ölmek hakeza? Aklıma yine Madenlileri getirdi. Maden’de günün olağandışı bir vaktinde salâ okunduğunda, büyükler başlarını iki yana sallayarak “Ölü ölmüş” derlerdi. Biri ölmüş değil de “Ölü ölmüş.” Kılıçdaroğlu işleri hep… Oymuş demek. Bu yaşımda nihayet ölünün ölmesini anladım.

Sevgili hafta sonu okurları, bu sayfaya biraz daha yerleşelim, başka konuları da konuşacağız. Filtre kahve de yaparım, yanında kurabiye bile olur. Şimdilik daha duvarlara tablo neyim de asamadık, boş duvarlarda ses yankı yapıyor. O yüzden sizi çok yormamaya çalışıyorum. Böyle biraz da eğlenelim diyorum ama olmuyor. Prompterdan doğrudan morga bağlanıyoruz. Memleket işleri. Bu memleketteki şuursuzluk insanda insicam bırakmıyor gerçekten. Bizim en büyük sorunumuz şuursuzluk gerçekten. Akıllara seza bir şuursuzluk her yerde hüküm sürüyor. Yıllar evvel Moldovalı bir lisans öğrencim, yaratıcı yazarlık dersimde şahane bir metin yazmıştı. Türkçe’ye müthiş hakimdi. Zaten hatırladığım kadarıyla fakültemizi de birincilikle bitirdi. Neyse işte, metin çok iyi ama bir “şuur”dur gidiyor. Dedim ki “Egor bu kelime biraz eski, gençler pek kullanmaz. Bilinç de diyebilirsin.” “Hayır hocam” dedi, “Şuuru özellikle kullanıyorum. Bilinç aynı manayı vermiyor.” Gerçekten de öyle. Mesela bilinçsiz demekle şuursuz demek aynı şey değil. Bilinçsizlik sanki eğitimle dönüştürülebilir. Şuursuzluk eğitimle meğitimle halledilemiyor. Maalesef.

Bu arada Sayın Emine Erdoğan da Afrika seyahatlerini yazmış. “Afrika Seyahatlerim” kitabının tanıtımı New York’ta yapılmış. Aslında hafta sonu ekine yazmaya çok uygun bir konu. Yanında kahve de çay da iyi giderdi. Fakat kitabı henüz göremediğim gibi şuur muur diye uzattım gitti, yerim kalmadı. Onu da artık başka zaman.

Bir de Ahmet Hakan’ın mutsuz kedisi Sekter var… Hafta sonu yazılarım için huzurlarınızda onu da ayırtmış olayım. Kisve kisve yazarım artık, merak buyurmayın.

Sevilay Çelenk’in önceki yazıları:

Yoksa işte toplum yaşamı dediğin şey nedir ki?

Sevilay Çelenk’in yazısını Engin Deniz İpek seslendirdi:

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus