Yaklaşamamanın ritüeli
Bazen uzun siyasal analizlerden daha fazlasını fotoğraflar anlatır. Aynı dönemin, aynı ülkenin, aynı siyaset ikliminin içinden çıkan iki kare; birbirlerinin tam karşısında duran iki siyasal jest gibi.
İlk fotoğrafta, muhalefet partilerinden seçilmiş, ardından partilerinden istifa ederek iktidar partisine katılmayı bekleyen belediye başkanları var. Özellikle CHP listelerinden seçilmiş bazı isimler, çeşitli gerekçelerle AKP’ye neredeyse koşar adım sığınıyor. Herkesin bildiği, yine talihsiz bir şekilde normalleşen, bu katılımın gerekçelerden biri üzerlerindeki yargısal baskının hafifleyeceğine dair umut. Tam da bu nedenle söz konusu geçiş yalnızca bir parti değişikliği değil; aynı zamanda siyasal güce yaklaşma arzusunun, onun gölgesine sığınma ihtiyacının da ifadesi.
Fakat bu fotoğrafın asıl belirleyici unsuru parti değiştirmenin kendisi değil. Asıl belirleyici olan, bir bakıma kadraja sığdırdığı bekleyiş.

Belediye başkanları bekler hâlde. Kabul edilmeyi, Erdoğan’ın onayını bekler vaziyetteler. Ve bu bekleyiş sırasında ortaya çıkan görüntülerde yalnızca bir partiye katılım değil, aynı zamanda iktidarla kurulan belirli bir ilişki biçimi de görünür hale geliyor. El öpmeye kadar varan jestler dolasıyla bu ilişkinin sembolü.
Aynı anda bu bekleyiş hâli, mesafe üreten bir şekilde işliyor.
Siyaset yalnızca sözlerle değil, bedenlerle de kurulur. El uzatmanın, bekletmenin, yaklaşmanın, yaklaşamamanın da bir siyaseti var. El öpmek, yalnızca kültürel bir jest değil; aynı zamanda kapanmayan bir mesafenin üretilmesidir. Güç sahibine ancak belirli bir ritüel üzerinden yaklaşılabilir. Mesafe ortadan kalkmaz; tersine her jestte yeniden kurulur.
Tam da bu yüzden ilk fotoğraf yalnızca parti değiştiren belediye başkanlarını değil, iktidarın nasıl işlediğini de resmeder.
Kaygının yönetimi
Son yıllarda Erdoğan siyasetinin en belirgin özelliklerinden biri sürekli uzayan bekleyişler üretmesi oldu.
Erken seçim tartışmaları sürekli erteleniyor. “Terörsüz Türkiye” söylemi etrafında açılan yeni süreç belirsizlik içinde tutuluyor. Toplumun farklı kesimlerinin yaşadığı ekonomik ve siyasal mağduriyetler çözülmek yerine zamana yayılıyor. Beklemek ve bekletmek bu siyasetin önemli araçlarından biri kuşkusuz.
Çünkü beklemek yalnızca zamanı uzatmaz; aynı zamanda bilinmezlik ve öngörümezlik üzerinden kaygı üretir. İnsanlar ne olacağını bilemedikleri ölçüde iktidarın zamanına mahkûm olurlar. Bu nedenle bekleyiş pasif bir duruma işaret etmez; son derece aktif bir siyasal tekniktir.
Muhalefetten seçilmiş belediye başkanlarının iktidar partisine geçişleri de tam bu oyunun parçası olmaya aday. Burada yalnızca sayı hesabı yapılmaz, aynı zamanda bir güç gösterisi sahnelenir.
Verilmeye çalışılan mesaj, iktidarın hâlâ güçlü olduğudur. İktidar, hâlâ çözüm üreten odak olduğunu sahnelemeye çalışır. Hâlâ insanlar sonunda iktidarın kapısını çalmaktadır.
Bu gösteri bir bakıma öncelikle mevcut seçmeni tahkim etmeye dönük. Ama belki daha da önemlisi kararsız seçmene yönelik. Çünkü buradaki varsayım, kaygı arttığında insanların çoğu zaman güce yaklaşma eğilimi gösterecekleridir. Gücün görünürlüğü de bu nedenle pekiştirilir.
Mesafe bu durumda siyasal bir teknolojiye dönüşür.

Yakınlığın görüntüsü
Tam bu sırada ikinci bir fotoğrafa değinmek gerek. Bu kez odakta Özgür Özel (ve kalabalık insan topluluğu) var.
Fakat bu fotoğrafın dikkat çekici yanı yalnızca Özel’in kendisi değil. Daha doğrusu onun nerede durduğu. Bir süre önce muhalefetin temel siyasal sahnesi büyük mitinglerdi. Otobüsün üzerine çıkılır, kalabalıklara hitap edilir ve birlikte türküler söylenirdi. Yukarıdan aşağıya doğru kurulan bir siyasal ilişkiden söz edilebilirdi.
Bugün ise farklı bir görüntü ortaya çıkıyor. Özgür Özel sokaklarda yürüyor. Esnafı ziyaret ediyor. Mahallelerde dolaşıyor. Banklarda oturuyor. Nerede bir sandalye bulunursa orada insanlarla sohbet ediyor, onlara sesleniyor. Evlere davet ediliyor. Kadınlar onu evlerine buyur ediyor. Çocuklar sarılıyor. Emekliler dokunuyor. Gençler yanına geliyor.
Ortaya çıkan şey yalnızca bir temas değil, bir kucaklaşma. Üstelik bu, tek taraflı olmayan bir jest.
Özel insanlara yaklaşıyor; insanlar da ona yaklaşıyor. Karşılıklı işleyen, karşılıklılığı sürekli üreten bir siyasal jest söz konusu. Kucaklaşmak burada yalnızca duygusal bir yakınlık değil, siyasetin kurulma biçiminin kendisi haline geliyor.
Bu fotoğrafta mesafe neredeyse kayboluyor. İlk fotoğrafta sürekli üretilen hiyerarşik boşluk, burada yerini temasın yarattığı ortaklığa bırakıyor.
Kaygıya karşı kucaklaşmak
İki fotoğrafın karşı karşıya geldiği an da burası. Bir tarafta üretilen bekleyiş resmedilirken, diğer tarafta ise yürümek sergilenir. Bir tarafta mesafe odakta yer alır. Diğer tarafta ise kucaklaşmak. Bir tarafta belirsizlik sürekli büyütülürken, diğer tarafta birlikte olmanın kesinliği üretilir.
Kucaklaşmanın siyasal anlamı burada ortaya çıkar.
Çünkü kucaklaşmak yalnızca yakınlaşmak değildir. Aynı zamanda kaygıyı azaltan bir pratiktir. İnsan, belirsizlik içinde yalnız bırakıldığında kaygısı büyür; ama birlikte yürüdüğünde, dokunduğunda, aynı bankta oturduğunda, aynı sofraya davet edildiğinde farklı bir siyasal duygu hissedilir.
Bu nedenle bugün Özgür Özel’in sokakta kurduğu temasın önemi yalnızca iletişim başarısında aranamaz. Burada başka bir siyasal mantık işlemekte. Mesafeyi büyüten siyasetin karşısına mesafeyi kapatan bir siyaset çıkmakta. Bekletmenin karşısına birlikte yürümenin ritmi yerleşmekte.
Kaygının karşısına güven duygusu. Belirsizliğin karşısına ortaklığın ürettiği açıklık.
İnsanların Özgür Özel’i kucaklaması ile onun insanları kucaklaması arasındaki karşılıklılık bu yüzden önemli. Çünkü burada siyaset yalnızca temsil üzerinden değil, temas ve mesafeyi ortadan kaldıran bir jest üzerinden kurulmakta.

Umut ile kesinlik arasında
Bütün bunlar önemli olmakla birlikte yine de bu noktada yanılsamaya düşmemek gerekiyor kanımca.
Bu fotoğraflar bir yönü gösteriyor olabilir; ama sonucu göstermiyor.
Kucaklaşmalar, sokakta oluşan enerji, büyüyen toplumsal temas, değişimin güçlü işaretleri olabilir. Hatta belki de uzun zamandır Türkiye siyasetinde görülmeyen yeni bir siyasal ufkun habercisi.
Ama henüz seçim kazanılmış değil. Henüz sandık kurulmadı ve henüz iktidar değişmedi.
Üstelik bu bekleyiş sırasında hukuki süreçlerle karşı karşıya bırakılan çok sayıda belediye başkanı bulunmakta. Bir kısmı haksız bir şekilde uzun süredir tutuklu ve hâlâ iddianame bekliyorlar. Adalet duygusunu aşındıran uygulamalar devam etmekte. Dolayısıyla umut ile kesinlik aynı şey değil.
Bu durumda kucaklaşmanın en önemli tarafı, zaferi ilan etmesi değil; belki de mücadeleyi sürdürülebilir kılması.
Temasın ufku
Yine de bu iki fotoğraf yan yana konulduğunda önemli bir şey görünür hale geliyor. Birinci fotoğraf iktidarın gücünü sergilemeye çalışıyor. İkinci fotoğraf ise toplumsal gücün nerede birikmeye başladığını gösteriyor.
Birincisi mesafeyi yönetiyor. İkincisi mesafeyi ortadan kaldırmaya çalışıyor. Birincisi kaygıyı siyasal bir enerjiye dönüştürüyor. İkincisi ise kucaklaşarak kaygıyı dağıtmaya, birlikte yürümenin verdiği güveni üretmeye çalışıyor.
Özellikle kararsız seçmen açısından da belki belirleyici olacak olan bu tür bir kuçaklaşma. Çünkü insanlar yalnızca en güçlü görünen tarafa değil, aynı zamanda kendilerini ait hissedebilecekleri siyasal ilişkiye de yönelirler. Siyaset bazen tam da bu ilişkinin biçiminde değişir.
Belki bugün Türkiye siyasetinde yavaş yavaş beliren şey de budur.
Henüz tamamlanmamış, henüz kazanılmamış olsa da aşağıdan yukarı doğru kurulan, temas eden, yürüyen, konuşan, dinleyen ve en önemlisi kucaklaşan başka bir siyaset ihtimali görünür hale geliyor.
Ve belki de ülkenin geleceği, bı nedenle söz konusu iki fotoğraf arasındaki farkta gizlidir.













