Kiev’li gençler savaşın içinde genç olmayı anlattı: “Gelecek planlarım var ama geceyi sağ çıkarıp çıkaramayacağımı bilmiyorum”

İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope, Kiev’de yaşayan 20’li yaşlardaki üç gençle konuştu. Vladyslava, Volodymyr ve Nadiia, hava saldırısı alarmları, elektrik kesintileri ve cepheye giden yakınlarıyla birlikte geçen gündelik hayatlarını aktardı.

Haber özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Kiev’de yaşayan gençler savaş nedeniyle günlük hayatlarını, hava saldırısı alarmları ve elektrik kesintileri ile şekillendirmek zorunda kalıyor.
  • Savaş, Kievli gençlerin güvenlik kaygılarını ve gelecekteki planlarını derinden etkiliyor.
  • Gençler, sosyal hayatlarında bile savaşın koşullarına uyum sağlamak zorunda kalıyorlar.
  • Savaşın psikolojik etkileri arasında kaygı ve travma sonrası stres bozukluğu öne çıkıyor.
  • Maddi hayatta ise gençler, savaşla birlikte harcama alışkanlıklarını ve gelecek planlarını gözden geçirmek zorunda kalıyor.
Kiev’li gençler savaşın içinde genç olmayı anlattı: “Gelecek planlarım var ama geceyi sağ çıkarıp çıkaramayacağımı bilmiyorum”
İçindekiler
İlgili bağlantılar

Gece yarısı patlama sesiyle uyanıyorsunuz. Eğer çok yakında değilse yeniden uyumaya çalışıyorsunuz. Sabah haberleri açıyorsunuz ve o sesin 12 yaşındaki bir çocuğu öldürdüğünü öğreniyorsunuz. Sonra üniversiteye gidiyorsunuz. Kiev’de genç olmak bu demek.

Rusya’nın geniş çaplı saldırıları, başkentte üniversiteye giden, çalışan, kafelere ve etkinliklere katılan gençlerin hayatını kökten değiştirdi. Medyascope, bu hayatı üç gençten dinledi: 20 yaşındaki Vladyslava, Kiev-Mohıla Akademisi Ulusal Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler okuyor; işgal başladığında yurt dışındaydı, bir yıl sonra Ukrayna’ya döndü. 20 yaşındaki Volodymyr aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Fakültesi’nde öğrenci; savaşın hayatındaki en büyük değişikliğini orduya katılan babasıyla iletişimi olarak tanımlıyor. Nadiia ise savaş başladığında 16 yaşındaydı; yetişkinliğe geçişi, savaş ile siyasallaşmanın aynı döneme denk geldiği bir kuşağın parçası.

Üçünün anlattıkları, Kiev’de genç olmanın iki ayrı hayatı aynı anda yaşamak anlamına geldiğini gösteriyor: Bir yanda üniversite, arkadaşlık, aşk, gelecek, kariyer ve sosyal hayat; diğer yanda sirenler, patlamalar, yıkılan binalar, elektrik kesintileri, cepheye giden yaşıtlar ve hiçbir yerin bütünüyle güvenli olmadığını bilerek yaşamak.

“Sevdiklerimizi gömmek zorunda kalmamanın nasıl bir şey olduğunu da asla bilemeyeceğiz”

Vladyslava’ya göre savaştan önce Kiev’de genç olmak, bugüne kıyasla çok daha öngörülebilir bir hayat anlamına geliyordu. Güvenlik kaygısı, o dönem gençlerin gündelik planlarının merkezinde değildi:

“Savaştan önce Kiev’de genç olmak çok daha öngörülebilir bir şeydi. Gençler eğitimlerine, kariyerlerine, seyahat planlarına, hobilerine ve sosyal hayatlarına odaklanıyordu. Öğrenciler üniversiteye gidiyor, kafelerde arkadaşlarıyla buluşuyor, konserlere ve festivallere katılıyor, güvenlik meselesini sürekli düşünmeden geleceklerini planlıyordu.”

Bugün ise aynı şehirde hayat bütünüyle durmuş değil; ancak hayatın akışı, savaşın varlığına göre biçimlenmiş durumda:

“Ne yazık ki arkadaşlarım ve ben, ertesi sabah uyanamama ihtimalini düşünmeden genç olmanın nasıl bir şey olduğunu bilemeyeceğiz. Sevdiklerimizi gömmek zorunda kalmamanın nasıl bir şey olduğunu da asla bilemeyeceğiz. Bugün gençler hâlâ okuyor, çalışıyor, kafelere gidiyor, etkinliklere katılıyor ve arkadaşlarıyla vakit geçiriyor. Ama savaş her zaman arka planda varlığını sürdürüyor. Gündelik hayat; hava saldırısı alarmları, güvenlik kaygıları ve geleceğe dair belirsizlik tarafından şekilleniyor. Birçok genç, eğitimi ya da işiyle birlikte gönüllülük yapıyor, ordu için bağış topluyor ya da insani yardım girişimlerini destekliyor. Hayat devam ediyor ama eskisine göre çok daha fazla dayanıklılık ve uyum sağlama becerisi gerektiriyor. Gençler, gelecek planları yaparken bile bu planların her an değişebileceğini öğrenmiş durumda.”

Geceler: Alarm, patlama sesi ve sabah haberleri

Vladyslava, savaşın dışarıdan çoğu zaman yanlış hayal edildiğini söylüyor. Ona göre en çarpıcı gerçeklerden biri, bütün yıkıma rağmen hayatın devam etmek zorunda kalması:

“Savaşı hiç yaşamamış insanlar, savaş dönemindeki hayatı genellikle olduğundan çok farklı hayal ediyor. Ne yazık ki Ukraynalılar için ve yabancılar açısından beklenmedik biçimde, hayat devam ediyor. Etmek zorunda. Bir öğrenci olarak günlerim ders çalışmak ve çalışmakla geçiyor; bu yüzden pek fazla uyuyamıyorum. Çoğu zaman gece, hava saldırısı alarmıyla başlıyor. Sadece, ertesi gün sınavınız olduğu için yeterince dinlenebilmiş olmayı umuyorsunuz. Bazen gecenin ortasında patlama sesleriyle uyanıyorsunuz. Eğer çok yakında değillerse yeniden uyumaya çalışıyorsunuz. Sabah haberleri okuyorsunuz ve gece duyduğunuz patlamaların 12 yaşındaki bir çocuğu öldürdüğünü, birkaç kişiyi de yaraladığını öğreniyorsunuz. Sonra üniversiteye gidiyorsunuz. Vardığınızda, bazı camların patlamanın basınç dalgasıyla kırıldığını görüyorsunuz ama herkes yine de derslere giriyor, sınavlara katılıyor ve gününe devam ediyor. Çünkü etrafınızdaki hayat akmaya devam ediyor.”

Kiev'li gençler savaşın içinde genç olmayı anlattı: "Gelecek planlarım var ama geceyi sağ çıkarıp çıkaramayacağımı bilmiyorum"
Kiev’li gençler savaşın içinde genç olmayı anlattı: “Gelecek planlarım var ama geceyi sağ çıkarıp çıkaramayacağımı bilmiyorum”

“Bu kış, şanslıysak günde yalnızca 4 saat elektriğimiz vardı”

Vladyslava, kış aylarında savaşın etkisinin yalnızca alarmlarla değil, temel ihtiyaçların kesintiye uğramasıyla da hissedildiğini belirtti:

“Kış özellikle zordu. Rusya’nın enerji altyapısına yönelik saldırıları elektrik kesintilerine yol açtı; insanlar elektriksiz, ısınmasız, bazen de susuz kaldı. Bu dönemlerde öğrenciler çoğu zaman el feneriyle ders çalışıyor, powerbanklerini dolu tutuyor ve programlarını elektrik kesintilerine göre ayarlıyor. Buna rağmen insanlar çalışmaya, okumaya ve birbirlerine destek olmaya devam ediyor. Bu kış, şanslıysak günde yalnızca 4 saat elektriğimiz vardı.”

Savaşın gündelik hayattaki en somut etkilerinden biri de elektrik kesintileri. Volodymyr, elektriğin kesilmesini yalnızca teknik bir aksaklık olarak değil, sıcak sudan internete, ısınmadan yemek hazırlamaya kadar bütün hayatı etkileyen bir sorun olarak anlatıyor:

“En büyük sorunlardan biri elektrik eksikliği. Bu her şeyi etkiliyor. Elektrik olmadığında sıcak su kesiliyor, arkadaşlarınızdan ve ailenizden haber almak için internet olmuyor, kışın ısınma olmuyor, yemek hazırlamanın bile yolu kalmıyor. Elektrik kesintilerinin çoğunun yaşandığı kış aylarını atlatmayı çok zorlaştırıyor.”

Vladyslava, Kiev’de güvenlik duygusunu tek cümleyle anlatıyor.

“Her gece drone’lar ve füzelerle saldırıya uğrayan bir ülkede kendinizi güvende hissedemezsiniz.”

Nadiia’nın savaşın kendi kuşağına öğrettiği en sert şey olarak anlattığı duygu da aynı noktada birleşiyor: Güvenli alan fikrinin kaybı.

“Hiçbir yer güvenli değil. Saldırılar konut binalarını, yeraltı sığınaklarını, okulları, hastaneleri ve benzeri yerleri hedef alıyor. Savaş bize şunu öğretti: Bir gece yıkılan yer sizin eviniz, sığınağınız ya da okulunuz olabilir. Ve bir sonraki saldırıdan sağ çıkıp çıkamayacağınızı bilmenin gerçekten hiçbir yolu yok.”

Volodymyr için savaş, her gün metroya giderken gördüğü bir bina üzerinden gündelik hayatın içine yerleşmiş durumda:

“Kesinlikle hava saldırısı alarmı çaldığında hissediyorum. Evime sadece iki dakika uzaklıkta, Rus drone’u tarafından vurulmuş bir bina var. Metroya yetişmek için yürürken onu her gün görüyorum. Bu da size, bugün hayatta olduğunuz için ne kadar şanslı olduğunuzu sürekli hatırlatıyor.”

Kiev'li gençler savaşın içinde genç olmayı anlattı: "Gelecek planlarım var ama geceyi sağ çıkarıp çıkaramayacağımı bilmiyorum"
Kiev’li gençler savaşın içinde genç olmayı anlattı: “Gelecek planlarım var ama geceyi sağ çıkarıp çıkaramayacağımı bilmiyorum”

Sosyal hayat: Kafeler açık ama sığınak bilgisi de planın parçası

Kiev’de sosyal hayat tamamen yok olmuş değil. Ancak Vladyslava’ya göre sosyal hayat artık savaşın koşullarına uyum sağlamış durumda:

“İnsanlar savaşa rağmen hayatlarını yaşamaya çalışıyor. Gençler hâlâ kafelere gidiyor, yeni restoranları deniyor, konserlere ve kültürel etkinliklere katılıyor, arkadaşlarıyla vakit geçiriyor. Sosyal hayat ortadan kaybolmuş değil; sadece uyum sağlamış durumda. Ancak planlar hava saldırısı alarmlarıyla kesintiye uğrayabiliyor ve insanlar güvenlik durumunun her zaman farkında. Artık birçok etkinlikte sığınak bilgileri ve acil durum planları yer alıyor. Arkadaşlarla vakit geçirmek ve sosyal etkinliklere katılmak özellikle önemli hâle geldi. Çünkü bu, insanların bir normallik duygusunu korumasına ve savaş döneminde yaşamanın yarattığı stresle başa çıkmasına yardımcı oluyor.”

Volodymyr ise gençlerin buluşma biçiminin bile savaş koşullarına göre değiştiğini, konuşulan konuların giderek ağırlaştığını anlatıyor:

“Buluşma biçimimiz kesinlikle değişti. Metro saat 22.30’dan sonra çalışmıyor, bu yüzden saatin farkında olmak zorundayız. Konuştuğumuz konular da daha ağırlaştı. 16 yaşımızdan beri savaş, işgal ve orduya katılmak üzerine birçok konuşma yaptık.”

Kiev’de savaşın varlığını en güçlü hissettiği anları anlatırken ise Volodymyr, çok somut bir görüntüden söz ediyor. Evine yalnızca iki dakika uzaklıkta Rus drone’u tarafından vurulmuş bir bina var. Metroya giderken her gün o binanın yanından geçiyor:

“Kesinlikle hava saldırısı alarmı çaldığında hissediyorum. Evime sadece iki dakika uzaklıkta, Rus drone’u tarafından vurulmuş bir bina var. Metroya yetişmek için yürürken onu her gün görüyorum. Bu da size, bugün hayatta olduğunuz için ne kadar şanslı olduğunuzu sürekli hatırlatıyor.”

Vladyslava’nın yaşadığı şehir, Dinyeper Nehri ile iki yakaya ayrılıyor. Sol yakada yaşayan, çoğunlukla sağ yakada okuyan ve vakit geçiren Vladyslava için hava saldırısı alarmı, sosyal hayatın saatini de belirliyor.

“Gece olduğunda, uyanıp hayatıma devam edebilecek kadar şanslı olup olmayacağımı düşünüyorum. Gündüzleri ise genellikle eve gitmek için köprüyü geçemeyeceğimi düşünüyorum. Hava saldırısı alarmı çaldığında, drone ya da füze saldırısı tehlikesi nedeniyle metro köprüyü geçemiyor. Ben Kiev’in sol yakasında yaşıyorum ama çoğunlukla sağ yakada okuyup vakit geçiriyorum. Bu yüzden bütün gece dışarıda eğlenemiyorum; çünkü saat 22.20’de metroya binmem ve hava saldırısı alarmının çalmaması için dua etmem gerekiyor. Aksi hâlde eve yetişemem.”

Savaşın psikolojisi: Havai fişek sesi bile tetikleyici olabilir

Savaşın gençler üzerindeki etkisi yalnızca gündelik düzenle sınırlı değil. Vladyslava, kaygı ve travma sonrası stres bozukluğunun artık hayatlarının parçası olduğunu söylüyor:

“Kaygı ve travma sonrası stres bozukluğu şu anda gündelik hayatımızın bir parçası. Neredeyse her iki gecede bir patlama sesleri, füzelerin ve drone’ların uğultusunu duyuyorsunuz. Bir yıl önce ABD’ye gittiğimde, oradaki ilk günüm 4 Temmuz’du. Havai fişeklerin şu anda Ukrayna’da neden yasak olduğunu o gün anladım. Havai fişeğin havalanırken çıkardığı ses, üzerinizden geçen bir füzenin sesiyle aynı; havai fişeğin patlama sesi de Rus saldırısı sırasında duyduğunuz patlama sesiyle aynı. 4 Temmuz’daki kutlama sesleri beni o kadar tetikledi ki bütün akşamı ağlayarak geçirdim. Çünkü savaşın beni ne kadar etkilediğini ve havai fişeklerden ne kadar korkar hâle geldiğimi o an fark ettim. Ukraynalı arkadaşlarımın birçoğu da havai fişeklere aynı tepkiyi veriyor.”

Gece saldırılarından sonra hayatta kalmanın rahatlığı, kısa süre içinde suçluluk ve öfkeye dönüşebiliyor:

“Gece saldırılarından sonra genellikle sabah uyandığımda, geceyi sağ atlattığım için bir rahatlama hissediyorum. Ama sonra Rusya’nın gece boyunca öldürdüğü insanlarla ilgili haberleri okuyorsunuz; hissizleşiyorsunuz ve bazen uyandığınız için bile suçluluk duyuyorsunuz. ‘Bu ben de olabilirdim’ her gün aklımdan geçen tek düşünce. Özellikle de füze, penceremden görebildiğim bir konut binasına isabet ettiğinde bunu çok daha yoğun hissettim. Böyle gecelerden sonra bütün dünyanın dönmeye devam etmesine öfkeleniyorum.”

Nadiia da savaşın kendisini kaygılı bir insana dönüştürdüğünü ve içindeki duyguları sertleştirdiğini anlatıyor:

“Savaş beni kaygılı bir insana dönüştürdü. En mutlu günlerde bile sürekli bir tehlike hissi var. Korkunun yanında savaş bana nefret etmeyi de öğretti. Önceden bir şeye ya da birine karşı bu kadar güçlü, olumsuz bir duygu beslemenin nasıl mümkün olduğunu hayal bile edemezdim. Şimdi Rusya’dan, kırdığı ya da aldığı her hayat için bütün kalbimle nefret ediyorum. Savaşın bizim kuşağımızdan aldığı en büyük şey sakinlik.”

“Her Ukraynalı, Ruslar tarafından öldürülen birini tanıyor”

Volodymyr için savaşın en kişisel sonuçlarından biri, babasının orduya katılması. Genç bir erkek olarak savaş koşullarını anlatırken, seferberlik ihtimalinden çok lisans sonrası orduya katılma düşüncesinin kendisi ve bazı arkadaşları için gerçek bir seçenek hâline geldiğini söylüyor:

“Savaşın her Ukraynalıyı çok ağır bir şekilde etkilediğini düşünüyorum: uykusuz geceler, kaygı, yakınlarınız için duyduğunuz korku… Ben ve arkadaşlarımın çoğu seferberlik üzerine pek düşünmüyoruz. Aksine, ben ve birkaç arkadaşım lisans eğitimimizi bitirdikten sonra orduya katılmayı düşünüyoruz.”

Volodymyr için savaş, hayat planlarını tamamen ortadan kaldırmış değil; ancak bu planların yanına savaştan önce hiç düşünmediği bir ihtimali eklemiş: orduya katılmak. Liseden beri gitmek istediği üniversiteye girdiğini ve istediği bölümü seçtiğini söyleyen Volodymyr, eğitim ve kariyer hedeflerinin büyük ölçüde sürdüğünü belirtiyor. Ancak savaş, geleceğe dair düşüncelerinin yönünü de değiştirmiş:

“Planlarımın çoğunun aynı kaldığını düşünüyorum. Liseden beri gitmek istediğim üniversiteye girdim ve istediğim bölümü seçtim. Ancak savaştan önce orduya katılmayı hiç düşünmemiştim, şimdi düşünüyorum.”

Volodymyr’in lise ve okul çevresinden cepheye giden yaşıtları da var. Onların anlattıkları, savaşın gençler için yalnızca izlenen bir haber olmadığını gösteriyor:

“Evet, okulumdan cephe hattına giden birkaç arkadaşım var. Onların hikâyeleri insanı hissizleştiriyor. Özellikle bazı bölgeleri işgalden kurtardıklarında ve orada yaşayan insanlardan duyduklarını anlattıklarında…”

Vladyslava da savaşın hemen her Ukraynalının çevresinde bir kayıp ya da yerinden edilme hikâyesi bıraktığını söylüyor:

“Sınıf arkadaşlarımın birçoğu şu anda yurt dışında. Üniversitedeki arkadaşlarımdan bazıları mezun olduktan sonra orduya katılmayı düşünüyor. Tanıdığım ama yakın olmadığım bazı insanlar, ya bombardıman nedeniyle ya da ülkemizi savunurken hayatını kaybetti. Ne yazık ki her Ukraynalı, Ruslar tarafından öldürülen birini tanıyor ya da evini kaybedip hayata yeniden başlamak zorunda kalan birini biliyor.”

Maddi hayat: Savaş, para harcama biçimini de değiştiriyor

Volodymyr, savaşın Kiev’de gençlerin maddi hayatını da etkilediğini; maaşların para biriminin değer kaybetmesiyle zayıfladığını, savaş enflasyonuyla birlikte her şeyin pahalandığını ve özellikle ev kiralayan ya da ev satın almaya çalışanların bu farkı çok daha sert hissettiğini söylüyor. Savaştan önce çalışmak için çok genç olduğunu belirten Volodymyr, bugün para harcarken çok daha dikkatli davrandığını anlatıyor: “Kötü bir şey olması ihtimaline karşı her zaman kenarda bir miktar paranız olmalı.” Ona göre para ve geçim meselesi dünyadaki bütün gençlerin ortak konusu olsa da, savaş nedeniyle evini kaybeden insanlarda bu durum çok daha belirgin: Yaşadıkları deneyim, onları paraya karşı “çok ama çok dikkatli” bir yaklaşıma itiyor. Buna rağmen Volodymyr, paradoksal biçimde bazı fırsatların arttığını; AB şirketlerinin Ukrayna pazarına girmeye eskisine kıyasla daha istekli olduğunu düşünüyor.

Kiev'li gençler savaşın içinde genç olmayı anlattı: "Gelecek planlarım var ama geceyi sağ çıkarıp çıkaramayacağımı bilmiyorum"
Kiev’li gençler savaşın içinde genç olmayı anlattı: “Gelecek planlarım var ama geceyi sağ çıkarıp çıkaramayacağımı bilmiyorum”

Gelecek: Hem plan yapmak hem yarının garantisi olmadığını bilmek

Kiev’de gençler için gelecek, hem kurulması gereken hem de her gece kesintiye uğrayabilecek bir şey. Vladyslava, savaşın gençleri aynı anda iki zıt şeye zorladığını anlatıyor: plan yapmak ve günü gününe yaşamak:

“İkisini de yapmak zorundasınız. Hayatınızı planlamak, diploma almak, burs bulmak, iş sahibi olmak zorundasınız. Çünkü hiçbir uluslararası işveren devam eden bir savaş olup olmamasını ya da sizin sığınaklarda ders çalışmak zorunda kalmanızı önemsemiyor; onlar işlerinin yapılmasına bakıyor. Bir mülakatta, uluslararası işveren tarafından herhangi bir Fransız ya da İngiliz adayla aynı şekilde değerlendirileceğim.”

Ukrayna’da kalmak Vladyslava için bir zorunluluk değil, tercih. Yurt dışında kalma ve başka bir ülkede okuma şansı olduğunu ama Kiev’e dönmeyi seçtiğini söylüyor. Ancak bu tercih, gençliği başka ülkelerdeki yaşıtları gibi yaşamak anlamına gelmiyor. Vladyslava bu hissi, “Gelecek planlarım var ama geceyi sağ çıkarıp çıkaramayacağımı bilmiyorum” sözleriyle anlatıyor:

“Ukraynalıların, başka ülkelerdeki genç yetişkinler gibi gençliği yaşama şansı yok. Yaşıtlarımın çoğu ya cephede ya da tahliye edilmiş durumda. Kişisel olarak, bazen başka ülkelerdeki gençleri kıskandığımı fark ediyorum. Onların önlerinde güzel bir gelecek için planları var ve bu planlara ulaşmalarını hiçbir şey engellemiyor. Benim de gelecek için planlarım var ama geceyi sağ çıkarıp çıkaramayacağımı hiçbir zaman bilmiyorum.”

Kiev'li gençler savaşın içinde genç olmayı anlattı: "Gelecek planlarım var ama geceyi sağ çıkarıp çıkaramayacağımı bilmiyorum"
Kiev’li gençler savaşın içinde genç olmayı anlattı: “Gelecek planlarım var ama geceyi sağ çıkarıp çıkaramayacağımı bilmiyorum”

Siyaset: Zelenskiy, Trump, Biden, AB ve barış şartları

Üç gencin gündelik hayata dair anlattıkları, siyasetten kopuk değil. Vladyslava ve Volodymyr, Zelenski’nin liderliğini özellikle uluslararası ilişkiler ve diplomasi üzerinden değerlendiriyor.

Vladyslava, Zelenski için “Tüm politikalarına katılmasam da genel olarak, savaşın ortasında olan bir ülkenin cumhurbaşkanı olarak iyi bir iş çıkardığını düşünüyorum. Ukrayna diplomasisinin gelişimi için doğru yönü seçiyor” diyor. Volodymyr de gençlerin Rus işgalcilere karşı güçlü kalmak için hükümetle birlikte hareket ettiğini söylüyor ve Zelenski’nin en büyük gücünü uluslararası ilişkiler olarak görüyor. Öte yandan Zelenski’nin eleştirdiği noktalar olduğunu da ifade ediyor:

“Eleştirilebilecek noktalardan biri ise geçen yıl kabul edilen yasalardan biriydi. Bu konuda protestolar oldu ve hükümet bu yasaları iptal etti.”

Trump ve Biden arasındaki farkı ise Vladyslava, Ukrayna’ya destek ve Rusya’ya bakış üzerinden tarif ediyor.

Vladyslava’ya göre Biden, Ukrayna’yı askeri ve mali yardımlarla sürekli destekledi ve Avrupalı müttefiklerle yakın çalıştı. Trump’ın yaklaşımı ise “çok daha öngörülemez.” Vladyslava, “Donald Trump’ın Rusya’yı gerçekte olduğu hâliyle görmek istemediğini düşünüyorum. Putin’in ne kadar iyi bir dostu olduğunu söylemeye fazla odaklanıyor. Durumun ciddiyetini ve Ukrayna’nın toprak kaybı anlamına gelecek bir barış anlaşmasının şartlarını kabul etmeyeceğini ne kadar fark ettiğini sanmıyorum” diyor.

Avrupa Birliği konusunda iki genç de desteğin önemli olduğunu, ancak askeri yardımın güçlenmesi gerektiğini söylüyor. Barış ya da ateşkes için ise ortak eşik net: 1991 sınırları.

Vladyslava, AB’nin geniş çaplı işgalin başlangıcından bu yana Ukrayna’nın en önemli ortaklarından biri olduğunu, ancak Avrupa’nın askeri yardım ve karar alma süreçlerinin hızlandırılması konusunda daha fazlasını yapabileceğini söylüyor. Volodymyr ise AB’nin yaptırımlara dayalı ekonomik politikasını güçlü bulduğunu ama ateşkesin gerçekleşebilmesi için daha güçlü askeri desteğe ihtiyaç olduğunu belirtiyor.

Kapanış: Gençliğin ritmi ve sirenlerin yankısı

Nadiia, Kiev’de genç bir kadının iç dünyasını anlatırken, savaşın gençliği bütünüyle ortadan kaldırmadığını; fakat gençliğin bütün tanıdık duygularının siren sesleriyle birlikte yaşandığını söylüyor:

“Bu, gençliğin tanıdık ritimleriyle — arkadaşlık, hırs ve aşk — sirenlerin yankısının, güçlü bir tarih bilincinin ve ülkenin geleceğine duyulan tutkulu bağlılığın bir arada var olmasıdır.”

Bütün bunlara rağmen Volodymyr, Kiev’deki gençlerin psikolojisini tanımlarken en güçlü duygunun “direnç” olduğunu söylüyor:

“Bizim kuşağımızda kesinlikle en güçlü duygu direnç. Rusları yenmek için neye sahip olmamız gerektiğini biliyoruz: direnç. Bu bizim en büyük gücümüz.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.