Alphan Telek yazdı: Genç vatandaşın acıları – Türkiye gençliğine ne sunuyor?

Uzun zamandır Medyascope ve diğer platformlarda kaleme aldığım yazılarda otoriterleşmenin ve prekaryalaşmanın (güvencesizleşmenin) toplum üzerindeki etkilerini kaleme almaya çalışıyorum. Tabii her zaman bunların iktidar ve muhalefet politikaları üzerindeki etkilerini görerek ve bunlar karşısında nasıl politikalar üretilmesi gerektiğini tartışarak.

Hem otoriterleşme hem de prekaryalaşma toplumun bütününü çok ağır bir şekilde etkilerken; gençler, kadınlar ve yaşlılar gibi bazı toplumsal grupların bundan daha fazla etkilendiğini söyleyebilecek veri ve gözleme sahibiz.

Aslında toplumda son olarak birçok insanı rahatsız eden ve “Ne oluyoruz, Türkiye nereye gidiyor” dedirten görüntülerin ve sözlerin bu iki unsurun birleşmesinden olduğunu net olarak söyleyebiliriz. Suç oranının artması, insanların ülkede bir otorite yokmuşçasına fütursuz davranışları, hesap vermezliğin yaygınlaşması bunlardan bazıları.

Dahası, toplumu bir canavar misali saran suç iklimini, insanların kısa yoldan para kazanmak için kumara ve rant vaat eden işlere yönelmesini, eğitime duydukları inançtan vazgeçmesini, kimsenin artık kimseye güvenmemesini ve sokakta güvercin tedirginliğiyle yürümesini toplumun bulunduğu koşullara isyanı olarak görmek mümkün. Yaşadığımız sosyal gerçekliğin karanlık kısmı bunlar. Bu karanlı kısımları aynı zamanda toplumun sessiz ve gizli çığlığı olarak okumak da mümkün.

Ancak eklemek gerekir ki Türkiye otoriterleşme ve prekaryalaşma sorununu çözerse, toplumun bu gizli ve sessiz isyanı dinecektir.

Bu gizli ve sessiz isyan çığlığını en çok gençler arasında görüyoruz. Mezun olur olmaz işsizliğin, iş bulunsa da asgari ücretin norm olduğu, mezuniyetin hemen ardından uzun bir müddet ev genci olarak yaşama ihtimalinin giderek derinleştiği, sadece siyaseten Ankara’da değil aynı zamanda her iş yeri ve her mahallede saygı duyulma hissiyatının azaldığı bir ülkeden bahsediyoruz. Diyebiliriz ki despotluk sadece bir merkezde Ankara kurulan bir model değil. Bugün her iş yeri ve her mahalle – ve hatta bazen kampüsler ve okullar – despotluğa evrilme durumunda. Böylesi mekanlarda, vatandaşlar saygı görmez sadece ve sadece saygısızlık görür. Eşitlik yoktur çünkü. Güçlüler her zaman belirsizlikten faydalanır.

Böylesi bir iklimde belirsizliğin şiddetinin vurduğu gençler hayatta kalma stratejisinin doğal bir sonucu olarak coğrafyayı terketmek ister. Bizde olduğu gibi. Lübnan’da, Irak’ta, İran’da on yıllar önce de böyle olmuştu. Otoriterleşme ve onun sosyo-ekonomik ayağı olan prekaryalaşma ne yazık ki bir Ortadoğululaşma eğilimini içinde barındırıyor. Böylesi bir tablo karşısında “Giderlerse gitsinler” söylemi gençleri kızdırmaktan başka bir işe yaramıyor.

İlginç bir denge var. Gençler öfke ve hayalkırıklığı arasında gidip geliyorlar. İktidarın politikalarının yarattığı Türkiye karşısında hayalkırıklığı duyup gitmek isterken, iktidarın halihazırda KYK yurtlarına yaptığı yüzde 80’lik zam, konut sorununu çözememesi, gençlere arzu ettği hayatları sunmayı bırakın bunlardan daha uzak bir şekilde akitleşen bir çizgiyi dayatması gençliği öfkeye sevk ediyor. Bu öfke toplumun bütününde var ama ilginç olan gençlerin ısrarla ve dirençle bir arayış halinde olmaları. İlk buldukları cevaplardan biri mesela Atatürk’ün kendisi. Atatürkçülük değil ama. Birleştirici bir figür olarak Atatürk’ün etkisinin artması İzmir Marşı’nın farklı görüş ve mahalleden gelen yüzbinlerce genç tarafından aynı anda okunması buna işaret. Ancak bunun haricinde siyasallaştırılan bir enerji yok. Çünkü alternatif düşünce ve proje henüz zayıf. Bu alternatif düşünce yeni Türkiye’nin ve iktidar sonrasının Türkiye’sine ait.

Evet gençler bugün umutsuz bir Türkiye’yi deneyimliyor olabilirler. Evet genç vatandaşların acıları çok olabilir. Ama halen ısrarla ve inatla demokratik ve sosyal olarak adil bir Türkiye’ye ya da bu ihtimale yönelik inançlarını yitirmiş değiller. İşte bu ihtimalin bir politikayla ve gelecek planıyla birleştirilmesi gerekiyor. Nokta atışı söylem ve politikalarla desteklenecek olan bu ihtimalin büyütülmesi ve doğru figürlerle kamuoyuna muhalafet tarafından aktarılması gerekiyor.

Genç vatandaşın acısı o zaman genç vatandaşın umuduna ve ülkeyi yeniden inşaa çabasına dönecek. Dahası, insanlar kendilerini bu sürecin bir parçası sayacak ve belki de o özgüvenle yeniden toplum olmayı başarabileceğiz. Genç deyip geçmeyin, bir toplumu gerçek anlamda bir arada tutan bütün enerjisiyle gençlerdir. Onların yaşamlarında geçiş döneminde bulunmasıyla Türkiye’nin bir geçiş döneminde olması arasında büyük bir benzerlik var. İkisinin kaderi birleştiğinde Türkiye bundan daha iyisini onlara verebilecek.

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus