Doğa Üründül yazdı: Fatih Terim, Şenol Güneş ve Mustafa Denizli’siz devam edecek sezonun bize anlattıkları

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Mirkelam’ın 1995 yılında kendi ismiyle yayınladığı albümdeki “Hatıralar” şarkısını hatırlar mısınız? Klibiyle insanların hafızasından çıkmayan eserde, sanatçı merdivenleri çıkarak anıları yâd eder. Yaşattıkları sayısız sevinçle hatıralarımızda yer edinen Türk futbolunun üç büyük efsanesi Fatih Terim, Mustafa Denizli ve Şenol Güneş geride bıraktığımız haftadan itibaren kulüpsüz kaldı.

Avrupa Futbol Şampiyonası (EURO 2020) felaketinden sonra eylül ayında Şenol Güneş’in Türkiye A Milli Futbol Takımı’ndaki görevinden ayrılması, Fatih Terim-Galatasaray birlikteliğinin Hakan Altun şarkılarını kıskandıracak şekilde bitmesi ve Altay ile Mustafa Denizli’nin yola birlikte devam etmeyecek olmasıyla Türk futbolu için bir dönemin sonundayız.

Üç teknik direktörün toplamda 13 lig şampiyonluğu, yedi Türkiye Kupası var (Fatih Terim’in UEFA Avrupa Ligi şampiyonluğu da var). Şu an Türkiye Süper Lig’inde görev alan teknik direktörler arasında sadece Hamza Hamzaoğlu’nun lig şampiyonluğu bulunuyor.

68 yaşındaki Fatih Terim, 69 yaşındaki Şenol Güneş ve 72 yaşındaki Mustafa Denizli’yi eğer Şampiyonlar Ligi’nde gruptan çıkan takımların teknik direktörlerinin yaşları ile karşılaştırırsak, son 16 turunda mücadele edecek takımların hocalarının yaş ortalaması 48,3 olduğunu görürüz. Devler Ligi’nde üst seviye mücadele edecek hocalardan en yaşlısı Real Madrid’in başındaki 62 yaşındaki Carlo Ancelotti ve Manchester United’ın sene sonuna kadar teknik direktörlüğünü yapacak 63 yaşındaki Ralf Rangnick. En genç hocalar ise 33’lük Matthias Jaissle ve 34’lük Julian Nagelsmann.

Teknik direktörlerdeki bu gençleşmenin temelinde birkaç neden var. Genç oyuncularla kuşak farkının açılması bunun altyapısı. Yeni kuşağa mensup futbolcular, eskinin alışkanlığı motivasyon temelli öğretiler ile sahada yer aldıklarında verimli olamıyor. Taktiğe ve metotlara karşı ikna olmaları, teknik direktörlerinin de kendilerini dinlemelerini istiyorlar. Onların da fikirleri, görüşleri var. Elit seviyedeki sporcular özel antrenörler, diyetisyenler ve menajerlerle birlikte kendi performanslarını maksimuma çıkaracak formülün arayışına daha 18, hatta daha erken yaşlardan itibaren başlıyor. Sahada verimli/verimsiz oldukları noktaların farkındalar.

Eski nesil teknik direktörlerin bakış açısındaki problem de burada. Onlar alışkanlıkları yüzünden karşısındaki sporcuyu birey olarak değil, askerleri olarak görüyor ve emir-komuta zinciri kurmaya çalışıyor. Fakat yeni nesil futbolcular bu iletişim modelinde verimli şekilde varlıklarını sürdüremiyor. Aslında bu farkı şöyle de görebiliriz, eksiden veliler çocuklarını okula yazdırdıklarında öğretmenlerine, “Eti sizin kemiği benim” derken, modern ebeveynlikte her çocuk yaşından bağımsız birey olarak ele alınıyor. Bireyselleşme akımında büyümüş çocukların, sahada askeri bir nizamda hareket etmesini bekleyemezsiniz. Yaratıcılık her konuda olduğu gibi burada da mutluluğa giden yol.

Yeni ve eskinin savaşında bir cephe de teknoloji takibi. Ersun Yanal’ın drone uçurması üzerine halen futbol yorumcularının sözleri aklımda, ”Futbol 11’e 11 ve bir top ile oynanır böyle şeylere gerek yok.” Tebrikler, futbolun endüstriyelleşme devriminden geri kaldınız.

Jurgen Klopp’un Borussia Dortmund’a kurdurduğu “Futbonaut” makinesinin takımın pas oyununa katkısı ile ilgili sayısız olumlu analiz var. Entelektüel bilgi birikimine sahip olmak nasıl bizlerde “entel-dantel işler” diye nitelendiriliyorsa, bu tarz yeniliklere de eski nesil teknik direktörlerin uyum sağlaması çok zor. Onlara göre futbol halen 11’e 11 ve bir top ile oynanıyor ama gerçekte başarı, elindeki kadronun üzerinde ne kadar süre ile ar-ge çalışması yapmanla alakalı.

Artık devir, teknolojiyi verimli kullanan ve oyuncuları ile baba-oğuldan çok iş arkadaşı ilişkisi kurabilen teknik direktörlerin devri. Nuri Şahin’in Harvard Business Academy’de okumasına karşılık olarak Güvenç Kurtar’ın, “Nuri Şahin, Harvard’da okumuş. 10 kişi kalan Kayseri’ye yenildiler. Mesela 10 kişi kaldın, nasıl oynayacaksın? Orada Harvard’da bunun kitabı yok ki. Ben yazayım, Harvard’da okusunlar” demeci anlatmak istediğim kuşak çatışmasının en güzel özeti.

Başta Mirkelam’ın “Hatıralar” isimli şarkısını anmıştık. Yeni nesil futbol endüstrisine adapte olmadığımız sürece Avrupa’daki rakiplerimiz ile maçlar aynı sanatçının “Tavla” şarkısındaki şu sözler gibi geçecek:

“Bu oyun hep çileli

Bana zarlar hileli

Kaderin bitmek bilmeyen

Oyunu mu bu?”

Doğa Üründül’ün önceki yazıları:

Doğa Üründül yazdı: Benim meskenim “UEFA Avrupa Ligi”… Şimdilik

Doğa Üründül yazdı: Djokovic 0 – 15 Avustralya

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus