Roj Girasun yazdı: Kolluk güçlerinin siyasallaşması bu kadar mı normal?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

1977’de CHP’nin genel başkanı Bülent Ecevit yurt çapında mitingler düzenliyordu. Haziranda bir erken seçim gerçekleşecekti. Kıbrıs Harekâtı’nın getirdiği şan ve “ortanın solu” ile kendisini halkçı yapan söylemleri siyasetinde birleştiren Ecevit yurt çapında mitingler düzenleyerek Demirel liderliğindeki Milliyetçi Cephe hükümetine karşı etkili bir muhalefet gerçekleştiriyordu. Ecevit bu gezisi boyunca birçok yerde saldırıyla karşılaştı. Saldırılar genelde MHP tarafından örgütleniyordu. MHP, Milliyetçi Cephe koalisyonunun ortağıydı. MHP lideri Türkeş ve partililer bu durumu pek umursamıyor ve güçlü oldukları yerde CHP’lilere saldırı organize etmeye devam ediyordu. Üstelik saldırıların birçoğunda silah kullanılıyordu MHP’liler tarafından. Ecevit birkaç suikast girişiminden şansı sayesinde kurtulabilmişti. Seçim çalışmaları için İzmir’e geldiği sırada havalimanında bir saldırıyla daha yüzleşti Bülent Ecevit. Bu sefer saldırının sahibi bir polisti. Pol-Bir ile bağlantılıydı. O dönem polis içinde kurulan ve sol, sosyal demokrat yönüyle bilinen polis örgütlenmesi Pol-Der’e karşı kurulan ülkücülerin polis içindeki örgütlenmesiydi Pol-Bir.

Pol-Bir’in bir üyesi daha önce başbakanlık yapmış ve ana muhalefet lideri olan bir siyasetçiye saldırı düzenliyordu. Ecevit yine şansı sayesinde bu saldırıdan kurtulmayı başaracak ve kurşun ise yakın arkadaşı Mehmet İsvan’ın diz kapağına isabet edecekti.

Pol-Bir vasıtasıyla polis içerisinde örgütlenen ülkücülerin alenen karıştığı daha birçok eylem vardı. Ülkücü itirafçılardan Ali Yurtaslan, “İtiraflar” adıyla Aydınlık gazetesi tarafından kitap olarak da basılan anılarında MHP’nin birçok yasadışı işte polisten destek aldığını belirtiyordu. Pol-Bir’in kurucularından Bekir Baz’ın MHP ve Ülkü Ocakları yetkilileriyle yakın ilişkide olduğunu ve cinayet işleyen bir ülkücünün arandığı zaman ona içeriden bilgi verdiğini söylüyordu. Polis gibi bir kurumun içerisinde bu denli tarafgir bir siyasetin olması 70’lerdeki Türkiye’nin kutuplaşması konusunda önemli fikirler veriyor. Pol-Bir, bu kutuplaşmadan polisler içerisinde son derece geniş bir örgütlülüğe sahip olan Pol-Der’i suçluyordu çoğu zaman. Solcu ve sosyal demokrat görüşlü polislerden oluşan Pol-Der’in polislerin özlük haklarını da savunan sendikaya benzer bir yanı da vardı. Pol-Der’li polislerin ülkücülere işkence yaptığını savunan Pol-Bir’li polisler ve MHP’liler, Pol-Bir’in meşruiyetini böyle savunuyordu. Sokaklar iki taraftan ölen insanlarla kan gölüne dönerken polisler de kendi içinde saflaşıyordu. Bu saflaşmada özellikle Pol-Der sol muhalefet tarafından övgüyle anılıyordu. Halbuki polis gibi bir kurumun siyasete tarafgir olduğun da toplumsal hayatı derinden etkileyeceği hep göz ardı edildi. Pol-Der, tıpkı karşıtı Pol-Bir gibi gündelik siyasetin dışında durması gereken bir kurumu tarafgir yapıyor ve toplumu bölüyordu. Bu da toplumda adalet duyusunun zedelenmesine sebep oluyordu.

12 Eylül darbesiyle Türkiye’nin siyasi iklimi keskin bir şekilde değişti. Siyaseti ciddi ölçüde denetleyen ve yeniden dizayn etmeye çalışan askeri cunta yeni yaptığı anayasada polislerin sendikaya üye olma, sendika kurma ve dernek kurma haklarını kesinkes yasakladı. Özel olarak Pol-Der gibi örgütlenmelerin bir daha kurulmasının önünü kesen askeri cunta yeniden dizayn ettiği Türkiye siyasetinde polisi de sağ ve muhafazakâr bir yere çekti.

MHP ve ülkü ocakları 12 Eylül sonrasında kapatılmış ve liderleri yargılanmıştı. MHP, siyasi yasakların ardından 90’larda yeniden siyasete döndüğünde devlet kurumları içerisinde örgütlenmeye başladı. Polislik MHP için cazibeli bir alandı. Milliyetçi hamasetlerin doğallığında karşılık bulduğu polislik, MHP için yeniden örgütlenmesi gereken bir mevzi haline gelmeye başladı. 90’larda Kürt hareketinin gelişmesi ve şehirlerde yasadışı sol hareketlerin de eylemlerini yükseltmesiyle MHP, polis içinde örgütlenmek için doğal bir iklim buldu kendisine.

2000 senesinde DSP-MHP koalisyonu döneminde polislerin yaptığı izinsiz yürüyüş özellikle hatırlanmalıdır. Terör eylemlerinde yasaların bağlayıcılığından dolayı silah kullanamadıkları ve kendilerini koruyamadıklarını söyleyen polisler İstanbul Valiliği’nin önüne yürüyüş gerçekleştirmişlerdi. Yol boyu silahlarını havaya kaldıran polisler tıpkı bir siyasi örgüt militanı gibi tehdit sloganları atıyordu. “Dişe diş kana kan”, “Çevik burada, tetikçiler nerede”, “Örgütler savulun silah kullanacağız”, “Bu vatan Apo’ya mezar olacak” atılan sloganlardan bazıları. Tüyleri ürperten an ise polisler İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi önünden geçerken yaşanıyor. Polisler silahlarını yeniden havaya kaldırarak ve İstanbul Üniversitesi’ni işaret ederek “İşte burası terör yuvası” sloganlarını atıyorlar. Eylem bir şekilde yatıştırılıyordu ancak polislerin ideolojik konumlarını göstermesi açısından önemli bir deneyim oluyordu. Daha sonra AK Parti’nin iktidara gelmesi ve AB mevzuatlarının Türkiye’de daha özenli bir şekilde uygulanmasıyla polisin toplumdaki eski algısı büyük ölçüde değişti. Polisteki görünürde olan MHP etkisi de büyük ölçüde azaldı. AK Parti’nin iktidarıyla beraber polis içerisinde MHP’nin yerine Fethullahçılar’ın örgütlenmesinin ve güç kazanmasının da payı vardı dönüşümde. 2010 senesinde dönemin AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, geçmişte sarkık bıyıklı özel harekâtçı polislerin Kürt illerinde yaptığı şiddet eylemlerinden şikâyet ediyordu. Çelik, AK Parti sayesinde bu tür siyasi angajmana sahip kişilerin polis içerisinden temizlendiğini belirtiyordu. Bu açıklamaya sinirlenen MHP Genel Başkanı Bahçeli: ”Ne yapacağız şimdi özel bir ordu kuruyorlar. Bu ordu, badem bıyıklılar ordusu mu olacak?” diyerek Fethullahçı örgütlenme çıkışı yapıyordu.

15 Temmuz sonrası AK Parti’nin devletin bütün kurumlarından Fethullahçılar’ı temizlemeye başlamasıyla polis içerisinde de yoğun bir tasfiye dönemi başladı. AK Parti ile MHP’nin ortaklığıyla beraber ülkücülük marjinal olmaktan çıkarak devletin kurumlarında yeniden örgütlenmeye başladı. Sarkık bıyıklılar polisliğe geri döndü. Geçtiğimiz günlerde polislerin mezuniyet töreninden bir görüntü yayınlandı. Yüzlerce yeni mezun polis bozkurt işareti yapıyor ve ülkücü marş söylüyordu. Polisin, saldırgan ve ırkçı yanlar taşıyan bir ideolojiyle örtüşmesi ve taraf olması gelecek açısından endişe verici. Fethullahçılar’ın polis içerisinde örgütlenmesine birtakım muhalefet çevreleri AK Parti ile Fethullahçılar’ın (O zamanki adlarıyla “Cemaat” ya da “Hizmet hareketi”) araları iyiyken de karşı çıkıyordu. AK Parti’yi daha en başından itibaren Fethullahçılar gibi cemaat veya tarikatlarla işbirliği içinde olmakla suçlayan muhalefet için polis içerisinde örgütlenen ülkücülerin aynı derecede kaygı oluşturmuyor olması düşündürücü. Muhalefet polis, yargı ve ordu kurumlarında örgütlenen cemaat ve tarikatları sürekli gündemde tuttu. Muhalefet cemaat ve tarikatların kurumlar içindeki örgütlenmesinde gördüğü tehlikeyi; 70’lerde, 90’larda birçok faili meçhul cinayete karışmış, kitlesel saldırılar gerçekleştirmiş şiddet yanlısı bir geçmişe sahip ülkücü grupların polis içerisinde örgütlenmesinde de görecek mi?

Roj Girasun’un önceki yazıları:

Vaktiyle bir Atsız varmış

Yine de miting deyip geçmemek gerek…

Yine mi Abdullah Gül?

Türkiye’nin stratejik konumu o kadar önemli mi?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus