Önder Özden yazdı – DEM’in yalnızlığı: Çıplak iktidar ve siyasetin kumaşı

DEM Parti’nin ya da öncüllerinin üzerine on yıllardır sinmiş olan kalıcı bir imge var gibi: Yalnızlık. Siyasi olarak izole edilmiş, köşeye sıkıştırılmış ve çoğu zaman düşmanca bir kurumsal ve siyasal ortamda kendi başına mücadele etmek zorunda bırakılmış bir hareket imgesi bu. Üstelik bu imge bütünüyle temelsiz değil. Temsilcileri hapsedildi, siyasal alanı sürekli daraltıldı ve varlığı defalarca hukuki ve fiziki baskı altına alındı.

Bu deneyimlerin tarihsel ağırlığını görmezden gelmek mümkün değil. 1990’larda Leyla Zana’nın Meclis’te Kürtçe konuşmasıyla başlayan ve hapisle sonuçlanan süreç hâlâ hafızalarda. Zaman içinde pek çok milletvekili, partiyle ilişkili kişi benzer akıbetle karşılaştı: Tutuklamalar, saldırılar ve sistematik dışlama. Demokratik yollarla kazanılan belediyelere kayyum atandı; siyasal katılım sürekli kesintiye uğratıldı.

DEM Parti'den gözaltılara tepki: "Bu topraklara barış mutlaka gelecek"
DEM’in yalnızlığı: Çıplak iktidar ve siyasetin kumaşı

Bu süreçlerde belki de baskının kendisi kadar dikkat çeken şey, ona eşlik eden sessizlikti. Daha geniş muhalefet uzun süre görünür bir dayanışma sergilemedi. Ortak bir mücadele duygusu oluşmadı. DEM Parti, kurumsal gücün tüm ağırlığına karşı tek başına, korunaksız bir şekilde duruyor gibi görünüyordu.

Ancak daraltılan siyasal sahnedeki fiziksel yalnızlık, başka bir anlam ve ilişki ağının görünümü, ifadesi belki de.

Birlikte yürümenin kumaşı

Bu görünür izolasyonun altında başka bir siyasal bağlamın ipuçları saklı.

Kürt hareketinin ana damarının taşıdığı siyasal hat, uzun zamandır farklılıklar içinde birlikte yürüme fikrine dayanıyor. Parçalanmışlığa rağmen birlikte bir siyasal ufuk kurma, çoğulluğu ve bir aradalığı ısrarla savunan bir kolektif hayal gücü söz konusu. Bu sadece bir slogan ya da soyut bir ilke değil; siyasal anlamı örgütlemenin, kendini yalıtılmış bir aktör olarak değil, daha geniş tahayyül edilmiş bir topluluğun parçası olarak konumlandırmanın bir yolu.

Uğur Poyraz ile söyleşi: "DEM Parti hiçbir zaman muhalefet partisi olmadı"
DEM’in yalnızlığı: Çıplak iktidar ve siyasetin kumaşı

Bu açıdan bakıldığında DEM Parti ve öncülleri aslında hiçbir zaman gerçekten yalnız değildi. Kurumsal ittifakların olmadığı, baskının en yoğun olduğu anlarda bile bu kolektif hayal gücü tarafından çevrelenmişti. Bir anlamda bu tahayyülü giyinmişti.

Eğer yalnızlık, yalınlık (çıplaklık) anlamlı ilişkilerden, ortak bir ufuktan ve birlikte yürüme fikrinden mahrum bırakılmışlık ise, Kürt siyasal hareket tam olarak bu tanımın dışında bir yerde konumlanır. Bu hareket tabiri caizse asla çıplak değildi. Kürt hareketinin giysisi, kumaşı tam da bu siyasal hayal gücüydü.

Çıplaklık olarak yalnızlık

Yalnızlık sadece formel müttefiklerin yokluğu değildir. Sayısal azlık ya da siyasal marjinalleşme ile sınırlı değildir. Daha derin bir durumu ifade eder en nihayetinde; ilişkilerden, bağlardan ve kendi konumunun ötesine uzanan bir ufuktan soyulmuş olmayı, bu yalınlığa teslimiyeti işaret eder.

Bu anlamda yalnızlık, yalınlıkla ya da çıplaklıkla yakından ilişkili. Siyasal bir aktör, yalnızlığını yalnızca kendi gücüne ya da dar gündemine takılıp kaldıkça yaşar. Kendini başkalarıyla kurduğu ilişkiler içinde değil, kapalı bir mantığın içinde konumlandırdıkça yalnızlaşır. 

Mesele, o halde, niceliksel değil, ilişkiseldir. Bu ayrım her şeyden önce bugünün siyasal manzarasında yalnızlığın gerçekten nerede konumlandığını yeniden düşünmeye imkân tanır.

İktidarın yalınlığı

Bu çerçeveden bakıldığında, mevcut rejimin bastırmaya çalıştığı hareketlerden daha derin bir yalnızlık biçimini temsil ettiği söylenebilir.

Yargı gücünü bir araç olarak kullanarak muhalefeti bastıran, siyasal rakipleri etkisizleştiren ve siyasal alanı zor yoluyla şekillendiren bir rejim güçlü görünebilir. Ancak bu güç, aynı zamanda bir yalınlık halidir: Çıplak gücün açıklığı.

Bu tür bir güç, kolektif bir hayal gücünün giysisinden yoksundur. Ortak bir ufuk kurmaz; tekil bir gündemi dayatır. Görüş alanını daraltır ve siyasetin ilişkisel doğasını göz ardı eder.

Bunu yaparken kendini yalıtır. Sadece muhaliflerinden değil, kendi içinden de. Kendi safları içinde de bu durum bir yalnızlık üretir. İktidar bileşenleri, gerçek ifade ve çoğulluk imkânını sınırlayan koşullar altında hareket eder. Bu anlamda rejimin yalnızlığı hem dışsal hem de içseldir.

Bu, marjinalleşmeden değil, kopuştan doğan bir yalnızlık, çıplaklıktır.

Birlikte yürümenin mahkûmiyeti

Bu bakımdan özellikle Selahattin Demirtaş’ın hâlâ cezaevinde tutulması hiç de rastlantı değil. Demirtaş, en nihayetinde kolektif hayal gücünü görünür kılan, farklılıklar içinde birlikte yürümenin imkânını somutlaştırmamış mıdır kendi kişiliğinde, kumaşında?

CHP'li Tanrıkulu'ndan Adalet Bakanı, selahatin demirtaş
DEM’in yalnızlığı: Çıplak iktidar ve siyasetin kumaşı

Demirtaş’ın hapiste tutulması yalnızca hukuki ya da siyasal bir mesele değildir; aynı zamanda semboliktir de bu bakımdan. İki siyasal mantık arasındaki gerilimi yansıtır söz konusu tutsaklık: Birlikte bir ufuk kurmaya çalışan bir siyaset ile izolasyon ve kontrol üzerinden işleyen bir siyaset.

Bu tutukluluğun sürekliliği, yalnızca bir kişiyi değil, temsil ettiği fikri de sınırlandırma çabasıdır da. Yalnızlık mantığını aşan, ilişkiselliği ve çoğulluğu savunan bir fikri.

Tereddüt anı

Ancak bu kolektif hayal gücü içsel gerilimlerden muaf değil. Bazı anlarda, stratejik tercihler ya da siyasal söylemler bu kurucu kumaşı bir kenara bırakıp, yalınlığa kapı açıyor.

 Özellikle 19 Mart’tan bu yana yaşananlar, iki güç arasındaki bir mücadele olarak tanımlandığında ve bu iki güçten eşit mesafede durma gerekliliği vurgulandığında, asıl mesele gözden kaçıyor. Bu tür bir çerçeveleme, siyaseti alternatif bir ufuk kurma alanı olmaktan çıkarıp, mevcut güçler arasında bir konumlanma meselesine indirger. Neticede de, birlikte yürüme tahayyülünün ve iktidarın çıplaklığına karşı durmanın zemin aşınır.

Bu tür anlarda tehlike yalnızca dış baskı değildir. Asıl risk, içsel daralmadır; kolektif hayal gücünün giysisinden sıyrılıp daha kapalı, daha yalıtılmış bir konuma sürüklenme ihtimalidir.

Ve bu da başka bir yalnızlık, yalınlık ya da çıplaklık biçimidir.

Siyasetin iki hali

Ortaya çıkan şey, iki siyasal varoluş biçimi arasındaki temel karşıtlıktır. Bir tarafta çıplaklık var; ilişkilerden kopuk, dar bir gündeme sıkışmış, zor gücüne dayanan ve nihayetinde yalnızlaşan bir siyaset. Diğer tarafta ise örtünmüşlük söz konusu; birlikte yürüme fikrinden, ortak bir hayal gücünden ve ilişkilerden beslenen siyasal bir varoluş.

Görünen o ki DEM (ve belki de genel olarak CHP dışındaki muhalefet), bu iki uç arasında süregelen bir müzakere içinde. Tüm baskılara rağmen büyük ölçüde bu giysiyi taşımayı sürdürdü. Ancak bu, bir kez kazanılıp biten bir durum değil. Sürekli yeniden üretilmeyi gerektirir, her gün yeniden giyinmeyi talep eder.

CHP DEM PARTİ
DEM’in yalnızlığı: Çıplak iktidar ve siyasetin kumaşı

Kaybolmayan imâlar

Bugünün karmaşık siyasal ortamında, iktidarla kurulan ilişkilerin daha dolaylı ve zorunlu hale geldiği bir anda/süreçte, belirli işaretlere duyulan ihtiyaç artıyor.

Bu işaretler, bu hareketin tarihsel olarak taşıdığı kolektif hayal gücünün sürekliliğini hatırlatır. Açık beyanlar olmasa bile, küçük imâlar ve yönelimler bu sürekliliği görünür kılabilir.

Bu tür işaretler, dayatılan yalnızlık baskısına karşı bir cevap işlevi görür. Giysinin hâlâ taşındığını hatırlatır.

Müştereğin elbisesi

Siyasette yalnızlıktan söz etmek, basit bir izolasyon tespiti yapmak değil. Bu, hayal gücü ve siyasal varoluş koşulları üzerine daha derin sorular sormaktır bir bakıma.

DEM Parti belki yalnız görünüyor olabilir; ancak bu görünüm daha karmaşık bir anlam taşır bağrında. Birlikte yürüme fikrine dayanan kolektif bir hayal gücü, görünür ittifakların yokluğunda bile ilişkisel bir siyaset imkânını imler.

Buna karşılık, çıplak güce dayanan bir siyaset—baskı, susturma ve dar bir gündem üzerinden işleyen bir siyaset—güçlü görünse de, daha derin bir anlamda yalnızdır.

O halde mesele, bu iki varoluş biçimi arasındaki tercihtir belki de; kolektif hayal gücünün kumaşını taşımak, elbisesini giyinmek ya da çıplak gücün yalnızlığına teslim olmak. En nihayetinde siyaset müştereğin adabıyla ilişkiliyse, üzerimizde taşıdığımız kumaş da bir o kadar belirleyici hale gelir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.