Burak Bilgehan Özpek yazdı: Hayalet aday

Birçok muhalif için Ekim ayı anket sonuçları soğuk duş etkisi yaratacak. Zira, muhalefet partileri arasındaki sorunlar Gürsel Tekin’in yaptığı “HDP’ye bakanlık verebiliriz” açıklamaları ile birlikte aniden açığa çıktı ve o tarihten itibaren dağınıklık görüntüsünü gizlemek pek mümkün değil. Geçtiğimiz iki ay içinde yaşanan polemikler, Kemal Kılıçdaroğlu’nun aday olmayı kafasına koyduğunu, Altılı Masa’nın somut bir iktidar projesine dönüşemediğini ve sekiz ay boyunca havanda su dövdüğünü açık seçik ortaya koydu. Böylece, Ağustos ayında muhalefetin potansiyel üç başkan adayı da Erdoğan’ın açık ara önündeyken Kasım ayına gelindiğinde bazı anketlere göre üçü de Erdoğan’ın gerisine düştü. Seçimler yaklaşırken, durum muhalefet açısından maalesef pek iç açıcı değil çünkü onları arkasında toplayacak ne bir başkan adayı var ortada ne de Altılı Masa hikayesi kamuoyuna yansıtıldığı gibi bir ittifak projesi olmayı başarabildi. 

Benim tezim, her iki olumsuzluğun da birbiriyle ilişkili olduğu yönünde. Yani, bir başkan adayına sahip olamayışımızın sebebi bizzat Altılı Masa’nın işlevsizliği, hatta işlevsiz olmak için tasarlanmış olması. Zira, Altılı Masa’nın başından itibaren benimsediği söylem ve tutum, seçimlerin kazanılmasını değil halihazırda kazanılmış bir seçim sonrasının nasıl inşa edileceğini öne çıkarttı. Buna göre, Erdoğan her halükarda kaybedeceği bir seçime giriyordu. Muhalefet sadece başkanlık seçimini kazanmayacak aynı zamanda parlamentoda da çoğunluğa sahip olacaktı. Dolayısıyla, altı siyasi partinin seçimleri kazanmak için enerji harcamasına gerek yoktu. Bunun yerine, seçimlerden sonra bu partileri uyum içinde bir arada tutabilecek bilge ve nefsine yenik düşmeyecek bir başkan seçilmeli ve ivedi şekilde parlamenter sisteme geçişi organize etmeliydi. Yani Altılı Masa, aslında çocuksu bir naiflik içerisinde şu üç önerme üzerinden ilerledi:

  1. Başkanlık seçimleri kesinlikle kazanılacak
  2. Parlamentoda çoğunluk kesinlikle kazanılacak
  3. Başkan olacak kişi, başkanlık yetkilerini eline aldıktan sonra bunu kullanmayacak çünkü karakter özellikleri buna mani olacak.

Oy oranları ciddi şekilde farklılaşan altı siyasi partiye eşit söz hakkı vererek bir masa etrafına toplamak siyasetin temel mantığına zaten oldukça zıt iken bir de bu önermeler üzerinden hareket edince ortaya seçimi kazanma adına somut hiçbir proje çıkmadı. Mesela, Altılı Masa partilerinin parlamento seçimlerine ortak liste ile girip girmeyecekleri hakkında hiçbir bilgimiz yok. AKP ve MHP, panik içinde seçim kanunu değiştirirken Altılı Masa bu konuda tek kelam etmedi ve bir planı olduğuna dair topluma güvence veremedi. Ya da, parlamentoda azınlığa düşüldüğü takdirde, AKP ve MHP blokuna iktidarı devretmemek adına, yeni seçilecek başkanın mecburi olarak ülkeyi başkanlık yetkileriyle yönetmek zorunda kalacağı, bunun da bir geçiş dönemini gerektirdiği pek tartışılmadı. Dolayısıyla, seçime girecek ve adeta peygambervari özelliklerle tarif edilen adayın kim olduğu açıklanmadığı gibi, kabinenin ve bürokrasinin nasıl bölüşüleceği ve seçimin hemen ertesinde bir rehabilitasyon programı uygulanıp uygulanmayacağı belirsiz kaldı. Halk ciddi bir ekonomik krizle boğuşurken, ülkede ciddi bir kaçak göçmen problemi varken ve yurtdışından gelen kaynağı belirsiz para ülkeyi adeta yağmalarken Altılı Masa seçmenlerin anlam dünyasına hitap edecek, onlara güven verecek ve insanların zihinlerindeki soru işaretlerini giderecek hiçbir hamle yapmadı. 

Benim açımdan Altılı Masa’nın işlevsizliği, CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu’nun Hürriyet Gazetesi çalışanı Hande Fırat’a verdiği röportaj ile faş oldu. Kuşoğlu, masanın Kılıçdaroğlu’nu aday göstermez ise dağılacağını söylüyordu. Malumun ilanı oldu bu açıklama çünkü zaten Altılı Masa, seçim kazanma işini önemsizleştirerek ve hiçbir somut konuya dokunmayarak kimin başkan adayı olmayacağını inşa ediyordu. İrili ufaklı bütün partileri eşitleyerek İYİ Parti’nin etkisi sınırlandırılıyor ve bir şekilde CHP’ye bağımlı olması planlanan diğer partilerin etkileri arttırılıyordu. Öte yandan, seçim kazanma işi tali bir mesele olarak tanımlanıyor ve başkan adayının olabildiğince az siyasetçiye benzemesi şartı koşuluyordu. Bu tanımlamanın hedefi ise elbette gerek iktidar tarafından gerekse CHP içindeki birçok aktör tarafından “İkinci Erdoğan” olarak yaftalanan Ekrem İmamoğlu’nun adaylığının önüne geçmekti. Böylece masa işlevini tamamlamış oluyor, Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığının önünü açıyordu.

Mamafih ortada, Kemal Bey’in seçimi kazanma şansından ve ülkeyi yönetme becerisinden bağımsız daha büyük bir sorun var. Bütün bunlar olurken, yani masa kurulurken ve sahne Kemal Bey için temizlenirken hala bir aday yok. Yani, Kemal Kılıçdaroğlu dışında herkes onun adaylığını gerçek kılmaya veya bir şekilde engellemeye çalışırken kendisini aday olarak ortaya koymuş bir siyasetçi yok. Öyle ki Kemal Bey’in dışında hiç kimsenin aday olamayacağı ancak eğer Kemal Bey‘in kazanamayacağını görürse bir noktada adaylıktan çekileceği yönünde bir argüman dile getiriliyor. Hayalet aday dediğimiz şey işte tam bu noktada ortaya çıkıyor. Çünkü, Altılı Masa’nın üzerinde yükseldiği önermeler gibi bu durum da siyasetin doğasına oldukça ters ve hiçbir siyasetçiye nasip olmamış bir konfor alanına işaret ediyor.

Ben Kemal Bey’in adaylığının, yıllarca CHP’yi yönetmiş ve bir şekilde muhalefeti ayakta tutmayı başarmış bir siyasetçi olarak, anasının ak sütü gibi helal olduğunu düşünenlerdenim. Hatta bundan bir sene evvel, Kemal Bey bu niyetini hem partisindeki diğer potansiyel adaylarla ve Millet İttifakı’ndaki paydaşı Meral Akşener ile istişare etseydi muhtemelen muhalefet şu anda çok daha güçlü bir konumda olurdu. Ne Ekrem İmamoğlu’nun ne Mansur Yavaş’ın ne de Meral Akşener’in bu talebi reddedeceğini düşünüyorum. Hatta, bu isimler, muhalefeti başarıya ulaştıracak formüller üzerinde kafa yorar ve bir kazanma stratejisi geliştirmeye katkı da verirlerdi. Ancak Kılıçdaroğlu’nu aday yapmak isteyen kadro, bunu tercih etmedi. İmamoğlu, Yavaş ve Akşener’in desteğini almak yerine, bu isimleri kuşatarak, çaresiz bırakarak ve Kılıçdaroğlu’nun adaylığına onları mahkum ederek ilerlemeyi seçtiler. Altılı Masa’nın kurulması da bu stratejinin sonucuydu.

Kemal Bey’in bu süreçteki müttefikleri ise helalleşme ekseni olarak tanımladığım zeminde bir araya geldikleri oldu. Yani, Kılıçdaroğlu, Altılı Masa askıda dururken, hırslı bir şekilde siyasi arayışlarına devam etti. Bir yandan HDP elitiyle, diğer yandan AKP’den kopmuş muhafazakar gruplarla ilişkisini güçlendirerek, onların gönlünü alabilecek tweet’ler atarak, arada bir de sol popülist bir jargonu ziyaret ederek kendi adaylığını basit, fani, sıradan bir seçim kazanma meselesi olmanın ötesine taşıdı ve yeni Türkiye’yi inşa edecek, tarihin akışını değiştirecek ahlaki bir misyonun kutsal asasını eline aldı. Bu stratejiye karşı çıkanları ise Altılı Masa’yı bozmakla, muhalefeti yüz üstü bırakmakla, faşist veya ulusalcı olmakla hatta Saray’a çalışmakla itham edebilecek olmanın rahatlığıyla yaptı bunu. Bütün bu strateji, Kılıçdaroğlu’nun anketlerde hem diğer muhalif adayların hem de Erdoğan’ın önünde çıkması için geliştirildi. 

Geldiğimiz noktada bu stratejinin iflas ettiğini görüyoruz. Zira, Akşener, kendisinden hem kendi parti tabanının hem de Kemal Bey’in etrafındakilerin beklediği gibi Altılı Masa’yı devirmedi. Aksine, Kemal Bey’in adaylığını onaylaması beklenen masayı bizzat Kemal Bey’in adaylığını veto edebilecek bir konuma taşıdı. “Altılı Masa noter değildir” çıkışı bu açıdan önemliydi. Akşener, kuşatılmışlık duygusu içinde bu hamleyi yaptı çünkü sinsi bir şekilde bekleyen aşırı sağ grupların, Kılıçdaroğlu’nun aday olma stratejisinde Kürtler ve muhafazakarlara doğru attığı adımlardan rahatsız olan seçmenleri kendisine çekip güçleneceğini, bu sürecin de en fazla İYİ Parti’ye zarar vereceğini hesapladı muhtemelen. Öte yandan, bir hışımla masadan kalkmanın, hızlı şekilde kendisinin muhalefete ihanet eden kişi olarak yaftalanmasını beraberinde getireceğini düşünmüş olmalı. Yani, masadan kalksa da masa da otursa da kaybedecek tarafın kendisi olduğunu düşünerek Altılı Masa’yı sahiplendi ancak Kılıçdaroğlu’nun adaylığına mesafesini koydu. 

Bu arada, Kemal Bey’in danışman ekibi büyük bir hata yaptı ve talihsiz bir başörtüsü açıklaması gündemi tamamen değiştirdi. Erdoğan’ın bu konuyu nasıl kullanacağından bağımsız söylemek gerekirse, Kılıçdaroğlu’nun bu beyanı aslında 2002’den beri muhalefetin yükünü çeken, örselenen, aşağılanan CHP tabanı için büyük bir hayal kırıklığı oldu. Çünkü, Kılıçdaroğlu’nun muhaliflere ödetmeye çalıştığı kefaret, aslında geride bıraktığımız 20 senenin hikayesini de yeniden yazıyordu. Kitabın ortasından konuşmak gerekirse, CHP seçmeni 2007’de veya 2010’da AKP’ye oy vermeyerek hata etmişti, bunu kabul edip özür dilemesi gerekiyordu. 

Gerek Akşener’in çıkışı gerekse CHP elitinin tabanıyla yaşadığı bu uyumsuzluk muhalefette bir dağılmışlık görüntüsü oluşturdu. Ve sonradan muhalefete dahil olan AKP’lilerin varsayımlarının aksine, Kemal Bey muhafazakarlara en cazip sözleri verdiği ay anketlerde büyük düşüş yaşadı. Zira, muhafazakarların düzen, istikrar ve yönetme iradesi gibi kavramlara duyduğu ihtiyaç ve kazanan tarafa yakın olma isteği, başörtüsü meselesinin kanuni güvenceye kavuşturulmasından daha öncelikliydi. Muhalefet dağıldıkça ve topluma Kılıçdaroğlu’nun ahlaki öğretileri dışında somut bir kazanma stratejisi sunamadıkça kararsız seçmenin gözündeki alternatif olma özelliği de azaldı. Ve kararsız, memnuniyetsiz muhafazakar seçmen yeniden yuvasına doğru yol aldı. 

Hayalet aday kavramı, kazanamayacağı seçime girmeyecek olan bir siyasetçiyi işaret ediyor. Yani işler çok kötü bir noktaya geldiği vakit, Kemal Bey adaylıktan çekilecek ve bu başarısızlığı başka birisinin ellerine bırakacak. Peki ne zaman olacak bu? Muhtemelen Kemal Bey’in etrafında ona, kışın çok sert geçeceğini, Erdoğan’ın çuvallayacağını ve ekonomik krizin faturasının hükumete kesileceği söyleyenler vardır. Dolayısıyla, adaylık sürecini son dakikaya kadar devam ettirmesi tavsiye ediliyordur. Hatta eminim ki, “devletin” de kendisini aday olarak görmek istediğini söyleyen bazı manipülatif bürokratlar da Kemal Bey’in adaylıkta ısrar etmesi gerektiğini dile getiriyordur. 

Kötü bir haberim var. Erdoğan, bu seçimi atlatmak için bütün iktisadi araçları kullanacak ve Putin ile olabilecek en asimetrik anlaşmaları tereddüt etmeden imzalayacaktır. Başka bir kötü haberim daha var. Ortada, Erdoğan’ın kontrol edemediği ve onun yeniden kazanmasını arzulamayan bir devlet yok. Bir kötü haberim daha var. Kemal Bey’in adaylık süreci, ete kemiğe bürünmez ve hayalet aday şeklinde devam ederse ortada adaylığı devredecek bir başka isim de kalmayabilir. Bu süreç sadece Kemal Bey’i değil, herkesi aşağı çekiyor çünkü. 

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus