Kemal Can yazdı: İYİ Parti’de ne oluyor?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Geçtiğimiz hafta İYİ Parti Başkanlık Divanı’nda birkaç önemli değişiklik yapıldı. Kuruluşundan itibaren teşkilattan sorumlu Koray Aydın’ın bu görevden alınması ve bu görevin Akşener’e bağlanması ile fazla konuşkan Yavuz Ağıralioğlu’nun başkanlık divanı dışına çıkartılması dikkate değer noktalardı. Bir süredir kulislere yansıyan bilgileri takip edenler için çok şaşırtıcı olmayan ve beklenen gelişmelerdi aslında. Hatta yaşananlar hem parti içinden hem dışarıdan bazı gözlemciler tarafından gecikmiş hamle olarak bile değerlendirildi. Partilerdeki ilçe yönetim kurulu istifalarını bile “deprem” diye vermeye alışmış medya ise elbette yine yüksek başlıklar attı. Akşener’in merkez sağ parti çizgisini belirginleştirmek istediği ve geçmiş siyasi mensubiyetleri nedeniyle buna itirazı olanları veya yönlendirmeye çalışanları etkisizleştirdiği şeklinde yorumlar yapıldı. Görev ve yetki kaybı yaşayanlardan şimdilik kuvvetli bir reaksiyon gelmediği için sarsıntının şiddetini kestiremiyoruz. Peki ne oldu ve devamı gelir mi? Akşener’in hamlesi ileriye dönük bir değişiklik mi yoksa geçmişe dönük bir düzeltme mi sayılmalı?

Gerekçelerini tartışmadan önce bazı cevapları peşinen verelim: Akşener’in gecikmiş sayılabilecek hamlesinin ileriye dönük –özellikle seçim sürecine dair-  bir tarafı olmakla birlikte, asıl olarak geriye doğru bir düzeltme adımı olduğu söylenebilir. “Kervanı yolda düz(elt)me” operasyonu da diyebiliriz. Çünkü Akşener, bir ihmalden veya zamansızlıktan gecikmedi, aksine bilinçli bir liderlik tutumu olarak bunu tercih etmişti. MHP içinde başlayan muhalefet hareketinde ve sonrasındaki zorunlu partileşme sürecinde, Akşener’in genel kamuoyunda sağladığı -partiden bağımsız- popülaritesi önemli bir faktördü. Hatta bu popülarite ona oy vermeyecek olanlara kadar genişlemişti. Akşener, bu avantajlı bireysel konumu devam ettirebilmek için parti işlerinden ihtiyatlı bir uzaklığa çekildi. Partiye hakim olmak için mücadeleye girişmeyerek, seçmeni açısından lidere bağımlı ama teşkilat ve siyasi çizgi açısından biraz başıboş parti riskini tercih etti. Seçimin ardından gelen istifasında varılan mutabakatta, kongre sürecindeki liste karalama hamlelerinde ve hatta Ümit Özdağ’ın Buğra Kavuncu’yu hedef alan huruç harekatında bile açık müdahaleden/mücadeleden kaçındı.

Akşener’i şimdi müdahale etmeye iten birkaç önemli dinamikten söz edebiliriz. Liderin, teşkilatın ve tabanın muhtariyetlerinin artık parti ve kendisi için avantaj olmaktan çıkması en önemli etken. Çünkü bu özerklik alanları sınırlarını genişletmeye ve diğer alanları etkilemeye veya o alanlara ilişkin varsayımları kontrole fazlaca heveslenmiş görünüyordu. Muhalefetin diğer aktörleri (partileri) arasında yakın ve orta vadeye ilişkin dar siyasi hesaplar iyice belirleyici olmaya başladı. Pazarlık masalarının kokusunu alan ve seçimin yaklaşmasıyla organizasyon avantajı öne çıkan profesyonel kadrolar, her çevrede aşırı hareketlendi. Liderlerin sürüklediği bir muhalefet ittifakıyla hareket mecburiyeti, kaçınılmaz olarak liderlerin ipleri daha kuvvetli tutmasını gerektiriyor. İYİ Parti’de biraz fazla serbest kalmış ipler, sağa sola çekiştirilmeye çoktan başlanmıştı. “Ömer’in yolu” gibi kafa karıştırıcı hamleler, iktidarın muhalefeti bozma adımlarına içeriden kapı açanlar görüldü. Akşener’in harekete geçme zamanlamasında, bu sorunlu denemelerin ölçülebilir başarısızlığının kuvvetli gerekçeler sağladığı da düşünülebilir.

İYİ Parti, siyasi çizgisi, taban profili ve teşkilat yapısı açısından netleşme/oturma fırsatı bulamamış çok genç bir parti. Toplam dört buçuk senelik bir geçmişi var. MHP’deki mahkemelik olağanüstü kongreler karmaşası, ardından 15 Temmuz atmosferinde aceleyle kurulup ittifakla girilen iki seçime maruz kalması,  kurumsallaşma için elverişli şartlar sayılamaz elbette. Daha ilk sınavında yüzde 10 barajını aşacak performans göstermek önemliydi ama bu performansı sağlayan hızın bazı şeylerden vazgeçmek anlamına geldiği ortada. Yaşanan “atak ergen” savrukluğu çok anlaşılır. İYİ Parti, gençliğin avantajı ile toyluğun sorunlarını, sıkıntılı bir dönemde birlikte sürüklemek zorunda kaldı. Ayrıca bu partiyi oluşturan kurucu ekibin uzun bir siyasi birliktelik geçmişi yoktu. Bazı ideolojik ve örgütsel hısımlıklar olsa bile, ne ideolojik ne de kadro bileşimi anlamında homojen bir başlangıç noktasından bahsedilebilir. Seçmenin önemli bir kısmı bununla tamamen ilgisizdi ve hâlâ da ilgisiz. Ancak herkes, henüz oluşmamış tabana dair tasavvurlar ileri sürerek siyaset yapıyor.

İYİ Parti’yi destekleyen önemli bir seçmen grubunun varlığı ortada. Neredeyse bütün araştırmalarda, 2018’e göre partinin oy desteğinin artırttığı ve siyasi dengede önemli bir ağırlık kazandığı görülüyor. Özellikle son bir yıl içinde, hızlı bir ivme artışı, ardından aynı hızda duraklama/gerileme ve sonra yeniden toparlanma takip ettik. Beş-altı puanlara varan bir dalgalanma yaşandığı söylendi. Bir muhalefet partisinin bu kadar kısa bir dönemde (6-8 ay) yüzde 12-18 arasında böylesi dalgalı grafik izlemesi, ana eğilimleri belirginleşmiş bir tabanın varlığından bahsetmeyi zorlaştırıyor. Aksine, çizgiden daha çok yöntem tercihlerine hassas bir seçmen profili varmış gibi duruyor. Bu yüzden partide etkili olmak isteyenlerin ve bu partiye ilişkin yorum yapanların hemen hepsi, siyasi çizgi tartışmalarından daha çok, başarı reçetesi yöntem ayrışmaları zemininde durmaya çalışıyor. Gayet açık siyasi (hatta ideolojik) dertleri olanlar bile, kendi tezlerini bir siyasi iddia olarak ortaya koymak yerine, sağlayacağı fayda üzerinden tanımlıyor. Bu çerçeveden bakılınca Akşener’in son hamlesi de, iddia edildiği gibi net bir taban ve çizgi tarifinden ziyade, yöntemsel bir tercih gibi duruyor. Seçmenle ilişkinin bu zeminde kalmasını, tutulmasını öneriyor.

İYİ Parti’nin içinde, civarında ve dışında çeşitli çevreler, geniş bir yelpazede misyonlar ve siyasi fırsatlar tarif ediyor. Kimileri Erdoğan sonrası AKP’nin, kimileri Bahçeli sonrası MHP’nin boşaltacağı alanda, milliyetçi-muhafazakâr kitle partisi ya da yeniden ihya edilen merkez partisi portresi çiziyor. Bu misyonların taşıyıcısı olacak taban dinamiklerinden bahsediliyor. Seküler milliyetçiliğin yükselmesinden veya cumhuriyetin kıymetini anlayacak muhafazakarlıktan söz açılıyor. Akşener ise yaptığı hamleyle, parti tabanı tarif etmek ve misyon çizme işini üstüne almıyor, bunların arkasına geçerek pozisyon kazanmaya kalkanların önünü kesmekle yetiniyor. Bu yüzden attığı adımın devamı sayılabilecek operasyonlar beklemek çok gerçekçi değil. Başta ekonomi kurmayları olmak üzere, arkalarında siyasi destek olmayan teknik kadrolarını, siyasi-ideolojik tacizlerden korumakla yetinmesi daha olası. Ancak böylece önümüzdeki dönemde seçmenle daha aracısız bir ilişki sorumluluğunu da üstlenmiş oluyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus