Seren Selvin Korkmaz yazdı: İktidarın tuzağı, muhalefetin sınavı – Rekabet

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye muhalefeti iktidarın lehine eğimli, çamurlu bir sahada mücadele ediyor. Tüm baskılara, zorluklara rağmen siyasal ve toplumsal muhalefette ciddi bir demokratik direnç var. Tam da bu yüzden Türkiye’de benzerlerinin aksine tüm kolaylayıcı araçları elinde bulundurmasına rağmen iktidarın işi kolay değil. Daha önceki yazılarımda da değindiğim gibi, muhalefetin ise bu mücadelede önünde üç temel risk bulunuyor.

  1. Teslimiyet: Her ne olursa iktidar gücü devretmez, kaybedeceği seçime girmez karamsarlığı.
  2. Rehavet: İktidar her ne yaparsa yapsın, kötü gidişi durduramaz seçimi kaybedecek rahatlığı.
  3. Rekabet: Muhalefetin ve potansiyel cumhurbaşkanı adaylarının kendi içinde rekabete odaklanması.

Bu yazıda rekabetin partiler ve adaylar için neden oldukça çekici bir tuzak olduğuna değineceğim.

Siyasi partiler demokratik bir düzende seçmen tabanını genişletmek, iktidara gelmek için birbirleriyle rekabet ederler. Rekabet hem seçmenin taleplerinin sandığa yansıması hem de etkin temsili için önemli bir unsur. Ancak, partiler seçimli otoriter bir rejimde mücadele ediyorsa işin rengi değişiyor. Seçimlerin yapıldığı ama adil ve eşit şartlarda yapılmadığı, kamu kaynaklarının, medyanın iktidar güdümünde olduğu bu rejimlerde muhalefetin birbiriyle rekabeti iktidar için önemli bir fırsat sağlıyor. Özellikle, Türkiye’deki gibi popülist otoriter ve kutuplaşmadan beslenen bir iktidar karşısında muhalefetin ayrışması, kendi içinde rekabete odaklanması iktidar için en kolay yoldan zafere ulaşmak demek.

Türkiye muhalefeti ise geçmiş deneyimlerine ve dünyadaki örneklere bakarak önemli bir ilerleme sağladı. Yer yer zorluklar olsa da 2023’te seçimlere mümkün olan en geniş ittifaklar halinde gitmenin yolu açıldı. Yeni seçim yasasının gerekliliği sonucu her ne kadar partiler parlamento seçimleri için esnek ittifak senaryoları, ortak listeler gibi hazırlıklara girişseler de pratikte altılı masa ve üçüncü sol ittifak denklemi ile seçimlere gidilecek gibi görünüyor. Muhalefetin elinde bir başka somut gerçeklik de var: 2019 seçimlerindeki “ortaklığın” getirdiği başarı. Yerel seçimlerdeki bu etkin işbirliğini genel seçimlerde uygulamak daha zorlu olabilir ancak mevcut rejim dinamikleri ve seçim sistemine bakılırsa muhalefetin başka şansı da yok. Örneğin, Meral Akşener’in de açıklıkla ifade ettiği gibi 2018 seçimleri, muhalefet için rekabetin yarattığı başarısızlığa bir örnekti. Her partinin kendi adayını çıkardığı seçim ister istemez bu adayların birbirleri ile rekabet etmesine yol açtı. Her aday kendi tabanını coşturdu. Her aday tek bir kişiyi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alarak Cumhur İttifakı kitlesini kenetledi. Nihayetinde, seçim kaybedildi.

Muhalefet bloğu içinde birbirinden çok farklı ideolojik görüşlere sahip partilerin aynılaşması problemli. Bunun için bir ölçüde rekabet gerekiyor. Ancak, rekabetin dozu aştığında o zaman hem parti kadrolarından hem parti tabanlarından yükselen sesler ittifaklar içinde “çatlak mı var?” endişesini ortaya çıkarıyor. İktidarın da basın ve medyadaki gücü ile kolaylıkla manipüle edebildiği bu durum bir araya gelmiş muhalefet için oldukça riskli.

Bir başka risk ise potansiyel cumhurbaşkanı adaylarının birbiriyle rekabet etmesi veya rekabet ediyor görünmesi. Türkiye’de seçimleri riske atmayacak tek senaryonun bütün muhalefetin seçim ittifaklarından bağımsız tek bir adayla seçime girmesi olduğunda ısrar edenlerden biriyim. Öte yandan, muhalefetin adayının bugünden belirlenmesi de oldukça riskli. Ancak, geçen sürede “ortak” adayın kim olabileceği üzerinden Zafer Partisi gibi ittifaklar dışında kalan partilerin söylemleri, bazen ittifakların kendi içinden gelen imaların veya Cumhur İttifakı’nın manipülasyonlarının etki yaratması bütün adayları ve muhalefeti yıpratıyor. Bu sürecin etkin politikalar ve iyi bir iletişim stratejisi ile yönetilmesi gerektiğini bir önceki yazımda ifade etmiştim. Aday tartışmaları ve muhalefet içinden bu sürece yönelik “farklı” sesler yükselmeye devam ettikçe adaylar arasındaki rekabet görünümü artıyor. Muhalefette ideolojiler ve partiler arasındaki ayrılık konusunda aşılmaya çalışılan kutuplaşma bu kez aday isimleri üzerinden beliriyor. Bu kamplaşmanın dozunun artması çıkan bir adayın diğer taraflar arasında yıpratılma payını da artıracaktır. Bu durum belli bir seçmen için sandığa gitmeme eğilimine bile sebep olabilir. Üstelik aday kim olursa olsun bu durum geçerli. Yani mesele adayın isminden ziyade ismi belirleyene kadar isimler üzerinden kamplaşmayı önlemekle ilgili.

Rekabeti doğuracak bir başka senaryo da “ikinci tur” tartışmaları. Hala her partinin kendi adayını çıkarması ve seçimlerin ikinci tura bırakılması konusunda tartışmalar var. Bu aynen 2018 seçimlerinde olduğu gibi rekabeti artıracaktır. Birbirleriyle seçim süreci boyunca mücadele eden adayların 15 gün içinde ortak bir aday etrafında toplanması oldukça zorlayıcı olur. Üstelik seçim güvenliği konusunda açık riskler varken “birden fazla aday ile ikinci tur senaryosu” adeta Rus ruleti oynamaktır.

Özellikle ideolojik olarak birbirine benzeyen partilerin de rekabet etmesi doğal karşılanabilir. Yine aday/liste tercihlerinde etkin rol oynamak, parti tabanını genişletmek için de partiler kendi tabanlarını mobilize edecek söylemelere başvurabilirler. Ancak, bunların da çok keskin düzeyde olması diğer parti tabanlarını tehdit edebilir, yani bir diğer anlamıyla ittifakları “tehdit” edebilir. Tüm bu söylediklerim elbette partiler siyasetsiz kalsın anlamına gelmiyor. Çünkü, siyasetsizlik siyasetin sonunu getirir. Daha evvelki yazılarımda bu bariyerlerin nasıl aşılacağını, partilerin ittifakları ve birbirlerini tehdit etmeden ama aynı zamanda pasif de kalmadan nasıl etkin politikalar üretebileceklerini ele aldım. Yani dozunda rekabet siyasetsizlik anlamına gelmiyor. Yeter ki “Yarının Türkiye’si” için bir vizyon kurulabilsin, yaratıcı söylem ve kampanyalar yapılabilsin…

Türkiye’de siyasi partilerin gerçekten birbiri ile rekabet edebileceği demokratik düzleme geçiş için bugün etkin rekabetin değil etkin işbirliğinin zamanı. Türkiye her kesimin adil ve eşit şartlarda temsil edildiği güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçtiğinde partiler de gerçek rekabet zeminine kavuşacaklar. Bugün otoriterleşme ve sırat köprüsündeki yol ayrımında dozunda rekabet ve etkin işbirliği ise zor fakat gerekli büyük bir adım olarak yerinde duruyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus