Alphan Telek yazdı: Alevilik siyasallaşır mı?

Makro siyaset bir süredir Alevilik üzerine kafa yoruyor. Tartışma programlarından dost meclislerine, yeni yayınlanan siyasal kitaplardan fikir yazılarına ve hatta Sedat Peker’in video ve tweetlerine kadar aday tartışması etrafında Alevilik-Sünnilik dile getiriliyor. 

Herkesin gündemi farklı olabilir ama elbette bu tartışmaların makro düzeyde yapılmasının ağırlıklı sebebi Kemal Kılıçdaroğlu’nun olası cumhurbaşkanlığı adaylığı. Yapılan bütün tartışmalarda Kılıçdaroğlu’nun kimliğinden ötürü eğer aday olursa seçim kampanyası sürecinde iktidar ve güvenlik bürokrasisi tarafından hedef gösterileceği, iktidar kampanyasının tamamıyla buna dayanarak ülkeyi daha da kutuplaştırabileceği, ülkeyi sonu gelmez bir çatışma döngüsüne sokabileceği ihtimalleri dile getiriliyor. 

Çatışma algısı: Kimlikten ekonomiye

Ancak bu makro siyasetin konusu derken bunu bilerek ve isteyerek kullanıyorum. Son 40 yıldır kimlik siyasetinin ağır etkisi altında yol alan Türkiye’de son yıllarda bunun tam karşı istikametinde bazı işaretler söz konusu. 

Sosyal adaletsizliğin giderek derinleşmesi, yoksullaşma ve güvencesizleşme toplumun çatışma algısını kimlikten ekonomiye kaydırdı. Bunu her yerde ama özellikle sokakta vatandaşlar arasında görmek mümkün. Böylesi bir anda, yani toplumun algısı ve çatışma şiarı değişirken onlardan geçmiş saiklerle davranmasını bekleyenlerin önümüzdeki süreçte şaşıracağını düşünüyorum. Bu değişim ve dönüşümün en büyük taşıyıcıları ise ağırlıkla gençler. 

Kimlik sorunsalının giderek gölgeye girdiği bir zaman diliminden geçerken, Alevilik tartışmasının makro siyasette seslendiriliyor olmasının iki sebebi var. İlk olarak makro siyaseti tanıyan ve bilenler kimliğin mahalle amigoları ve iktidar destekçileri tarafından Makyavelist anlamda kullanılabileceğinin farkında. Ama bir de halen toplumdaki değişimin farkında olmayan ve dahası iktidarın gidebileceği bir alanın kalmadığını göremeyenler var. 

Belli ki hem toplumsal dönüşümü hem de mevcut gündemi okuyamayan birileri Muharrem ayının henüz başında Ankara’daki cemevi saldırılarını gerçekleştirerek başka bir yolun mümkün olabileceğini düşünmüş. Bunun ardından, tartışma daha da büyüdü siyasi kamuoyunda. Aleviliği Kürt sorunu gibi bir siyasal sorun olarak gören de var. Ya da Kılıçdaroğlu’nun bunu açık açık dile getirip Alevi kimliğiyle eğer aday olursa kampanyasını sürdürmesi ve savunması gerektiğini söyleyen de. 

Bunlarla ilgili yorum yapmadan önce Kılıçdaroğlu ve kimlik bahsini kapatmak istiyorum. Kılıçdaroğlu yaptığı açıklamalarda kimlik siyasetini doğru bulmadığını ve bunun üzerinden yapılan siyasetin Türkiye’ye zarar verdiğini defaatle söyleyen bir lider. Türkiye’nin şu an ihtiyacı olan da böylesi bir duruş zaten. Ayrıca Altılı Masa’nın liderleri de Alevilik çıkışları karşısında bunun arkaik bir yanı olduğunu vurgulayarak aynı pozisyon etrafında konumlandılar ki bu Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından olumlu bir tavırdı. 

Aleviler ne diyor?

2000’li yıllarda Türkiye’nin AB üyeliği perspektifi halen canlıyken, AB ilerleme raporları Türkiye’de ses getirirdi. Zannediyorum bu ve benzeri bir raporda AB, Aleviler’in de Türkiye’de bir azınlık olarak kabul edilmesiyle ilgili bir açıklama yapmıştı. Bunun hemen ardından Alevi toplumu, Aleviler’in Türkiye’nin asli ve kurucu unsurlarından olduklarını ve azınlık tabirini kabul etmediklerini söylediler. Alevi toplumunun bu duruşu bugün halen devam ediyor. 

Onları yaralayan tarihsel aksiyonlara rağmen. 

Onları aşağılayan söz ve davranışlara rağmen.

Kamuda kimliklerinden ötürü dışlanmalarına rağmen. 

Güvenlik bürokrasisinde ya da devletin üst kademelerinde kimliklerinden ötürü yükselemezken. 

Geçtiğimiz günlerde tekrar gündeme geldi. Üçüncü köprünün adı meselesi. İsimle ilgili son ana kadar herkesi birleştirebilecek ve hatta Anadolu kültürünün en önemli bileşenlerinden biri olan Yunus Emre ismi masadayken, son anda Yavuz Sultan Selim’de karar kılınması ya da benzeri saikle hareket eden iktidar açıklama ve tavırlarına rağmen. 

15 Temmuz ve sonrasında IŞID ve benzeri radikaller Anadolu’da bazı köylerde Aleviler’in evlerinin kapısına çarpı işareti koymasına rağmen.

Türkiye, Afganistan değil

Aleviler tüm hafıza, müdahale ve sınamaya rağmen yaşadıklarını bir azınlık sorunu olarak siyasallaştırmadılar. Bunu bir demokrasi sorunu olarak gördüler. O yüzden bugün birinin kalkıp Alevi kimliğini kampanya merkezine alarak sahaya inmesini ya da bunun iktidarın eline yarayacak şekilde bir sorun olarak ele alınmasını istemeyeceklerdir. O yüzden Alevilik bir azınlık sorunu olarak siyasallaşmayacaktır ama Türkiye’nin demokratikleşmesi meselesinde en önemli unsurlardan biri olarak masada yerini alacaktır. 

Türkiye ne Afganistan ne İran ne de Suudi Arabistan gibi değil. Cemaat, etnisite, mezhep gibi unsurlara karşı halen ulusal olanın bizi birleştirdiği bir ülke. Ancak çıkar ve iktidar için ulusal dayanışmayı ve birliği riske atanlar olduğu sürece ve dahası onları denetleyip, sınırlayabilecek, kurumsal bir erk olmadığı müddetçe risk hep söz konusu olacak. Riski azaltmak ve yok etmek ise hepimizin aksiyon ve sözlerine bağlı. 

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus