Tarık Çelenk yazdı: Hafızlık, beyaz ve dindarlar

Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in hafızlık eğitimiyle ilgili açıklamaları ve Millî Eğitim Bakanlığı ile Diyanet’in örgün eğitimle hafızlığı birlikte yürütme çabaları, tahmin edileceği gibi seküler mahallede ciddi bir tepkiye yol açtı. Aslında proje yeni de değil. MEB ile Diyanet arasında yıllardır yürütülen modelde çocukların örgün eğitimle birlikte hafızlık yapabilmesi, hatta belirli şartlarda hafızlık için eğitimlerine bir yıl ara verebilmesi mümkün. Bakan Tekin de dinî ve millî değerlerin eğitim sistemi içinde yer alması gerektiğini açıkça savunmakta.

Tarık Çelenk yazdı: Hafızlık, beyaz ve dindarlar
Tarık Çelenk yazdı: Hafızlık, beyaz ve dindarlar (Görsel yapay zekâ ile hazırlanmıştır)

İki mahallenin kaygısı

Bu konuların uygulanış ve algılanış şekli tipik bir kimlik kapanı veya kapalı zihin örneğini teşkil etmekte. Ama bu konunun analizini yaparken de gerek MEB gerek seküler ve dindar mahallenin birbirlerine bir yaşam kendi evlatlarını yetiştirme tarzı dayatmadıklarını belirtmekte fayda var. Yazıya esas olan eğitimli seküler aydınların hafızlık konusundaki gelişmelerden duydukları kaygıya dairdir.

Seküler mahalle, hafızlığa karşı çıkmamakla birlikte yapay zekâ çağında dillerin küreselleşip tek dile inebileceği, dinlerin de artık kurumsal özelliklerini kaybedeceği bir gelecekte hâlâ hafızlık ve dinî eğitim konusunu dayatma ihtimaline binaen kendi çocukları açısından endişeyle karşılamakta.

Mütedeyyinler ise insanın insan ile temasının ortadan kalktığı dijital çağda hafızlık ve dinî eğitimin gelecek kuşaklarda bir anti-asimilasyon sigortası olacağı inancında. Aileler, yarının dünyasında cenaze namazına durabilecek, ardından da dua okumasını bilebilecek; “Bunlar ne yapıyorlar?” diye meraklı bakışlarla seyretmeyecek bir gelecek kuşak telaşındalar.

Dindar mahallede bir başka kabul de çocukların eğitim hayatı hafızlıkla başlarsa zihnin berraklaşacağı, bunun ilerideki eğitime bir engel olmayacağı; tersine zihinsel alma kapasitesinin artacağı ve kutsaldan aldığı formatın hayatı boyunca ona bir bakış açısı geliştireceği şeklinde.

Çocukların dil öğrenme ve ezber kapasitesinin 4-10 yaş arasında maksimumda olduğu da başka bir bilimsel gerçek.

Türkiye’de mesele hiçbir zaman yalnızca eğitim meselesi olarak kalmıyor. Hafızlık dediğiniz anda bir tarafta “Cumhuriyet ve laik eğitim elden gidiyor”, diğer tarafta “Nihayet ecdadımıza dönüyoruz” refleksleri çalışmaya başlıyor. Çocuğun kendisini, pedagojiyi ve eğitimin niteliğini konuşmaya sıra gelmeden iki mahalle de siperlerine yerleşiyor.

Hafızlık ve merak

Yıllar önce yurtdışında yaşayan bir dostumun oğlunun eğitimini yarıda kesip burada iki yıl hafızlık eğitimi almasına vesile olmuştum. Daha sonra yurtdışına dönmüş ve uluslararası alanda tanınan bir ekonomi üniversitesine girmeye hak kazanmıştı. Bana buraya gitmek istemediğini, zira ileride bir şekilde faize bulaşabileceğini söyleyince, çok değer verdiğim babası kendisini ikna etmemi rica etmişti.

Ben kendisine bağlamla ilgili Kur’an kıssalarından bahsederken fark ettim ki Kur’an’dan neredeyse hiçbir anlam ve meal bilgisi yoktu. İşin tuhafı, hafızlık eğitimi süresince kendisine bu yönde bir merak da kazandırılmamıştı. Kendisi daha sonra bu okula devam etti ve mezun oldu. Şu an uluslararası bir danışmanlık şirketinde üst düzey yönetici olarak çalışıyor. Bir ara sohbetimizde, “İleride bu birikimimle toplumsal anlamda İslam’a hizmet etmek isterim,” dediğinde, kendisine sorduğum “Hangi İslam’a?” sorusuna yanıt verememişti.

Yahudi eğitim geleneği

Türkiye’de hafızlık eğitimi yeniden tartışılırken Yahudi eğitim geleneğine bakmak meseleyi biraz daha ilginç, hatta ironik hâle getiriyor. Yahudilikte bizim anladığımız biçimde Tevrat’ın tamamını ezberleyen bir “hafızlık” kurumu yok. Buna karşılık kutsal metinle temas oldukça erken başlıyor. Klasik Yahudi eğitim anlayışında beş yaş civarında Tevrat, on yaşında Mişna, on beş yaş civarında ise Talmud eğitimi öngörülüyor. Çocuk küçük yaşlardan itibaren metni okuyor, tekrar ediyor ve önemli bölümlerini ezberliyor.

Buraya kadar bizim hafızlık geleneğimizle belirli bir benzerlik var. Fakat asıl ilginçlik bundan sonra başlıyor. Yahudi eğitiminde çocuğun görevi yalnızca metni hafızasına almak değil, giderek metinle kavga etmeyi öğrenmek. Hocasına soru soruyor, farklı yorumları karşılaştırıyor, bir hahamın görüşünün karşısına diğerini koyuyor. Talmud zaten büyük ölçüde böyle bir tartışma kültürünün ürünü. Bir bakıma çocuk önce metne saygı duymayı, ardından onun üzerinde düşünmeyi, kritik edebilmeyi ve soru sormayı öğreniyor.

Bizde ise hafızlık bazen eğitimin başlangıcı olması gerekirken neredeyse varılacak son mertebeye dönüşebiliyor. Çocuk altı yüz küsur sayfalık Kur’an’ı ezberliyor; hepimiz haklı olarak gururlanıyoruz. Fakat ardından ona “Peki bu metin sana ne söylüyor, farklı yorumları nelerdir, İbn Sînâ ne demiş, Mâtürîdî nasıl anlamış, bugünün dünyasında bunun karşılığı nedir?” diye ne kadar soruyoruz, orası biraz belirsiz.

İroni de burada. Biz metni ezberlemeyi kutsallaştırırken Yahudi geleneği metni unutmamayı ama onunla tartışmayı da eğitimin parçası hâline getirmiş. Elbette Yahudi eğitiminin tamamını idealize etmek de doğru değil; onun da kapalı ve katı örnekleri var. Fakat yöntem açısından üzerinde düşünmeye değer ciddi bir fark bulunuyor.

Harf, ses ve kutsal

İslam’da Kur’an yalnızca anlamı okunan bir metin değildir; lafzının bizzat okunması da ibadettir. Hafızlık bu nedenle yalnızca güçlü bir bellek egzersizi sayılmaz. Kur’an’ın tamamının insan hafızasında korunması, vahyin yaşayan bir insan tarafından adeta taşınması anlamına gelir. Tilavet, tecvid, makam ve tekrar da bu geleneğin parçalarıdır.

Tasavvuf ve özellikle ezoterik İslam yorumlarına geçtiğimizde mesele daha ileri gider. Hurûfîlik, ilmü’l-hurûf, ebced ve bazı tasavvuf geleneklerinde Arap harflerinin yalnızca yazı işaretleri olmadığı, varlığın sırlarına işaret eden sembolik karşılıklar taşıdığı düşünülmüştür. “Elif” birlikle, bazı harf ve sayı kombinasyonları kozmolojik mertebelerle ilişkilendirilebilir. İbnü’l-Arabî’de de harflerin kozmolojik ve ontolojik anlamları üzerine oldukça gelişmiş düşünceler vardır.

Burada Kur’an’ın seslendirilmesi de önem kazanır. Bazı tasavvufî yaklaşımlarda zikrin veya ilahî kelâmın tekrarının insanın nefsinde ve kalbinde dönüştürücü etkisi olduğu kabul edilir. Daha uç ezoterik geleneklerde ise belirli âyetlerin, Esmâ-i Hüsnâ’nın veya harflerin belirli sayılarda tekrarına özel spiritüel tesirler atfedilebilir.

Kabala ve benzerlik

Yahudilikte şaşırtıcı ölçüde benzer bir yapı vardır.

Tevrat’ın sinagogda İbranice ve belirli bir ezgiyle okunması önemlidir. Cantillation denilen gelenekte metin düz konuşma şeklinde okunmaz; özel melodik işaretlerle seslendirilir. Dolayısıyla kutsal metnin yalnızca anlamı değil, doğru telaffuzu ve seslendirilmesi de önem taşır.

Fakat Kabala’ya geçtiğimizde benzerlik çok daha çarpıcı hâle gelir.

İbranice harflerin sayısal değerleri vardır. Gematria, kelimeler arasındaki sayısal ilişkilerden gizli anlamlar çıkarma yöntemidir. Örneğin aynı sayısal değere ulaşan farklı kelimeler arasında sembolik veya mistik ilişkiler kurulabilir.

Özellikle Sefer Yetzirah geleneğinde yaratılış, İbrani alfabesinin harfleri ve sayılarla ilişkilendirilir. Harfler yalnızca insanların sonradan icat ettiği yazı işaretleri gibi değil, yaratılış düzeninin sembolik unsurları olarak düşünülebilir.

Muhafazakâr mahalle

Muhafazakâr mahalle ise hikmetten, düşünceden, meraktan ve felsefeden arındırılmış; Yahudi eğitim metodolojisinin yalnızca tekrar yönünü taklit eden bir medrese ve hafızlık anlayışının, en fazla kimlik dinine sıkıca tutunan insanlar yetiştirebileceğini gözden kaçırmamalı. Siyasetçiler ve yöneticiler de bu meseleyi kısa vadeli bir kimlik-oy dalgasında sörf yapmak yerine, çok yönlü ve ötekilerin de rızasını gözeten bir eğitim anlayışı üzerine kurmalı.

Beyaz mahallenin kapanı

Sonuç itibarıyla hafızlık eğitimi ülkemizde birtakım Beyaz mahalle mensuplarının dediği gibi gençlerimizi geleceğin dünyasına kör etmek olarak anlaşılmamalı. Geleceğin dünyasında geleneğini, anlam arayışını, kurumsal dini kaybetmiş bir kuşağın “Ben kimim?” sorusunun onu derin bir yabancılaşma anksiyetesine gömeceği de gözden kaçırılmamalı. Bu önyargı ülkemizin liberal solunun Karşı-Aydınlanmadan bihaber, sadece 19. yüzyılın pozitivist dogmalarına meraksızca saplanması da ayrı bir kimlik kapanı örneği teşkil etmekte.

Hafıza ve zihin

Belki mesele tam da burada düğümleniyor. Bir mahalle çocuğun Kur’an ezberlemesinden ürküyor veya gereksiz görüyor, diğer mahalle ezberlemesini sigorta ve eğitimin parçası görüyor.

Bırakalım evrensel değerler zemininde herkes kendi bildiği doğrularla yaşasın evlatlarını yetiştirsin. Beyazlar ve dindarlar içinde aslında gerekli olan, kendi kulvarlarında hafızası kadar zihni de açık bir kuşak yetiştirebilmek değil mi?

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş