Ali Hakan Altınay yazdı: İyi niyet üretimini dert etmek, kin ve kibir sarmalına teslim olmamak

Geçen yazıda iyi niyet üretebilen çoğulculuğun önemli bir başarı kaynağı olduğunu gösteren bulguları, araştırmaları gözden geçirmiştik. Peki, iyi niyet nasıl üretilir? Sanırım ilk yapılması gereken modern iktisatın bu meseleyi ihmal etmesine kulak asmayıp sosyoloji, antropoloji bu konuya dair ne tür ipuçlarına işaret ediyora bakmak. Kurumlar, sistemler, toplumlar için çoğulculuklarıyla senkronize iyi niyet desenleri üretebilmek, hırpalandıkça bu desenleri onarabilmek önemli, hatta yaşamsal bir yetkinlik olarak ortaya çıkıyor. 

Gelin çoğumuzun aşina olduğu bir örnekle başlayalım: Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göçü. Hz. Muhammed ve onu sevenlerin gelmesiyle o zamanın Yesrib’i hicret öncesine göre daha çoğulcu bir yer olur. Bu yeni duruma uygun kurallar, konuşarak ve anlaşarak iştiraken oluşturulduğunda Yesrib, Medine olur; şehirli çoğulculuğa giden yol, muhabbetler ve müştereklerden geçer. Peygamberin kendisini seven, sayanlara ilk tavsiyesinin selamlaşmayı artırmak olduğu söylenir. Yeni durumun bu tavsiyeyi gerektirmesi niçin ve nasıl selamlaştığımızı bize sorgulatmalı. Antropologlara, dilbilimcilere ve tarihçilere danıştığımızda bize ilginç bulgular aktarıyorlar: İlk el sıkışanlar eski Yunan toplumları; amaç yanına yaklaştığınız kişiye elinizde bıçak olmadığını göstermeniz. Asker selamının da uzaktan yaklaşmakta olan kişinin elinde mızrak olmadığını teyit etme yönteminden evrildiği söylenir. İslam, Musevilik ve Hristiyanlık’taki “selamün aleyküm”, “şalom aleichem” ve “pax vobis” ifadelerinin ilişkide şiddet olmayacağına dair akitleşmeyi temsil ettiği rahatlıkla söylenebilir. Güney Asya’daki “namaste” sözü ve muhattabın önünde eğilmenin birbirimizin içindeki ulviliği görmek ve saymak yoluyla selamlaşmanın simgesi olduğu anlatılır. Belki en şiirsel selamlaşma ifadesi Orta Amerika’daki Mayalar arasında kullanılan “Ben bir başka senim” sözü. 

Öyle görünüyor ki selamlaşmanın grameri dünyanın birçok yerinde iyi niyetin ve akranlığın teyidini içeriyor. Felsefeci İoanna Kuçuradi’nin enfes ifadesiyle, herkesin birbirinden farklı olduğunu algılamak hiç zor değil… Mesele bütün farklılığımıza rağmen hepimizin eşdeğer olduğunu müştereken tespit etmek. Selamlaşma bu tespitin temelini atıyor ve ilişki bu temel üzerinden ilerliyor. İlişki geliştikçe hukuk oluşuyor. Bugünkü yaygın anlamıyla hukukun tanımı belli bir konudaki kanunların tamamı demekse de daha eski anlamı “Benim Ruşen ile hukukum var”daki manayı da içeriyor. İlişki kurma pratiği zaman içinde haklar ve sorumluluklar örüntüsü ve beklentisi üretiyor. Benzer bir anlam ikiliği “etik” sözcüğünün Yunanca’daki hikayesinde de var: Bugün etik dediğimizde temel ilkelerden tümdengelim yoluyla üretilen kurallar anlaşılsa bile kelimenin ilk anlamı alışkanlıktan türemiş. Bu etimolojik bulgular bize karşılıklı iyi niyet sözü ile başlayan ilişkilerin zaman içinde sınanacağını ve bu sınavdan başarıyla geçmenin iyi niyet üretiminde önemli olduğunu gösteriyor. 

Peki bu sınavda başarısızlık olursa ne olacak? Her kültürün belli aralıklarla anlaşmazlıkları sonlandırmayı, barışmayı örgütlediğini biliyoruz. Örneğin bayramlarda küsler barışır ya da belli aralıklarla borçlar silinir. Hukuk antropolojisi, toplumların nasıl anlaşmazlık taraflarını barışmaya yönlendirdiğinin anlatılarıyla doludur. Gandhi’nin bize hatırlattığı üzere, eğer tek ve mutlak kural “Göze göz” olur ise dünyada kimsenin iki gözü kalmaz çünkü herkesin en az bir incinmişliği, öcü vardır. Eğer bir şekilde kırılmazsa öç zinciri sonsuza kadar devam eder. Anlaşmazlık çok büyük ve çözümsüz ise hatalı bulunanın toplum dışına sürülmesi de olasılıklardan birisidir. 

Anlaşmazlık hayatın parçası olduğuna göre, iyi zamanlarda iyi niyet biriktirme pratikleri de önemli bir rol oynar. Hediye alıp vermek gibi ilişkiyi bir seferlik alışverişlerden öte, derin ve geniş bir bağlama oturtma pratiği bunlardan bir tanesi. Amerikalı antropolog David Graeber’in borç alıp verme pratiklerinin her zaman sosyal bir arka planı olduğuna işaret ettiğini aklımızda tutmak isteyebiliriz. Borç ya da hediye ilişkisi her zaman toplumsal bağı varsayıyor ve yeniden üretiyor. 

Modern toplumlarda ilişki ağlarımızın yarıçapı çok daha gelişkin olduğu için sadece selamlaşarak, hukuku yavaş yavaş oluşturarak, hediyeleşerek ve bayramlaşarak yeterli iyi niyet üretemeyeceğimiz kesin. Ama bu sınanmış pratikleri küçümseyerek ya da ihmal ederek ölçek sınavında iyice çaresiz kalacağımız da aynı derece kesin. Her halükarda daha çok temas ve daha sahici muhabbetlere imkan verecek çok sayıda ortama ihtiyacımız var (Bunun bazı örneklerini değerli dostlarım Emre Erdoğan ve Pınar Uyan-Semerci’nin Haziran 2022’de yayınlanan Kutuplaşmayı Nasıl Aşarızkitabında bulabilirsiniz). Amerikan tarihinin en önemli başkanlarından Abraham Lincoln’un “Bu adamı sevmiyorum. Onu daha iyi tanımalıyım” kuralını uyguladığı söylenir. Kendi adıma, kaderdaş ve mekandaş olduklarımıza yönelik sahici, samimi bir merak sorumluluğumuz olduğu farkındalığını içeren bu düsturu çok ciddiye almamız gerektiği kanısındayım. 

Burada sık rastlanan yanlışlardan bir tanesi sadece temasın ya da birbirine maruz kalmanın yeterli olacağı sezgisi. Anlaşılabilir ama yanlış bu sezgi, insanlar birbirine maruz kaldıkça güven ve iyi niyetin doğal olarak oluşacağını söylüyor. Halbuki sadece yüzeysel temasın tam tersi sonuçlar vermesi, var olan önyargıları hızla pekiştirmesi de gayet muhtemel. Olumsuz önyargıları azaltmanın ve güveni inşa etmenin en kestirme yolu beraber iş yapmak, muhatabımızla işbirliği sırasında onun güvenilir bir partner olduğunu keşfetme fırsatına sahip olmak. 

Geçen seferki Google örneğinden hatırlayacağımız gibi ekip liderinin kendi geçmiş hatalarından bahsetmesi gibi, ilişkinin ceza ve kınama yoğun olmadığının sinyalinin verilmesi de güven ve iyi niyet havuzunun hızla dolmasına hizmet eden pratikler. Benzer bir dinamiği Boğaziçi Avrupa Siyaset Okulu’nda da görüyoruz. Çok farklı arka plandan gelen katılımcılar tanışma aşamasında en yakın arkadaşları dışında kimsenin bilmediği bir bilgiyi grupla paylaşıyor ve o bilginin diğerleri tarafından kötüye kullanılmadığını görmek güven ve iyi niyet birikimini hızlandırıyor. 

Bir başka çarpıcı örnek Kennedy’nin, iki ülkenin birbirini yok etmesine ramak kaldığı Küba füze krizinden sadece birkaç ay sonra Sovyetler’in ortak düşman Hitler’i yenmek için ödediği olağanüstü bedeli teslim eden ve Sovyet toplumu için olağanüstü cömert sıfatlar kullandığı konuşması. Bu konuşmanın ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki ilk nükleer silahları sınırlandırma anlaşmasının önünü açtığı kabul edilir. Kennedy bu sıradışı konuşmayla ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki ilişkiyi sadece ölümcül bir rekabet ve husumetten ibaret bir ilişkiden, kaderdaşlığı da içerebilecek, tarafların birbirinin haklılığını teslim etmesinin imkansız olmadığı başka bir kulvara geçirir. Birincisinde mümkün olmayan şeyler, ikincisinde gayet mümkündür.

Bir modern toplum duyarlılığı olan nefret söylemi itirazını da bu çerçeve içinde düşünmemiz mümkün. Aydınlanma felsefecisi Immanuel Kant misafirperverlik hakkından bahseder. Bugünkü haklar dağarcığı açısından yadırgatıcı bu kavramla, Kant kimseye sadece yabancı olduğu için düşman muamelesi yapılamayacağını kasteder çünkü herkesin iyi niyet örüntüsünü varsaymaya hem hakkı, hem de ihtiyacı vardır. Nefret söylemine itiraz da aynı temele dayanır: Toplumdaki iyi niyet örüntüsünü varsayabilme ve güvenebilme hakkını hırpalayamazsınız. 

Benzer örnekleri çoğaltmak mümkün. Bu aşamada iyi niyet üretimini, iyi niyet desenlerinin diriliğini öncelikli işler listemize alma konusundaki fikir birliği yeterli olacaktır. Bu işin nasılı nükleer fizik tadında teknik ve butik bir konu değil. Tam tersine herkesin dağarcığında çok sayıda ipucu ya da ilham bulacağı konular bunlar. Yeter ki konuyu önemseyelim; iyi niyet üretimini dert edelim; kin ve kibir sarmalına teslim olmayalım.  

Mektup adresi:
Ali Hakan Altınay
Silivri Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü
Semizkumlar Mah. Çanta Cad. No: 162
Silivri Kapalı Cezaevi (9 no’lu Cezaevi), Koğuş: A47
İstanbul

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus