Bu yazımı okumaya başlayan okurlarımızdan, vakitleri varsa önce şuna bakmalarını istirham ediyorum. CHP’nin örgütlenme ve siyaset yapma biçimine dair kendimce tespit ettiğim beş sorun (oligarşi, kartel partisi olmak, aşırı profesyonelleşme, toplumdan kopukluk ve liyakatsizlik) hakkındaki çözüm önerilerimi burada dile getireceğim.

Oligarşi
Oligarşi ile başlayalım. Bu konuda alınacak ilk tedbir önemli mevkiler için rotasyon zorunluluğu getirmektir. AKP’de başlangıçta 3 dönem sınırı vardı, sonradan vazgeçtiler. Böyle bir sınırlama düşünülebilir. Hatta halen absürt bir şekilde hapiste tutuklu bulunan eski Erzurum il başkanı, dostumuz Suat Dülger’in önerdiği üzere 2 dönem sınırı bile getirilebilir.
SHP eski genel başkanı Murat Karayalçın partinin adaylarının belirlenmesinde önseçimin esas olmasını savunurken bunun objektif bir puanlama sistemine dayanması gerektiğini belirtiyor; eğitim 40 puan, parti görevleri 30 puan, aidat 20 puan, kıdem 10 puan gibi. Karayalçın’ın önerisine göre “parti içi seçimlerde, o arada ön seçimde de oy kullanabilmek için, yani seçme hakkını kullanabilmek için, belli sayıda puanın toplanması; en yüksekten başlayarak sırasıyla milletvekili, belediye başkanı, belediye meclis üyesi ve il genel meclis üyesi adayı olabilmek için de o sayıdan daha yüksek sayıda puanın toplanması gerekecektir.”
Bu noktada kategoriler ve puanlar üzerine farklı görüşler ileri sürülebilir. Bence eğitim kategorisi parti içi eğitimden ibaret olmamalı, tahsil düzeyini de içermelidir. Buna popülist itirazlar gelebilir, dikkate alınmamalarından yanayım. Ülkemizde 25 yaş ve üzerindeki yüksek öğretim mezunlarının nüfusa oranı 2008’de yüzde 10’un altındayken bugün yüzde 26’nın üzerinde. Özellikle de 25-34 yaş grubundaki nüfusun yarıya yakını üniversite diplomasına sahip. Son 20 yılda yüksek lisans mezunlarının nüfustaki oranı 3 kattan fazla arttı. Son 10 yılda doktora mezun sayısındaki artış hızı bakımından Avrupa’da ilk sıradayız. Sadece geçen yıl 15 bine yakın kişi doktora programlarından mezun oldu. Dolayısıyla değerlendirme ölçütlerinin arasına eğitim seviyesini de katmak toplumsal evrimle uyumlu olacaktır.
Puanlama sistemine ‘topluma hizmet’ de eklenmelidir. Sendika, dernek ve benzeri toplum yararına örgütlenmelerde, meslek kuruluşlarında üye ve yönetici olmak, bunların düzenli destekçisi olmak, projeler geliştirmek, gönüllü eğitmenlik gibi görevler üstlenmek, etkinliklerin organizasyonlarında yer almak, konuşmacı veya katılımcısı olmak, parti politikalarına uyumlu yazı veya yayın faaliyetlerinde bulunmak, hak mücadelelerinde inisiyatif almak… vb. toplumsal hizmet kategorileri, elbette net ve detaylı tanımlamalarla, objektif kriter olarak dikkate alınmalıdır.
Kartel partisi
Kartel partisi olma hali ise büyük oranda belediye başkanlarının, ellerindeki gücü siyasi nüfuzları için kullanmalarından kaynaklanıyor. Yeni partide belediye başkanları partinin merkezi yönetim ve denetim kurullarına tabi olmalı. Başına buyruk belediye başkanlarıyla vedalaşmaktan çekinmemek gerekiyor, zira er ya da geç partiye daha büyük zarar veriyorlar. Parti genel merkezinde yerel yönetimleri düzenli olarak denetleyecek müfettişlerin görevlendirilmesinde yarar görüyorum. Belediye başkanlarının üç ayda bir malvarlığını açıklaması gerekiyor. Kendini o ilin, özellikle de o ildeki parti örgütünün derebeyi gibi gören belediye başkanlarının gerektiğinde tadını kaçırmazsanız daha sonra onlar sizin tadınızı kaçırır. Gideceklerse de bırakın gitsinler. Aslolan merkezi iktidarı almaktır.
Siyasetin finansmanı meselesi de kartel partisi bağlamında önem taşıyor. Kartel partilerinin en büyük gelir kaynağı Hazine yardımlarıdır. Bir parti ne kadar üye aidatları ile faaliyet yürütüyorsa, üyeler o kadar partinin sahibidir. Karayalçın’ın önerdiği puanlama sisteminde aidat da yer alıyor. Bu başlık detaylandırılabilir. Üyelerin aidat puanı, ödedikleri aidatın, aylık toplam gelirlerine oranına göre belirlenebilir. Aylık gelire dair veriler elbette partinin mahremine emanettir, KVKK hükümleri gereği bunların korunması için azami özen gösterilmelidir. Bu bilgileri paylaşmayı antipatik bulan olabilir ama şahsen bunları vize başvurusunda falanca ülkenin konsolosluğuyla paylaşmaktansa partimle paylaşmayı tercih ederim.
Üyelerin seçmen kitlesinin bir kesitini yansıtmasının önemi

CHP örgütünün toplumdan kopukluğunun yeni partiye taşınmaması için yapılması gereken, üyelerin üç aşağı beş yukarı seçmen kitlesinin bir kesitini teşkil etmesinin sağlanmasıdır. Bir partinin üye profilinin, seçmen kitlesini yüzde 100 yansıtması için tüm seçmenlerin aynı zamanda üye olması gerekir – tabii varsayımsal bir evrende! Öyleyse genel bir kural olarak, üye sayısı arttıkça parti örgütünün seçmen kitlesini daha iyi yansıtacağını kabul edebiliriz. Söz gelimi 19 Mart 2025 sonrasında CHP’nin etkili bir kampanya sonucu üye sayısını kısa sürede 1,5 milyondan 1,9 milyona yükseltmesi bir tür sessiz reformdu, en azından örgütün sosyal dokusunun dönüşmesi için bir fırsattı.
Geçen yıl yazdığım bir yazıda bunu şöyle yorumlamıştım: “O 400 bin kişi eğer partinin yerleşik yerel güç odaklarının muhtemel dışlama çabalarına rağmen aktif ‘particiler’e dönüşürse, bu CHP’nin örgütü ile seçmen kitlesi arasındaki muazzam doku farklılığını azaltacaktır. Zira gelenler yerleşik particilere göre bambaşka bir profildedir ve partinin seçmen kitlesinin ana kolonu olan kentli ve vasıflı işgücünün (şu meşhur ‘beyaz yakalıların’) politik aktivizme hevesli kesimini temsil etmektedir.”
Beyaz yakalıların proleterleşmesi gerçeği

Bu noktada vurgulamalıyım ki gereksiz bir beyaz yakalı yüceltmesi yapmaya niyetim yok. Yeni parti seçmen nezdinde kurmayı hedefleyeceği toplumsal koalisyonu evvela üyeleri arasında kurmalıdır. Parti örgütünde anlamlı sayıda işçi, esnaf, öğrenci, ev kadını, emekli ve hatta işsiz de olmalıdır. Eğitimli ve vasıflı işgücüne yaptığım vurgunun ardında, bu kesimin yıllardır oy verdiği partide görev ve sorumluluk üstlenmek istememesi yahut üstlenememesi yatıyor. Bu eksik temsil hali partiyi önemli bir kültürel sermayeden mahrum bırakıyor.
Söz konusu mahrumiyet en çelişkili manzarayı metropollerde ortaya çıkartıyor. Beyaz yakalıların nüfusta işgal ettiği payın yüksek olduğu büyük kentlerde parti örgütünde aksi gibi hemşericilik, yörecilik vb. “feodal” kimlikler çok baskın. Karadenizli, Sivaslı, Erzincanlı, Karslı vb. aidiyetler üzerinden kentte birkaç kuşaktır dayanışma ağları kuran yurttaşların parti sosyolojisini de belirler hale gelmesi, kentin milyonlarca kişiden oluşan karmaşık toplumsal yapısıyla kurulacak türlü bağları da sınırlıyor. Bu yapı daha kolay “profesyonel politikacı” üretiyor, siyasete zaman ve enerji ayıran insanlar daha ziyade siyasete “muhtaç” kişiler olurken sosyal statü için siyasete ihtiyaç duymayan, siyaset olmadan da pekâlâ toplumda özne olarak var olabilen insanlar sisteme girmiyor ya da sistemden püskürtülüyor.
Yeni parti beyaz bir sayfa açacağına göre, yola çıkarken geniş toplumsal kesimlere üyelik için samimi bir davette bulunmalı. Unutulmamalı ki partinin ana güç kaynağı esnaf, emekli, öğrenci gibi kesimlerle beraber 4857 sayılı İş Kanunu’na tabi çalışanlar, yani hukuken işçi olanlar olacaksa, burada beyaz yaka – mavi yaka ayrımının hukuken anlamlı olmamasının ötesinde; beyaz yakalıların proleterleşmesinin (işçileşmesinin) hem küresel hem de Türkiye özelinde yaşanan bir gerçeklik olduğu da unutulmamalı. Bugüne dek CHP’nin en büyük toplumsal tabanını oluşturan, görünen o ki yeni partinin de itici gücü olacak bu kesim hem hacmen büyümekte hem de hızla işçileşmektedir. Onları umut aşılayarak örgütlemenin alternatifi ya apolitikleşmeleri ya da öfke duygusunun ağır basması sonucu şovenist milliyetçiliğin çekim alanına girmeleridir. Bu durum, geleceğinden kaygılı gençler için bilhassa geçerlidir.
İl-ilçe yönetimleri oluşturulurken kota uygulaması

Toplumla bağların güçlendirilmesi konusunda Murat Karayalçın “illerimizde, ilçelerimizde var olan toplum kesimleri içinde, ayrıca üretim alanlarında, proje odaklarında örgütlenebiliriz; üyesi olan, üyelerinin seçilme yöntemleri, görevleri, yetkileri tüzükte belirtilen platformlar yaratabiliriz. (…) Örneğin; Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Örgütü İşçi Kurulu ya da İstanbul İl Örgütü İşçi Meclisi gibi” diye bir öneride bulunmuştu.
Bunun da dikkate alınmasından yanayım, hatta il-ilçe yönetimleri oluşturulurken çeşitli kesimler için kotalar oluşturulabilir. Gebze ilçe örgütünde sanayi işçisi üye kotası, Yozgat il örgütünde çiftçi üye kotası, Bodrum ilçe örgütünde turizm sektörü çalışanı kotası, Zonguldak’ta madenci kotası, nüfusu 1 milyonun üzerindeki illerde şehir plancısı üye kotası vb.… Yönetimlerdeki üyelerin en az üçte ikisinin en az bir STK’ya üye olmaları zorunlu tutulabilir.
Yeni parti üzerine kaleme aldığım üç yazıdan oluşan seriyi burada noktalıyorum.














