Arzu Yılmaz yazdı – Komşuda pişer bize de düşer: Irak’ta kurulacak yeni hükümet

Irak’ta bundan tam bir yıl önce yapılan seçimlerin ardından nihayet uzlaşma sağlandı. Cumhurbaşkanı ve başbakan seçildi. Sırada kabinenin oluşturulması var. 

Fakat ortaya çıkan tablo, seçim yapılmasa da olurmuş dedirtecek cinsten. Zira Bağdat’ı elinde bulunduran siyasi dengede bir değişiklik yok, değişen yalnızca isimler demek çok da yanlış olmaz. 

Sonuç: Irak’ta bir değişim için son birkaç yıldır ardı ardına gösteri yapanların yüzlercesi toprağın altında, bir değişim umuduyla gerçekleştirilen seçimin kazananları muhalefette, kaybedenleri ise iktidarda…

Seçimlerin en büyük galibi Sadr hareketi 329 sandalyeli Irak Parlamentosu’nda 73 sandalye kazanmıştı.  Ama bundan altı ay önce parlamento görevlerinden istifa ettiler. Sadr ise siyaseti bıraktığını açıkladı; en azından şimdilik siyasi sahneden çekildi. Çünkü elde ettiği parlamento çoğunluğuna rağmen hükümeti istediği gibi kuramadı, kurdurmadılar. 

Halihazırda hükümeti kuran ise seçimler ertesinde parlamentoda yalnızca 17 sandalye kazanan Fetih İttifakı’nın omurgasını oluşturduğu ve İran’ın desteklediği diğer Şii grupların ortaklaştığı Koordinasyon Çerçevesi. Sadr Hareketi’ne bağlı 73 milletvekili istifa edince, seçimlerden büyük bir yenilgiyle çıkan bu Şii grupların parlamentoda sahip olduğu sandalye sayısı, Irak yasaları gereği parlamentoda boşalan sandalyeler her bir seçim bölgesinde ikinci olan adaylarla doldurulunca, 138’e çıktı. 

Mukteda es Sadr

Bu arada, Sadr Hareketi’nden sonra seçimlerde en fazla oy alan Sünni İttifak 37, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ise 31 sandalye ile hala parlamentoda boy gösteriyor. Hatta mevcut uzlaşma bu iki aktörün desteğiyle sağlandı. Fakat  bundan bir yıl önce seçim başarılarına dayanarak belirledikleri hedefleri bu hükümetle gerçekleştirmeleri imkansız. Örneğin, KDP cumhurbaşkanlığına kendisinden daha az oy alan Kürdistan Yurtseverler Birliği’nden (KYB) değil, kendi partisinden birinin seçilmesi için çalışıyordu ama cumhurbaşkanı yine KYB’den oldu. 

Bu her iki aktör de aslında seçimlere Sadr Hareketi’yle ittifak kurarak girmişlerdi. Bir yıl boyunca da Sadr’la birlikte hareket ettiler. Amaçları, her şeyden önce, İran’ın Irak’taki etkisini sınırlamaktı. Bunun için öncelikle İran’ın kontrolündeki Şii milis gücü Haşdi Şabi’nin dağıtılmasını istiyorlardı. Sünni İttifak başta Musul olmak üzere Sünni yerleşim yerlerindeki siyasi ağırlığını bu yolla konsolide etmek, KDP ise başta Kerkük olmak üzere 2017 Kürdistan bağımsızlık referandumu sonrası tartışmalı alanda kaybettiği kontrolü yeniden kazanmak için destekledi Sadr Hareketi’ni. Sadr’ın amacı da bu yolla önce Iraklı Şiiler’in daha sonra da Irak’ın lideri olabilmekti. 

Eğer Irak’ta siyaset yalnızca Iraklılar’ın iradesiyle şekilleniyor olsaydı, belki de başarılı olabilirlerdi. Gösteriler ve seçim sonuçları bir umut doğurmuştu ama işleyişin öyle kolay kolay değişmeyeceği anlaşılmış oldu. 

Aslına bakarsanız bu sonucu en erken öngören de Irak halkıydı. Zira 10 Ekim 2021 günü sandığa giden Iraklılar’ın oranı yalnızca yüzde 44’te kaldı. Saddam Hüseyin’in devrildiği 2003 yılından sonra gerçekleşen beş seçim arasında en düşük katılım oranı geçen yılki seçimlerde kaydedildi. Yani Iraklılar’ın büyük bir çoğunluğu yaşadıkları ülkenin kaderinin kendi ellerinde olmadığını zaten biliyordu demek yanlış olmaz sanırım. 

Peki Irak’ın kaderi kimlerin ellerinde şekilleniyor?

ABD’nin ellerinde şekillenmediği muhakkak…

Hiç kuşkusuz, ABD hala Irak’ta etkin bir uluslararası güç, fakat Irak’ta artık oyun kurucu bir aktör olmadığı ya da olamadığı da bir gerçek. 

Önce askerini geri çeken, sonra askeri üslerini kapatan  ABD, en son yıllardır yatırım yaptığı Irak Şii milliyetçiliğinin lideri konumundaki Sadr’ı da yalnız bırakarak siyasi alanda da bir iddia sahibi olmadığını ortaya koydu. 

Ve Irak’ta meydanı istese de istemese de İran’a bırakmış oldu. Bu durumu ister ABD’nin yeni jeopolitik öncelikleri üzerinden, ister ABD kamuoyunda Irak özelinde yaşanan bıkkınlık üzerinden tartışın ya da 2003’ten bu yana ABD’nin zaten İran olmadan Irak’ta bir istikrar sağlayamadığı tecrübesi üzerinden….

Sonuç değişmiyor. Seçimlerden bu yana Irak’ta süren hükümet krizinin, aslında 2019’dan bu yana süren hükümet krizinin geldiği aşamada, Bağdat’ın ve dolayısıyla Irak’ın kaderini şekillendirecek başat aktör bugün artık İran diyebiliriz. 

Üstelik İran bu konumunu nükleer müzakerelerde bir sonuç alınamadığı, daha da önemlisi Mahsa Amini’nin ardından iç politikada son 40 yılın en zor günlerini yaşadığı bir durumda elde etti. 

Deyim yerindeyse, perşembenin gelişi çarşambadan belliydi aslında…

İran önce IŞİD bahanesiyle Sünni bölgelere girdi, 

Ardından Kürdistan bağımsızlık referandumu bahanesiyle tartışmalı alanın tümüne.  

Durmadı, ABD askeri üslerini tek tek bombaladı,

Daha olmadı, doğrudan Erbil’i hedef aldı. 

Seçim yapıldı, kendi desteklediği Şii gruplar kaybetti. 

Ama İran seçimlerin galibi Sadr’a önce Bağdat’ı dar etti,

Sadr Hareketi’nin ruhani lideri Kazım el Hairi’nin takipçilerini İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’e bağlılığa çağırmasıyla da Sadr’ın altındaki minderi çekti. 

Bu arada, içerdeki protestolar bahanesiyle Erbil civarındaki İranlı Kürt partileri hedef alan saldırılar Kürdistan’ı işgal tehdidine kadar vardı. 

Yalnızca geçtiğimiz hafta Hor Mor iki kez roketlerle vuruldu. Birleşik Arap Emirlikleri merkezli Dana Gas’ın işlettiği petrol rafinerisinin bulunduğu bölgeye haziran ayından bu yana yapılan beşinci saldırıydı bu. 

En son gelen haberlere göre, özellikle doğalgaz yataklarıyla zengin Hanekin’deki peşmergelerin bir hafta içinde bölgeyi terk etmeleri istendi. 

Yani, İran saldırdı ABD seyretti. 

ABD Başkanı Biden İran’da süren protestolara referansla “İran halkı uyandı” demiş. 

Sadece İran’da değil, Ortadoğu’da da yaşananlara uyanan çok aslında… 

Uyanılan gerçeklerin başında da ABD sonrası bir Ortadoğu’da boşluğu kimlerin doldurmaya namzet olduğu. 

Bugün İran, Irak’ta boşluk bırakmayacağını gösterdi. Sadr yarın bir gün yeniden taraftarlarını meydanlara çağırır ve İran’ın hevesini kursağında bırakır mı ya da İsrail ve Körfez işbirliği de ABD gibi seyirci kalır mı belli olmaz, ancak şimdilik durum bu. 

Bu arada, ABD’nin İran’a köstek olsun diye Irak’ta önünü açtığı Türkiye’nin Bağdat’ta varılan son uzlaşmadaki rolü de oldukça manidardı. Sünni İttifak ve KDP’nin Koordinasyon Çerçevesi’yle birlikte hareket etme kararında, MİT Başkanı Hakan Fidan’ın son bir ayda sürdürdüğü mekik diplomasisinin önemli bir etkisi oldu. Bu durum, daha önceki bir yazımda Türkiye’nin ABD ve Rusya desteğiyle Irak’ta ve Suriye’de attığı adımlar bağlamında altını çizdiğim “İran’ın Suriye’de askeri olarak sıkıştırılmasına karşılık, Irak’ta siyasi olarak elini rahatlatılma” dengesini doğrular nitelikte. Eğer öyleyse, sıra Türkiye’nin Suriye’de adım atmasına gelmiş demektir. Heyet Tahrir El Şam güçlerinin Efrin’e girdiğine dair haberler bu muhtemel adımın bir sinyali sayılabilir. Ortaya çıkan kaosu bahane ederek Esad rejiminin İdlib’e doğru ilerlemesi, Türkiye’nin ise Tel Rıfat’a bir operasyon yaparak Efrin-El Bab bağlantısını nihayet kurması beni şaşırtmaz doğrusu. 

Bu olmasa bile, komşuda pişenden Türkiye’ye düşen bir pay olacaktır.

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus