Haluk Levent yazdı: Bitcoin para sisteminin parçası olabilir mi?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Geçen hafta “coin”ler ile ilgili iki bölümlük yazıyı bitirmiştim. Bu hafta onuncusunu okuyacağınız teknoloji yazılarımın ilk bölümünde dile getirdiğim gibi bu oldukça uzun bir yazı dizisi olarak planlanmıştı. Nihai olarak yazmak istediğim öteevren (metaverse) tartışmaları etrafında içinde bulunduğumuz teknolojik dönüşümün hayatımızı ve toplumu nasıl etkilediği ile yeni düzen alternatiflerinin özelliklerini tartışmaya açmaktı. Kabaca 20 civarında yazıya ulaşacağı belli olan bir teknoloji dizisi, ardından kapsamlı bir iklim yıkımı yazı dizisi ve son olarak muhtemel yeni düzen alternatiflerini ele alacağım dizi ile sonlandırmayı planlıyorum.

Coin ile ilgili yazılar beklediğimden daha çok ilgi çekti ve bir miktar twitter’da da tartışmaya devam ettik, değerli katkılar aldığımı söylemeliyim. Bu yazışmalardan sonra birkaç konuyu daha ele almam gerektiğini düşündüm.

Sevgili meslektaşım ve dostum, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanında çalışan Tolga Demiryol Bitcoin madenciliğinin tahminen 2140 yılına kadar 21 milyon adet bitcoin üretimini mümkün kılmasının deflasyonist bir etki yaratabileceğinden hareketle ne düşündüğümü sordu. Tolga’nın hareket noktasını anlıyorum, gerçekten IMF tarafından doksanlı yıllarda sıkça önerilen “Para Kurulu” politikası para arzını kısıtlamanın ne tür felaketlere yol açabileceğini göstermiştir. Para Kurulu, sözkonusu olduğunda yerel para birimi uluslararası rezerv paralardan birine bağlanır (pegging). Yerel para birimi arzı, ekonominin rezerv para kazanma kapasitesine bağlı olarak belirlenir. Diğer bir deyişle, ekonominin dış açık vermesi halinde para arzı daralır ve deflasyonist baskı ile ülkenin döviz kazanma potansiyeli azalır ve oluşan kısır döngü ekonomik yıkıma neden olur. Bu politikayı uygulayan Latin Amerika ülkelerinden Ekvador’da erkek nüfusun yüzde 10’u çalışmak için İspanya başta olmak üzere çeşitli ülkelere gitmek zorunda kalmıştı. IMF bu politikadan yıllarca önce vazgeçmişti ama AB’nin parasal birliğinin benzer bir mekanizma yarattığını ve sürdürdüğünü söyleyebiliriz.

Kısacası para arzının kısıtlı, hatta sabit olması ekonomik büyümenin önünde engel oluşturur. Fakat, ödeme araçlarının ve para benzerlerinin çeşitlendiği ve dijitalleşmenin bu tür ödeme araçlarının yaygınlaşmasına ve etkinleşmesine neden olduğu bir ortamda bu etkinin sınırlı kalacağını da düşünebiliriz. Bitcoin taraftarlarının sıklıkla dile getirdikleri arzın kısıtlı olması nedeniyle enflasyonun yaşanmayacağı iddiası da aynı ölçüde zayıf bir iddiadır. Enflasyon salt para miktarı ile açıklanamayacak kadar karmaşık bir olgudur. Bu konuyla ilgili olarak bir de iktisadi açıdan para arzının dolaşımdaki paradan ibaret olmadığını, banka hesapları ve bunlara bağlı kartlar vb. gibi unsurları da içerdiğini unutmamak gerekir.

Elbette bütün bunlar bitcoinin günün birinde küresel para olarak kabul edilmesi söz konusu olsaydı tartışılabilecek konular olurdu. Daha önce de ele aldığımız gibi bitcoin bir paranın sahip olması gereken özellikleri taşımıyor. Bitcoinin dolar paritesinin zaman içindeki seyri izlenecek olursa iktisadi karar birimleri açısından bitcoin üzerinden geleceğe dair öngörülerde bulunmanın ve beklenti oluşturmanın mümkün olmayacağı rahatlıkla anlaşılır. Dolayısıyla, bitcoinin bir paranın taşıması gereken genel eşdeğer, servet saklama, vb. gibi temel işlevleri yerine getirmesi mümkün değildir. Bu nedenle de herhangi bir ekonomik alanla ilişkilenmesi oldukça zor.

Bitcoin ve coinlerin çoğu blokzincir üzerinde geliştirilmiş güvenli para transferi ve/veya benzeri işlemlerin gerçekleştirilebildiği yazılımlar. Ethereum gibi çok sayıda yazılım ise platform yapısında. Bu platformlar üzerinde yeni işler geliştirmek mümkün. Dolayısıyla, geliştiricileri tarafından açıklanan özellikleri itibariyle tanım olarak zaten para benzeri bir işleve talip olmadıkları da anlaşılıyor. Para olma veya paranın bazı işlevlerini yerine getirme iddiasının nereden kaynaklandığı ise biraz daha karışık.

Geçenlerde Time’a kapak olan Vitalik Buterin, Ethereum’un kumar aracı olarak kullanılmasından rahatsız olduğunu açıklamış. Kendi beklentisinin Ethereum’un adil oylama sistemi, şehir planlaması ve evrensel temel gelir gibi işlerde kullanılması olduğunu dile getirmiş (Oksijen 25-31 Mart sayısı). Kısacası yaratıcısının ağzından Ethereum’un bir para birimi olarak değil, güvenilir bir kayıt sistemine ihtiyaç duyan her türlü iş için hızlı, etkin çalışan bir altyapı hizmeti olarak tasarlandığını öğreniyoruz. O zaman coinlerin tümüne atfedilen para benzeri hatta bitcoin için para ikamesi işlevi nereden kaynaklanıyor?

Bu sorunun yanıtı için bitcoini geliştiren ve Satoshi Nakamoto adını kullanan kişi tarafından 2008’de yazılan makaleyi ele almakta fayda var. Makalenin isminden Bitcoin’in uçtan uca (P2P) elektronik ödeme sistemi olarak geliştirildiğini anlıyoruz. Yazının girişinde internette alışverişin hızla yaygınlaştığından bahsederek finansal kurumların işlemlerin gerçekleştirilmesinde üçüncü taraf olarak kullanıldığını ve bu ödeme mimarisinin pek çok işlemde iyi çalışmakla birlikte güvenlik ihtiyacının yüksek olduğu bu alanda doğası gereği zayıflıklar taşıdığını belirtiyor. Bitcoin adını verdiği elektronik ödeme sisteminin ise yine kendisi tarafından geliştirilen blokzincir mimarisinin kırılması olanaksız şifreleme gücü nedeniyle bu açığı kapatan ve alıcı ile satıcıyı doğrudan buluşturan (dolayısıyla finansal kurumları devre dışı bırakan) bir ödeme sistemi olduğunu ifade ediyor. Makalenin devamında da bitcoin ve dolaylı olarak blokzincir mimarisinin teknik özelliklerini anlatıyor.

Blokzincirin gerçekten uzunca bir süre güvenilir bir şifreleme yöntemi yaratan mimarisi ile çığır açtığı görülüyor. Bitcoin’in de finansal kurumları devre dışında bırakan ve dolayısıyla finansal kurumların talep ettikleri fiyatlara oranla son derece düşük bir maliyetle ve yüksek güvenilirlikle işlem yapma olanağı sağlayan yapısı ile finansal sektörü rahatsız ederken internet üzerinden gerçekleşen ticareti kolaylaştırdığı açıktır. OECD rakamlarına göre uluslararası hizmet ticaretinin yüzde 60 oranında dijital olarak, yani fiziksel teslim içermeyen bir şekilde gerçekleştirildiği bir dünyada, üstelik işlem hacminin büyük bir hızla arttığı bir ortamda bu komisyon hacminin finansal sektör tarafından bitcoin vb. gibi coinlere terk edilmesi kolay değil. Dolayısıyla çok sayıda banka, IBM, Meta (eski, bilinen ve kirli adıyla Facebook) alternatif ödeme aracı geliştirdiler.

Fakat, ortada daha büyük bir problem var: swift. Swift, uluslararası ödeme sisteminin kalbini oluşturur. Belçika’da kurulu 15 ülkeden 239 bankanın ortak olduğu bir kooperatif kurumdur. Bütün dünyada finansal sistemden geçen ödemelerin teyidinin gerçekleştirildiği bir protokol olarak düşünülebilir. Yürürlükteki web protokolü gibi son derece merkezi yapısıyla sıkı bir kontrolün oluşturulmasına uygundur. Nitekim Der Spiegel 2013 yılında ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) tarafından “Terörizmin Finansmanını Takip Programı” çerçevesinde yoğun olarak izlendiğini bildirmiştir. Ayrıca küresel işlemlerde ABD kurumlarının kontrolünü ve zaman zaman da müdahalesine dair çok sayıda anekdot basında yer almıştır. Finansal kurumların ve internette etkin çalışan, düşük maliyetli bir ödeme sistemine ihtiyaç duyan büyük tekellerin ödeme aracı platformları swift engeline takılmaktadır. Buna rağmen IBM, pandeminin hemen öncesinde 44 para birimini içeren bir ödeme aracını ilan etmişti. Facebook da başarılı olmayan bir libra girişiminde bulundu. Bankalar ise Bank of International Settlement (BIS) önderliğinde üç büyük bankanın temsilcilerinin de bulunduğu bir çalışma grubuyla yeni ödeme aracı platformunu swift ile uyumlu hale getirmeye çalışıyorlar. Kısacası yakın bir gelecekte uluslararası işlemleri de kapsayan bir finansal ödeme sisteminin uygulamaya gireceği ve swift sisteminin yenileneceği veya değiştirileceği açık. Ayrıca yeni sistemin de hızlı fakat denetlenebilir ve merkezi olmasını da beklemek gerekir. Rusya’ya karşı yaptırımlarda uluslararası finansal işlemler mimarisinin ne anlama geldiğini ve ne kadar yıkıcı bir silah olduğunu gördük ve ABD bu silahı terk etmek istemeyecektir.

Öte yandan, bitcoin ve diğer coinlerin kullanıcı sayısının hızla artmasının yarattığı bir başka sorun da uçtan uca iletişime dayalı merkezi olmayan yapısı ve güçlü şifreleme özelliği özellikle Buterin’in de şikayet ettiği suç ekonomisi mensuplarının ilgisini çekmesi. Bu iki gelişme birlikte değerlendirildiğinde yaygınlaşmanın yarattığı meşruiyetin suç ekonomisinin faaliyetini kolaylaştıran bir fırsat yarattığı açıktır. Bu arada, Türkiye’nin kullanıcı sayısı bakımından üçüncü sırada yer alması bu bağlamda ilginçlik taşımaktadır. Bu açıdan bakılacak olursa suç ekonomisinin faaliyetlerini kısıtlamaya yönelik bir regülasyonun geliştirilerek yürürlüğe konulması bir iş modeli olarak blokzincir uygulamalarının daha da güçlenmesini sağlayacaktır.

Önümüzdeki hafta konuyu türev piyasaları bağlamında değerlendirerek bitirmeyi planlıyorum.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus