Sıcak para, yakın ilişkiler, trol çiftlikleri: Putin, Erdoğan’a seçim kazandırır mı?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yirmi yılı aşan iktidarlarının en zorlu dönemini yaşıyor. Putin, Ukrayna’ya açtığı savaşla dünya siyaset sahnesinde yalnız kaldı, Erdoğan ise aday olarak gireceği bir seçimi ilk kez kaybetme riskiyle karşı karşıya. Her iki lider de iktidarlarını korumanın ve sürdürmenin yollarını arıyor. Peki, birbirlerine ihtiyaçları var mı? Varsa, ne kadar? Erdoğan, sık sık “Değerli dostum” diye tanımladığı Putin’in desteğiyle tekrar seçilebilir mi? Bu dosya haberimizde işte bunlara, özellikle de “Putin Türkiye’deki seçimlere müdahale eder mi?” sorusuna yanıt bulmaya çalıştık.

Seçimlere sekiz ay gibi bir süre varken muhalefet kanadında şu yorumları sık sık görmeye başladık: “AKP’ye iktidarı Putin kazandıracak”, “Cumhur İttifakı’nın yeni ortağı Putin.”

Putin’in Erdoğan’a destek vereceğine dair yorumların çıkış noktası aslında iki liderin zaten yakın olan ama son aylarda iyice ön plana çıkan ilişkileri.

İşte bazı örnekler:

  • Putin ve Erdoğan son dört ayda dört kez görüştü.
  • İki liderin “Türkiye Rus gaz merkezi olsun” hayali.
  • Akkuyu Nükleer Santrali üzerinden Türkiye’ye gönderilen paralar.
  • Akkuyu projesi tamamlanmamışken bir de Sinop’ta başka bir nükleer santral inşası.
  • Rus oligarkların Türkiye’deki varlıkları ve Rusya’nın Türkiye ekonomisine yapabileceği katkılar. 

  • Peki Putin bunları Erdoğan’ın iktidarda kalmasını sağlamak için mi yapıyor? 
  • Putin, ne kadar ileri gidebilir, seçimlere müdahale edecek ölçüde Erdoğan’a destek verir mi? 
  • Bunun için hangi araçları kullanabilir? 

“İlişkilerin bugünü ortak bir Putin-Erdoğan projesi”

Dr. Habibe Özdal

Putin’e “Türkiye’de kimin iktidara gelmesini istersiniz?” diye sorulduğunda elbette Erdoğan’ı destekleyeceğini ve bunun sürpriz olmadığını vurgulayan İstanbul Okan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Rusya uzmanı Dr. Habibe Özdal, “Türk-Rus ilişkilerinin bugünü, ortak bir Putin-Erdoğan projesidir” diyor.

İki ülke arasında liderden lidere devam eden ilişkilerin Putin’in Rusyası için “çok iyi” olduğunu aktaran Özdal, “Seçime giden süreçte tabii ki Rusya’nın Türkiye’deki siyaset yapıcılara verdiği desteği başkaca şekillerde görebiliriz” diyor. 

Olası bir iktidar değişikliğinde 20 yılı aşkın bir süredir ince ince dokunan Türk-Rus ilişkilerinin zarar göreceğine ve Putin’in de bunu istemeyeceğine vurgu yapan Özdal, tüm bu yaşananların bir seçim yatırımı olduğu görüşünde:

“Putin, bir iktidar değişiminde, Rusya’nın lehine gördüğü kazanımlarını bu kadar kolay elde edemeyebilir. ‘Bunlar bir seçim yatırımı mı?’ sorusuna rahatlıkla evet diyebiliriz, bu da hiç şaşırtıcı olmaz.”

Putin Erdoğan’a nasıl bir seçim yatırımı yapıyor olabilir?

Putin, Erdoğan’ın iktidarda kalmasını istiyor. Konuştuğumuz herkes bu konuda hemfikir. Putin’in Erdoğan’ı iktidarda tutmak için elindeki imkânları en etkin şekilde kullanmaya çalışacağına da şüphe yok. Putin’in elindeki en önemli kart ise ekonomi.

Özellikle iki ülkenin ortak projesi Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) için Rusya’dan gelen sıcak para, Erdoğan hükümeti için zamanlaması açısından oldukça faydalıydı. Temmuz ayı sonunda Bloomberg’e konuşan Rus yetkililer, Akkuyu için halihazırda yapılacak ödemeler ve önümüzdeki iki yılda yapılacak harcamalar için Rusya’nın Türkiye’ye üç hafta içinde yaklaşık 15 milyar dolar göndereceğini açıklamıştı. Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati de Rusya’nın Akkuyu üzerinden Türkiye’ye para gönderdiğini doğrulamış fakat miktar vermeyi reddetmişti.

Prof. Dr. Öner Günçavdı

Peki Putin’in ekonomik hamleleri Erdoğan’ı iktidarda tutmaya yeter mi? İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İşletme Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve Medyascope yorumcusu Prof. Dr. Öner Günçavdı’ya göre Türkiye’nin ekonomik açıdan ilişkileri ABD’nin patronajında:

“Bu sadece Putin ile ilgili değil. Türkiye, iktisadi sistem içerisinde Batı ittifakı içinde yer alan ve ticaretinin büyük bölümünü Batı ile yapan bir ülke.”

“Kaynak için öncelik Batı”

Günçavdı, Rusya’dan gelen sıcak paranın Türkiye ekonomisinde rahatlamaya yol açmaya yetmeyeceği görüşünde. Türkiye’nin cari açık veren bir ekonomiye sahip olduğunu belirten Günçavdı, iktidarın ciddi bir kaynak arayışında olduğunu, bu kaynağı da Batı’dan sağlamaya çalıştığını anlatıyor. Türkiye’nin döviz ihtiyacını Rusya’dan karşılamasının mümkün olmadığını aktaran Günçavdı, Rusya’nın bu ihtiyacı karşılayacak sermaye mobilizasyonuna sahip olmadığını düşünüyor.

Buna rağmen, Rusya’nın desteğiyle yapılan altyapı yatırımlarının seçmende olumlu karşılık bulabileceğini vurgulayan Günçavdı, şunları söylüyor:

“İktidar, her seçim öncesi birtakım kamu ve altyapı yatırımlarını kamuoyunun tüketimine sunuyordu. Ancak bu seçimlerde kendi kaynaklarıyla bunu yapabilecek durumda değil. Bunun yerine Rusya’nın işin içine dahil edildiği projeler devreye giriyor.” 

Brookings Enstitüsü Türkiye Çalışmaları Programı Direktörü ve Medyascope yorumcusu Ömer Taşpınar da Rusya’nın Erdoğan’ın iktidarda kalması için uyguladığı birinci politikanın doğrudan para transferi yapmak olduğunu belirtiyor. Petrol ve doğalgaz fiyatlarının da yükselmesiyle Rusya ekonomisinin Ukrayna savaşının ardından Batı’nın uyguladığı yaptırımları atlatmaya başladığını vurgulayan Taşpınar, Putin’in sıcak para transferi yapabilme imkânı olduğunu ve bunu oligarklar üzerinden yapabileceğini, Rus oligarkların Türkiye’deki kamu bankalarına yatırım yapabileceklerini veya gayrimenkul satın alabileceklerinin altını çiziyor.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından birçok Batı ülkesi Moskova’ya yaptırım uygulamaya başladı. Türkiye yaptırımlara katılmayan tek NATO ülkesi. Dolayısıyla, savaş başladığından bu yana Avrupa’daki limanlara gidemeyen Rus oligarklar, Türkiye’deki sıcak denizleri bir “güvenli liman” sayıyor. New York Times’ın analizine göre yaz boyunca oligarklara ve yaptırımlara tabi kuruluşlara ait en az 32 yat Türkiye karasularına demirledi. Rus oligarkların Türkiye’ye yatırım yapacakları, şirket ve gayrimenkul satın alacakları iddia ediliyor. 

Sıcak para desteği kadar önemli konulardan biri de Rusya’ya yapılacak doğalgaz ödemelerinin ertelenmesi. Geçen günlerde BOTAŞ, borçların yüzde 25’inin ruble olarak ödenmesine imkân sağlayan bir anlaşmaya imza atıldığını duyurdu. Fakat Ankara, ruble ile ödemenin de ötesinde, Rusya’dan satın alınan doğalgazda indirim ve ödemelerde erteleme talep ediyor. Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati de bu iddiaları doğruladı ve “güzel haberler” beklediğini söyledi. Uzmanlar doğalgaz konusunda atılacak bir adımın tıpkı sıcak para girişi gibi ekonomiyi canlandıracağını ve Erdoğan’ın elini güçlendirebileceğini düşünüyor. 

Erdoğan’ın bu konuda henüz istediğini alamadığını düşünen Taşpınar, “Türkiye ümidini yitirmiş değil, böyle bir durum da olası” diyor. Günçavdı da doğalgaz ödemelerinde olası bir ötelemenin, Türkiye’ye özellikle enflasyonun yükselmemesi açısından önemli katkı sağlayacağını dile getiriyor. 

Türkiye ekonomisi açısından Rusya ile ticari ilişkiler ne kadar önemli?

İki ülke arasında özellikle son aylarda hızla yükselen ticaret hacmi, ikili ilişkilerin derinliği açısından önemli bir gösterge. TÜİK’in açıkladığı verilere göre 2022’nin ilk dokuz aylık döneminde Türkiye’nin en fazla ithalat yaptığı ülke Rusya: 44 milyar 638 milyon dolar. İhracat oranı ise son aylarda giderek yükselmesine rağmen aradaki büyük dengesizlik sürüyor. Eylül ayında bu yıl ilk kez Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı 1 milyar doları geçti. 

2022’deki ithalatın yüzde 19,3’lük kısmını Rusya’dan alınan mallar oluşturuyor. İthalat ve ihracat dengesinde ise Rusya lehine büyük fark var. Türkiye ilk dokuz ayda Rusya’dan 44 milyar 638 milyon dolar mal ithal ederken yalnızca 5 milyon 733 bin dolar değerinde mal ihraç etti. Aradaki fark 40 milyar dolara yakın.

İşgalden sonra ihracat katlanarak büyüyor

Özellikle Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası Türkiye’nin ihracatında kayda değer bir atış gözlemleniyor. Rusya, Ukrayna’yı işgale başladıktan sonraki ay Türkiye bu yıl Rusya’ya yaptığı en düşük ihracat seviyesine gerilerken kademeli şekilde artan ivmeyle birlikte eylül ayı ihracatı 1 milyar doları geçti. Bu da son dört ayda ihracat miktarının iki kattan fazla arttığı anlamına geliyor. 

2021’de ihracat artışı yüzde 28 oldu. İthalat ise bu yıl rekor seviyeye ulaştı. Koronavirüs salgınının da etkisiyle 2020’deki ithalat 17 milyar dolara gerilerken geçen sene yaklaşık 29 milyar dolara çıktı. Bu yılın ilk dokuz ayında geçen yılın tamamına göre yüzde 50 artış yaşandı ve şimdiden 44 milyar doları buldu. 

İhracat rakamları da şimdiden geçen seneyi geçmek üzere. Geçen yılın tamamında Türkiye’nin Rusya’ya yaptığı ihracat 5 milyar 774 milyon iken bu yılın ilk dokuz ayında, özellikle son üç aydaki büyük artışla, 5 milyar 733 milyona çıktı. Yani iki ülke arasındaki ticaret hacmi şimdiden 50 milyar doları geçti. İki ülke arasında bir dönem 100 milyar dolarlık bir ticaret hacmi öngörülüyordu. 19 Kasım 2018’de TürkAkım projesinin açılışında konuşan Erdoğan’ın koyduğu bu hedefe Putin “Neden olmasın” diye yanıt vermişti. Ancak ticaret hacmi artsa da ihracat ve ithalat sayıları oldukça asimetrik gidiyor. Zira bu yılın ilk dokuz ayında Türkiye ihraç ettiğinden yaklaşık dokuz kat fazla ithalat yaptı. 

TÜİK’e göre dokuz ayda Türkiye’nin turizmden elde ettiği gelir 35 milyar 28 milyon 540 bin dolar. Türkiye’yi ziyaret eden kişi sayısı 34 milyon. Bu turistlerin yüzde 10’unu Ruslar oluşturuyor. Bu yılın ocak-ağustos döneminde 3 milyon Rus turist Türkiye’ye geldi. Bu da 2021’in aynı dönemine kıyasla yüzde 22 artış anlamına geliyor. 

Ortak nükleer projeleri

Türkiye ve Rusya’nın ortaklığını ilerlettiği bir başka konu nükleer enerji. Bu bağlamda açılış töreni Putin ve Erdoğan’ın katılımıyla 2018’de yapılan Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) büyük önem taşıyor. İhale süreci yaklaşık 15 yıl önce başlayan Akkuyu NGS, Rusya ile Türkiye’nin en büyük ortak projelerinden biri. Öyle ki 2009’da Rusya Devlet Atom Enerjisi Kurumu (Rosatom) ile Ciner Enerji ortaklığının kazandığı ihale iptal edilince 2010 yılında devletler arası anlaşma imzalandı. Anlaşmaya göre santralin yapımı ve 20 yıl boyunca işletmesi Rosatom’a ait olacak. 20 yılın ardından hisselerin yüzde 51’i Rosatom’da kalacak ancak santralin kontrolü Türkiye’ye geçecek. Planlanan demek durumundayız çünkü Rusya projenin hem maliyetini hem de sürekliliğini hesaplayarak santralin yüzde 49’unu hükümetin onaylayacağı bir Türk firmaya satmak istiyor. Ancak Rusya’nın uzun yıllardır süregelen bu talebi henüz olumlu karşılık bulmadı. 

Akkuyu Nükleer Güç Santrali

Akkuyu NGS, pek çok açıdan tartışmalı şekilde ilerlese de Erdoğan-Putin ortaklığının önemli imzalarından biri olma niteliğini taşıyor. Nitekim, 26 Temmuz’da projede yer alan IC İçtaş A.Ş.’nin sözleşmesinin feshedilmesi projede büyük bir krize neden olurken çözüm yine iki liderin bir araya geldiği zirvede üretilmişti.

Projedeki bazı sorumluluklarını yerine getirmediği gerekçesiyle IC İçtaş A.Ş.’nin sözleşmesinin feshedilmesi muhalefetin büyük tepkisini çekmiş, binlerce Türk işçi santral inşaatına girememiş ve bazı şantiyelerdeki inşaat çalışmaları durdurulmuştu. 16 Eylül’de Şanghay İşbirliği Örgütü Devlet Başkanları Zirvesi’nde yaklaşık 40 dakika görüşen Putin ve Erdoğan’ın anlaşmasıyla sözleşmesi feshedilen IC İçtaş yeniden projeye dahil edildi ve yaşanan kriz kısa sayılabilecek bir sürede en azından belli ölçüde çözüme kavuştu.

Açılışın seçimlerden önce yapılması hedefleniyor

Dört üniteden oluşan Akkuyu’nun 2025 civarında tamamen faaliyete başlaması planlansa da ilk reaktörün 2023’te açılması hedefleniyor. Erdoğan’ın ilk ünitenin en azından açılış törenini seçimlerden önce yaparak buradan da arkasına rüzgar almak istemesi muhtemel. Temel atma törenine video konferans ile katılan Putin’in bu kez fiziki olarak Erdoğan’ın yanında bulunması da farklı bir anlam taşıyabilir. 

Bir nükleer santral de Sinop’a mı?

Seçimlerden önce ilk reaktörünün açılması planlanan Akkuyu’daki tüm bu tartışmalar devam ederken bir de Sinop projesi yeniden gündeme geldi. Ekim ayındaki Astana görüşmeleri sırasında Erdoğan Putin’e şöyle dedi: “Sizinle Sinop’u da konuşmuştuk. Bu iki nükleer enerji santralinin çıkaracağı ses dünyada çok farklı olacaktır.”

Bu görüşmenin ve açıklamanın ardından Rosatom Genel Müdürü Aleksey Lihaçev, Sinop’un dört üniteli bir nükleer santral için cazip bir nokta olduğunu belirterek ve Türkiye ile müzakerelere başlandığını açıkladı. 

Sinop’un İnceburun mevkiinde yapılması planlanan Sinop NGS de yeni bir proje değil. 1990lı yılların ortasında başlayan ve aralarında Japonya’nın da olduğu birçok ülke ve şirketin gündeminde olan Sinop NGS, birkaç senedir gündemden uzaktı. Fakat son zamanlarda Putin ile Erdoğan arasındaki görüşmelerin ana konularından biri haline geldiğini anladığımız bu proje, ilk kez açıkça Rusya ile birlikte anılıyor. Zaten Akkuyu’nun inşasını üstlenen Rusya’nın bir de Sinop’a el atması, Türkiye’nin hem güneyden hem de kuzeyden kuşatılacağı ve Karadeniz’i bir Rus gölü haline getireceği anlamına geliyor. 

Rusya uzmanı Aydın Sezer, Sinop’taki projenin ilk kez liderlerin gündemine 28 Eylül 2021’deki Soçi görüşmesinde geldiğini fakat Rus tarafının Akkuyu’da yaşananlardan sonra ilgi göstermediğini hatırlatıyor. Şimdi ise yapılan “müzakerelere başladık” açıklamasının iki nedeni olabileceğini söylüyor: Ya Rusya, Erdoğan’ın yeniden seçileceğine emin ya da Sinop projesinin bir seçim malzemesi olduğunu biliyor. 

Tüm bu gelişmelere ek olarak Putin, “Türkiye’de büyük bir gaz ikmal merkezi kurabiliriz” diyerek Trakya’yı işaret etmişti. Erdoğan da Putin’in sözlerine yanıt olarak, “Avrupa’ya doğalgaz dağıtım merkezi için kurulacak merkezin talimatlarını birlikte verdik. Bu, uluslararası bir dağıtım merkezi olacak” demişti. Türkiye, en az 20 yıldır bir “hub ülke” olmanın hayalini kuruyor. Fakat ne TürkAkım ne de Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı (TANAP) projeleri buna imkân sağladı. Konuştuğumuz uzmanlar, söz konusu projenin yapım aşamasının Moskova’ya uygulanan yaptırımlar nedeniyle imkânsız olduğunu ve Avrupa ülkelerinin Türkiye üzerinden taşınacak “Rus gazını” satın almayacağını söylüyor. 

Türkiye’nin “enerjinin yeni üssü” ol(a)mayacağını düşünen uzmanlar, Putin’in bu açıklamalarının, kuşkusuz, Erdoğan’a verilen bir seçim desteği olduğunu dile getiriyor. Habibe Özdal, Sinop NGS ve Putin’in gündeme getirdiği Türkiye’nin “hub ülke” olma konusuna dair, “Bunların ne kadar ciddi ve gerçekçi teklifler olduğunu ya da Erdoğan’a verilen destek olduğunu önümüzdeki süreçte göreceğiz” ifadelerini kullanıyor. 

Müdahalenin konuşulmayan tarafı: Sosyal medya

Putin’in kullanabileceği fakat kimsenin üzerinde konuşmadığı araçlardan bir diğeri ise sosyal medya. Zira Putin’e bağlı çalışan trol ağının 2016’daki ABD başkanlık seçimlerine yaptığı müdahalenin boyutuna ve kaydettiği başarının büyüklüğüne bakarsak asla göz ardı edilmemesi gereken bir unsurdan bahsediyoruz. 

Peki bu unsur nasıl mı aklımıza geldi? Yakın zamanda sosyal medyada paylaşılan bir örnekle.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından başta Almanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesi 2024 kışını nasıl geçireceklerini düşünüyor. Avrupa’da yaşanan doğalgaz krizi devam ederken Putin’in TikTok’ta yayılan Türkçe altyazılı videosunda, Rusya’nın doğalgazı sadece Türkiye’ye vereceği ve Batılı ülkelerin muhatabının yalnızca Türkiye olduğu belirtiliyor. 37 bin takipçili “kisasakisatr” isimli TikTok kullanıcısı tarafından paylaşılan video, kısa zamanda Twitter’da viral oldu. Hatta videoyu 4 milyon 300 bin takipçisi bulunan eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek de paylaştı. 

Fakat daha sonra videodaki altyazıların “yanlış çevrildiği” ortaya çıktı. Kremlin’in resmî sitesinden paylaşılan transkriptte Putin’in “Dünya pazarları artık Türk Akımı projesine yönelecekler. Sadece Türkiye’ye gaz vereceğiz. Türk Akımı projesine tam destek veriyorum. 14 milyar metreküp gazı Mavi Marmara akımına aktaracağım. Batılılar şimdi onlar düşünsün. Elimdeki tüm gazı Baltık Denizi dibinden Karadeniz’e taşıyacağım. Batı bir şey isteyecekse muhatapları artık Türkiye” dediği anlaşılıyor. 

Rusya, 2016 ABD seçimlerine nasıl müdahale etmişti?

Eski Federal Soruşturma Bürosu Direktörü ve özel danışman Robert Mueller, 22 aylık çalışmasının sonunda 2019’da Adalet Bakanı William Barr’a sunduğu raporda Rusya’nın müdahalelerinin Hillary Clinton’ın seçim kampanyasına zarar vermek ve Donald Trump’ı güçlendirmek üzerine kurgulandığını öne sürmüştü. Moskova’ya bağlı trol ağının seçim kampanyası boyunca sosyal medyada yürütülen dezenformasyon ve kara propaganda dolu paylaşımlarda ciddi bir rol oynadığı uzun zamandır iddia ediliyor. 

1982’de kurulan güvenlik ve bilgi yönetimi alanlarına yoğunlaşan Norton (eski adıyla Symantec), 2016’daki başkanlık seçimlerinden önce Trump’ın propagandasını yapan 4 bine yakın Twitter hesabının paylaşımlarını analiz etti. Şirket araştırmacısı Gillian Cleary, bu operasyonu “büyük dezenformasyon ağı” olarak niteledi. Buna göre hesaplar, ilk paylaşımlar yapılmadan birkaç ay önce kuruldu. Hesabın açılmasıyla atılan ilk tweet arasındaki süre 177 gün. Büyük kısmının 10 binden fazla takipçisi var ve takip ettiği hesap oldukça az. Bu hesaplar büyük ölçüde tweet atmak için kullanılıyor. Atılan tweetleri yaymak için ise çok daha geniş bir kullanıcı havuzu bulunuyor. Symantec bu bağlamda 123 ana hesap ve 3 bin 713 yan hesap olduğunu tespit etti. 

Seçmenlerin kişisel bilgileri çalındı

ABD istihbarat servislerine göre Rusya, kullanılan oyları herhangi bir aday lehine değiştirmedi ancak seçmen kayıt sistemlerini hedef aldı, seçim gününden önce 21 eyaletin internet sitesini hacklemeye çalıştı. Bazılarında tamamen başarılı oldu ve yüzlerce seçmenin kişisel bilgilerini çaldı.

GRU olarak bilinen Rus askeri istihbaratının Clinton’un kampanyasında çalışan pek çok profesyonel ve gönüllünün kişisel bilgilerine ulaştığı da düşünülüyor. Mart 2016’da başladığı düşünülen çalışmalarda, Clinton kampanyasında yer alan kişilere bazı e-mailler gönderiliyor. Google güvenliği görünümüyle atılan e-maillerde kullanıcılardan güvenlikleri için şifrelerini değiştirmeleri isteniyor. Bu sayede GRU’nun “şimdinin Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı” o dönem Clinton’un kampanyasının başındaki kişi John Podesta dahil binlerce kullanıcının kişisel bilgilerine ulaştığı iddia ediliyor

GRU çalışanlarının Guccifer 2.0 adıyla bir fake çevrimiçi grup kurduğu ve binlerce e-maili ele geçirerek kampanyaya hem dezenformasyon katacak hem de organizasyon yapısını bozacak şekilde yönlendirdiği belirtiliyor.  

Putin’in aynı yöntemi 2020’de de denediği ancak istediği adayı seçtirecek kadar başarılı olamadığı da konuşulanlar arasında. Zira Ulusal İstihbarat Dairesi tarafından 2020 seçimlerinden birkaç ay sonra yayımlanan 15 sayfalık raporda, Trump’ın danışmanları ve destekçilerinin Biden’a karşı ürettiği iddiaların Rusya ile bağlantılı Ukraynalı kişiler üzerinden yayılmasının sağlandığı yazıldı

Sosyal medyada ne gibi paylaşımlar yapılabilir?

Ömer Taşpınar

Putin, tıpkı ABD’de olduğu gibi Türkiye’de de sosyal medya üzerinden dezenformasyon yayacak ve Erdoğan’ın işine gelen paylaşımları dolaşıma sokacak bir trol ağı oluşturabilir. Bu noktada Putin’in KGB geçmişine dikkat çeken Ömer Taşpınar, söz konusu trol ağının St. Petersburg’daki bir binada çalıştığını söyleyerek “trol çiftliği” olarak nitelenen ağın faaliyetlerini şöyle detaylandırıyor: 

“Tüm strateji Hillary’nin kaybetmesiydi. Putin zaten Trump’a yatırım yapmıştı. Buna 2010’lardan başlamıştı. Trump ivme kazandıkça St. Petersburg’daki bir binadan çalışan Rus trolleri sosyal medyada takipçi kazanarak sansasyonel haberler yaptılar. Kutuplaştırıcı haberlerle Demokratların aleyhine gidecek sosyal medya bildirimleri hazırlamaya başladılar.”

Taşpınar, bu stratejinin hedeflediği sonuçlara ulaşması için ciddi bir toplumsal kutuplaşma ortamına ihtiyaç olduğunu ve trollerin bunun üzerine gittiğini söylüyor:

“2016 seçimlerinden önce ABD’de ciddi bir kutuplaşma vardı. Rusya da bu ateşe körükle gitti. Bu işin inandırıcılık boyutu çok önemli. Dezenformasyonun inandırıcılık kazanması, halen doğru olabilir bu denmesi, o toplumun bu tür şeylere inanma eğilimine bağlı. Komplo teorilerine yatkın bir toplumunuz ve kutuplaşmış bir ortam varsa başarılı olabiliyor Rus trolleri.”

ABD’deki metotlarının aynısının Türkiye’de de kullanılmaması için hiçbir neden olmadığının altını çizen Taşpınar, Putin’in yanlış altyazı eklenen videosuna atıfta bulunarak, “Putin’e yanlış çeviri yapan kişiler de St. Petersburg’daki binada olabilirler” diyor. 

İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emre Erdoğan, St. Petersburg’daki trol çiftliğinin faaliyetlerini “Bir grup aktif kullanıcı ve tetikleyebildiği botlar var. Herhangi bir şekilde bir haber yayılmak istendiğinde bu hücreler önce harekete geçiyor, botlarla çoğaltılıyor ve organik büyümeye dönüşüyor” sözleriyle özetliyor. Erdoğan’a göre kırılma noktası ise dezenformasyon sürecinin organik büyümeye geçmesi, yani bu ağ içinde yer almayan gerçek kullanıcılar tarafından paylaşılarak dolaşıma sokulması. 

Öte yandan fazla takipçisi olan hesapların, bilerek ya da bilmeyerek yanlış bilgi içeren yorum ve videoları paylaşması da toplumda hızlı bir algı değişikliğine yol açabiliyor. ABD’deki seçimlerde Clinton hakkındaki yalan bilgilerin çoğaltıldığını ve Cumhuriyetçilerin öfkesine yönelen paylaşımlarla sandığa gitme oranının yükseltildiğine dikkat çeken Erdoğan, aynı sürecin Türkiye’de de yaşanabileceğini belirtiyor.

ABD’deki seçimlere benzer şekilde ve Türkiye’de siyasi, toplumsal kutuplaşmayı da hedef alacak biçimde özellikle sosyal medyada Erdoğan’ın işine yarayabilecek haberler sosyal medyada sık sık karşımıza çıkabilir. Taşpınar’a göre söz konusu haberler ekonomi kötü durumdayken Erdoğan’ın dış politikadaki “başarısını” anlatmak, bölgesel bir güç olarak göstermek ve Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkileri olduğundan daha iyi göstermeye çalışmak üzerine kurulabilir.  

St. Petersburg’da bulunan “trol çiftliği”

Tıpkı Taşpınar gibi Emre Erdoğan da o dönem ABD’deki başkanlık yarışının gergin geçtiğini ve seçmenler arasında özellikle hayat tarzı açısından ciddi bir kutuplaşma meydana geldiğini söylüyor. ABD’de kürtaj ve LGBTİ+ hareketi hakkında çıkan yalan haberlerin benzerlerinin Türkiye’de de rahatlıkla yayılabileceğini vurgulayan Erdoğan, bu paylaşımların Facebook ve Twitter’dan sonra WhatsApp’a sıçramasıyla çok daha geniş kitlelere ulaştığını belirtiyor:

“Türkiye’de de var olan fay hatlarını tetikleyebilirler. Türk bayrağı yakma, camilere saldırma, başörtülü kadına saldırı vs. gibi gerçekte yaşanmayan olayları çoğaltabilirler. Hele bir de WhatsApp gruplarına düşerse bunlar inanılmaz bir hızda yayılır.”

Örneğin, mülteciler üzerinden yayılacak bir dezenformasyonun toplumda rahatlıkla karşılık bulabileceğini, hatta oy tercihlerini değiştirebileceğini savunan Erdoğan şunları söylüyor:

“Türkiye’de yapılacak seçimlerdeki belirleyici unsurlardan biri AKP’nin safları sıklaştırması. Bu da genellikle öfke üzerinden oluyor. Mülteciler konusunda böyle bir şey bekleyebiliriz. Genel olarak insanlar mültecileri sevmese de mültecilerden nefret eden parti sayısı bir, mültecileri savunan bir parti ise yok. Mültecileri hedef alan paylaşımlar hem bu partiyi hem de iktidarı güçlendirebilir. Mülteciler konusunda bir kopuş olacaksa Millet İttifakı’nda olur çünkü bu konuya ilişkin açık bir pozisyonları yok.”

Seçimlere müdahale konusunda da konuşan Erdoğan, seçim sürecinde sosyal medya, geleneksel medya, basın-yayın ve Rusya’nın Türkiye’de faaliyet gösteren iletişim kanallarından bol miktarda hem Türk-Rus ilişkilerini hem de Türkiye’nin uluslararası alanda saygınlığını ve prestijini ortaya koyan haberleri görebileceğimizi düşünüyor. 

Prof. Dr. Emre Erdoğan

Dezenformasyonla nasıl mücadele edebiliriz?

Dezenformasyona karşı mücadele yöntemleri olduğunu belirten Erdoğan, Türkiye’deki bilgi ekosisteminin kirliliğinden dolayı bu mücadelenin oldukça zorlu olduğuna dikkat çekiyor. Erdoğan’a göre birinci yöntem aşılama. Yani dezenformasyondan insanları haberdar etmek. Hangi hesaplardan hangi konular hakkında ne şekilde paylaşımlar yapılabileceğini anlatmak. 

İkinci yöntem ise çürütme. Burada ise paylaşılan bilginin yanlış olduğuna dair somut açıklamalar gerekiyor. Yani “fact-checking” işlemlerinin takip edilmesi gerekiyor. Ancak mevcut kutuplaşma nedeniyle insanların tarafsızlığına itibar ettiği bir kurumun olmamasının dezenformasyonla mücadeleyi fazlasıyla zorlaştırdığını vurgulayan Erdoğan “İki yöntem de mümkün ama bunu yapabilecek, insanların itibar ettiği bir kurum yok. Bir ombudsmanımız yok. Kurumsal tasarımımızda sorun var. İkincisi, bilişsel okur yazarlığımız yok. Özellikle yaşlı nüfus arasında neyin doğru olup olmadığını bilmeden paylaşımda bulunan çok insan var. En büyük zaaf bu” diyor. 

Seçmen ne düşünüyor?

Putin’in Erdoğan’ın iktidarda kalmasını istediğine dair bir şüphe yok. Putin’in elindeki araçlara da bakıldığında bu araçları kullanması için hiçbir sebep de göremiyoruz. Peki Putin ile Erdoğan’ın birlikte fotoğraf vermesi seçmeni nasıl etkileniyor? Emre Erdoğan bu soruyu şöyle yanıtlıyor: 

“Türkiye halkının Rusya algısı karşılık. Evet, Rus tehdidi var ama iki ülkenin önemli ortak paydaları da var. İkisi de eski imparatorluk ve ortak kalıntılar var. İki ülkenin de modernleşme süreci batılılaşma karşıtı, yani Batı korkusuyla şekilleniyor. Böyle bir durumda Rusya’nın ve Putin’in Türkiye’yi muhatap alması seçmendeki güçlü devlet algısını güçlendiriyor.”

Taşpınar da Putin’in Erdoğan’ın seçimleri kazanmasını istediğini belirterek, “devamlılık” ilkesini vurguluyor:

“20 yıllık bir çıkar ilişkisi var, finansal boyutları var. Yeni bir hükümetin gelmesi, Batı ile ilişkilerin yeni bir düzleme çıkması Putin açısından başarısızlık olur.”

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

 

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus