Emre Erdoğan yazdı: Mülteci karşıtlığı kime oy kazandırır?

Gerçek bir: Türkiye sınırları içerisinde kayıtlı/kayıtsız, tanımlı/tanımsız, geçici/kalıcı beş milyona yakın yabancı uyruklu kişi yaşıyor. Gerçek iki: Ülkemizin bu beş milyon kişinin geleceği hakkında hiçbir tasavvuru yok, “Bir gün geri giderler inşallah!” demekten başka. Gerçek üç: Nasıl sorarsanız sorun, anketler gösteriyor ki vatandaşlarımızın dörtte üçünden fazlası milliyetinden bağımsız, yabancılardan hiç haz etmiyor, bir an önce geriye ya da herhangi bir yere gönderilmesini istiyor.

Ve, şaşırtıcı gerçek dört: Bu coğrafyada ırkçılığın her türüne mebzul miktarda rastlanmış olsa da sistematik olarak mülteci karşıtlığından ekmek yemek henüz kimseye nasip olmadı, henüz.

2019 yerel seçimlerinde İstanbul-Fatih ilçesinde bir aday açıkça mülteci karşıtı bir söylem güderken, muhalefet kampından bir belediye başkanının politikalarını bir kenara yazdık. Bir tanesi seçimi kazanamadı, diğerinin kaderini üç vakte kadar göreceğiz.

Zafer Partisi ve lideri Ümit Özdağ’ın sosyal medya fırtınasına dayalı yükselişine kadar bir rehavet içerisinde olduğumuzu söyleyebiliriz. Başta Avrupa Birliği ülkeleri ve ABD olmak üzere kürenin farklı coğrafyalarında mülteci karşıtlığı popülizm adıyla da bilinen aşırı sağın yükselişinde ana ekseni oluşturdu. Biz ve onlar ikiliğinde el altında hazır “günah keçileri” müesses nizamın kifayetsizliğine ve kendi menfaatlerini önceliklendirmesine kanıt olarak sunuldu. Kitleleri cezbedecek argüman basitti: “Biz burada sürünürken, siyasetçiler ve müesses nizamın kendi keyfine çağırdığı mülteciler keyiflerini sürüyorlar, hakkımızı yiyorlar.” Yabancı gelmedi sanırım.

Türkiye “sosyolojisi” hakkında karamsar olup “Anadolu İrfanından” şüphe duyanlar için ilginç bir soru her zaman “Neden burada olmuyor?” idi. Gerçekten de gerek siyasal kültürümüzün her tür tektipleştirmeyi seven yapısı, gerek oportünist siyasetçilerin çokluğu, gerekse de sürekli içinde bulunduğumuz siyasi ve ekonomik krizler, bu söylemin tutması için bereketli bir ortam sağlamaktayken bu potansiyel pek “harekete” geçirilmemişti.

Bu Türkiye istinasını şu farklı şekillerde açıklandığını duyduk. İktidar partisinin çeşitli saiklerle kullandığı “Ensar” yani “din kardeşliği” çerçevesi, biraz üçüncü dünyacılık sosuyla süslendiğinde kendi tabanı için ikna edici bir reçeteye dönüşebildi. Muhalefet seçmeninin mülteciler konusundaki olumsuz görüşü genel, neredeyse ontolojik bir itirazın içerisinde eriyebildi. Başka bir deyişle mültecilerin (bütün yabancılar diye de okuyabiliriz) ülkemizdeki varlığı AK Parti’nin külli kötü yönetiminin bir tezahürü olarak görüldüğünden, bu konuda çıkışlar münferit kaldı, konu ön plana çıkmadı. Tabii, ilk seçime kadar bir arada kalması ve HDP tabanının desteğini de koruması gereken “Altılı Masa” katılımcılarının da kırılganlığını eklemek gerek. Bu arada muhalefet partilerinin liderlerinin söylemleriyle, resmi parti belgeleri arasındaki fark başlı başına bir analiz konusu, araştırılmasını tavsiye ederim. Son olarak da her yerde mülteci karşıtlığının doğal kaynağı olabilecek milliyetçi tandanslı iki partiden biri sessiz hükümet ortağı olduğundan, diğeri de “ırkçılık” yaftasını edinmekten kaçındığından bu kaynağı kullanmayı ötelediler.

Kamuoyu kazanı kaynarken, mülteci karşıtlığı gibi bereketli bir konuyu kullanacak bir aktörün ortaya çıkması kaçınılmazdı, çıktı da. Seçmenin her partinin her konudaki pozisyonunu değerlendirecek kadar akıllı ve bilgili olmadığını biliyoruz, kısayollar kullanarak tahmin etmek çok daha iktisatlı bir strateji evrimsel açıdan. Zaten canlı ve kurumlaşmış bir siyasette çeşitli kısayollar bulunur. Demode olduğu iddia edilen ama hala çok işe yarayan “sol-sağ” ayrımı bunlardan biri mesela. Partinin geçmiş icraatlari ve kimliği de politikaları hakkında iyi bir fikir verir. Bizim gibi ülkelerde parti liderleri tüm programın vücuda gelmiş halleri olduğundan, onları takip etmek de kanaat edinmeye kafi gelir. Bütün bunlar yetmezse, kişinin kendi sosyal kimliği, değerleri ve konu komşu da yol gösterir.

Ancak, bazen tarih kendi rolünü oynar ve ortaya yeni bir konu atar, mülteciler, küresel ısınma ya da pandemi gibi. Böyle bir durumda, hele konu da seçmen için can yakıcıysa, üç şey olabilir: Partiler kendi duruşlarına göre bir pozisyon alırlar, örneğin solun küresel ısınmayı sahiplenmesini umarız. İkinci olasılık, partiler konuyu geçiştirmek için hep beraber susabilirler, bir rekabet ekseni oluşturmaz, bakınız partilerimizin çevre konusundaki önerileri. Sonuncu olasılık da herkes susmuşken, yeni bir aktörün konuya sahip çıkmasıdır, ancak sesini duyurması zor olduğundan ve diğer konular baskın olduğundan kendisi de söylemi de marjinalleşir, bir sonraki seçimde ana akım partilerden birinde görürüz ekibi.

Ülkemizdeki mülteci karşıtı siyasal girişimin macerasının da yukarıdaki seçeneklerden biri olabileceğini ön görebiliriz. Kamuoyunda ortada mülteci yokken bile var olan rahatsızlık, beş milyon kişinin “adhoc” politikalarla “misafir” edilmesiyle yükselmişti. Ülkenin yaşadığı sürekli siyasal ve ekonomik krizlere son bir yılın can acıtıcı fakirleşmesini de eklediğimizde nesnesi yanlış bir “hınç” duygusunun ortaya çıkması şaşırtıcı olmadı. Medyanın bütün mültecileri suçlu gibi gösteren, ülkeyi koca bir “Esenyurt” olarak temsil eden haberlerinin de katkısıyla insanlar bilendi. Bütün bunlar olurken bu konuyu genelgeçer ifadelerle “pas geçmeyi” tercih eden, o ya da bu yönde çözümler önermeyen partilerin sessizliği de bir fırsat alanı oluşturdu. Ülkenin en yorgun, en karamsar dönemlerinden birinde, bu “yanlış geceyi kullanmak” da bir siyaset kurduna kısmet oldu.

Halihazırdaki siyasal girişim, mülteci karşıtı söylemi tek bir kişinin sosyal medya eylemleriyle “ifade etme” stratejisini tercih ediyor, kendi açısından mantıklı. Ülkenin diğer karmaşık konularına çözüm üretme zahmetinden kurtuluyor böylelikle, zaten böyle bir beklenti de yok. Tek bir kişinin aynı söylemi farklı bağlamlarda tekrarlaması ve mülteci sorunu gibi karmaşık bir konuya basit bir çözümü önermesi de pekiştirme etkisi yapıyor. Seyredeğer sosyal medya şovları da sadece Twitter vesairede kalmıyor anaakıma da sirayet ediyor ve herkese görünür hale geliyor. Bu da az kaynakla elde edilebilecek iyi bir kazanç.

Soru şu, bu kazanç sandığa yansır mı? Genç Parti’nin yüzde 7 oy alabildiği bir coğrafyada herşey mümkün ancak 2002’deki gibi bir siyasal tsunami ufukta gözükmüyor. Elimizdeki seçmenlerin büyük kısmı kararını şimdiden vermiş. Bu seçimde ilk defa oy kullanacak altı milyon genç seçmene cazip gelebilir mi, bu ayrı bir mesele. Genç işsizliği bu kadar yükselmişken, eğitimin anlamı bu kadar sorgulanırken ve yaşamını başka bir ülkede kurma fikri bu kadar yaygınken; “bütün bunların sorumlusu mültecilerdir” söylemi ikna edici olur mu, sanmam, hükümetin sorumlu olduğunu söylemek daha ikna edici olur, zaten onu da söyleyen var. O zaman mülteci karşıtlığının beklenebilecek en önemli yansıması seçmen düzeyinde değil, partiler düzeyinde olabilir. Bir oyun bu kadar kıymetli olduğu dönemde, mülteci karşıtlığını dışarıda bırakmanın riski “Altılı Masa” aktörlerinden bazılarını bu söylemi tekrarlamaya itebilir. Tabii böyle bir söylem değişimi, pişmiş aşa su katmak anlamına gelse de, siyaset boşluk kaldırmaz prensibi ağır basacağından bu risk göze alınabilir.

Mülteci karşıtı söylem bu şekilde ana akımlaşırsa, olan her zamanki gibi garibana, yani yaşamını bu ülkede son derece olumsuz koşullarda sürdürmeye çalışanlara olur. Kentlerin çöküntü mahallelerinde, eğitimsiz, işsiz, güvencesiz, sağlıksız ve geleceksiz bir biçimde mücadele edenlerin yaşamı daha da zorlaşır. Filler tepişirken, çimler ezilirmiş, çimler birbirini ezmese keşke.

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus