Müge İplikçi yazdı: Kim inanır senin öldüğüne!

Sen, Cengiz Aytmatov’un Kırmızı Eşarp romanından uyarlanan Selvi Boylum Al Yazmalım’ın kamyon şoförü İlyas’tın, Kadir İnanır. Asya’nın seçimini, iradesini, gücünü ve aşk karşısındaki boynu bükük direncini netleştiren de bir o kadar sendin. Bir nevi Asya’nın rakibi, antagonistiydin. Onun karşısına o büyük aşkla çıktığında biz, o “gergin” perdenin bu tarafında oturanlar, aslında şunu düşündük: Evet, bu aşk olmalı; evet, bu büyük aşk yaşanmalı.

Müge İplikçi yazdı: Kim inanır senin öldüğüne!
Müge İplikçi yazdı: Kim inanır senin öldüğüne!

Sevgi neydi?

Ancak şunu da biliyoruz ki aşk aslında bir kaybedişti. Filmin sonunda “Sevgi neydi?” sorusuna verilecek cevabın aşktan farklı bir şefkatle ilgili olduğunu, bu şefkatin kırılganlığını ve olanaksızlığını paylaşması anlamında film başka bir yerde duruyordu; farklı bir özelliği vardı. Evet, yalın bir sevgiyi anlatıyordu bu film. Ancak Türkan Şoray’ın, Kadir İnanır’ın ve Ahmet Mekin’in göz kamaştıran oyunlarıyla sadece aşk değil, sevginin muhatabının ne olduğu ve ne olmadığı soruları da gündeme geldi; velhasıl sevginin tanımı ya da tanımsızlığı bizi oturduğumuz koltuklara mıhlamıştı.

Bizler Türkan Şoray’ın gözleriyle o aşkı takip ederken —ki bunda Atıf Yılmaz’ın muhteşem kamerasının etkisi de önemlidir— şu çok netti: Selvi Boylum Al Yazmalım aslında bir kadının büyüme hikâyesiydi. Onun üzerinde yoğunlaşan, kameranın peşine düşen biz izleyenler, Atıf Yılmaz’ın açtığı o yolda Türkan Şoray’ın canlandırdığı Asya’nın acıyla ve hüzünle kavrularak nasıl büyüdüğünü gözlemlemek üzere oradaydık —bunun içinse yıllar gerekmeyecekti, Asya’nın bir sevgi içinde harmanlanmış olması yeterli olacaktı.

Evet, bu bir aşk öyküsüydü; bu topraklara özgü bir aşk öyküsü. Cengiz Aytmatov’un kalemiyle anlatılan bir sevda öyküsü olsa da fazlasıyla “buralı” bir aşktı bu. Bu coğrafyanın kavruk hüznüyle yazılmış, sinemaya çekilmiş ve bizlerle buluşmuş bir aşk. Bir kaybedişti aslında. Bu üçlü arasında kim kazanır sorusunun cevabı da, belki de tam da bu yüzden, “o, hayır o, yok yok o” diyemeyeceğimiz bir savruluştu.

Müge İplikçi yazdı: Kim inanır senin öldüğüne!
Müge İplikçi yazdı: Kim inanır senin öldüğüne!

Kaybedişin katarsisi: Salondan buruk ayrılmak

Kimse kazanmamıştı ve kazanmayacaktı. Filmden kalktığınızda bunu çok net hissedersiniz; dolayısıyla siz de bir seyirci olarak kaybedersiniz. Ancak bu kaybediş —yarattığı katarsis diyelim— size aşkın olmasa da sevginin ölümsüzlüğü yolunda bir ipucu vererek salondan ayrılmanızı sağlayacaktır. Müzikler, hele renkler harikadır. Bugün bile düşündüğümde o renklerin çarpıcılığının hem Aytmatov hem de Atıf Yılmaz tarafından nasıl capcanlı kılındığını, özellikle oyuncular aracılığıyla bizlere nasıl ulaştığını ve o renkliliğin aşkın ve sevginin sarmalında kendine nasıl yeni bir spektrum yarattığının kanıtlarını bulmak mümkündür.

Biz film boyunca sadece Türkan Şoray’ın güzelliğini değil, Kadir İnanır’ın ve Ahmet Mekin’in yakışıklılığını da takip ederiz. Sadece coğrafyanın muhteşemliğini değil; toz toprak içerisindeki o coğrafyanın bile büyüleyiciliğini de. Çünkü karşımızda bu topraklara olan bağlılığımızın hem o renklilik hem de o kurak renksizlik olduğunu hatırlatan bir kurgu vardır. Bir tanesi olduğu için öteki, ötekisi olduğu için bu mevcuttur ve her ikisi de olduğu için bizler bu toprağa âşık ve sonsuz bir sevgiyle bağlıyızdır.

Bu film, bu anlamda bu toprağa özgü hüzünlerin, aşkın, sessizliğin, kırıklığın ve kaybedişin bir özetidir sanki. Biz bunları yaşadığımız için bu toprağa aidiz ve belki de bu toprak bu yüzden bize aittir. İşte böyle bir aşktır bu. Bu filmi ne zaman seyretsem sadece üç insan arasındaki o ilişkiyi, o sevgiyi ya da tanımsız ilişkiler anını/ağını değil; bir yandan da nasıl bu toprağa bağlı olduğumuzu, bu toprağın bizi biz kıldığını hissederim.

Müge İplikçi yazdı: Kim inanır senin öldüğüne!
Müge İplikçi yazdı: Kim inanır senin öldüğüne!

Tesadüf olmayan başarı: Ödüller ve ölümsüzlük

Filmin 1978 Altın Portakal Film Festivali’nde en iyi ikinci film seçilmesi tesadüf değildir. Türkan Şoray’ın Asya karakterindeki büyüleyici performansıyla 1978 Taşkent Film Festivali’nde en iyi kadın oyuncu ödülünü kazanması da… Bugün bakıldığında Türk sinemasının en iyi filmleri arasına girmesi de… Selvi Boylum Al Yazmalım bir açıdan bize kırıklığımızı ve burukluğumuzu hissettiren, içimizde ve damarlarımızda gezinen o tanımsız aşkı işaret eden bir filmdir de.

Sanki şöyle: Biz bu coğrafyanın insanları, böyle bir aşkla yoğrulmuş, kavrulmuş ve bir biçimde kaybetmiş insanlarız. Ama buna karşın neşeyi elden bırakmayan, coşkusuyla yaşayabilen, ağlayabilen, saçmalayabilen ve her koşulda bu toprakları seven insanlarız da. Kadir İnanır’ın bu toprakları ne kadar çok sevdiğini, onu yakından tanıyan Vecdi Sayar aracılığıyla bir yolculukta dinlemiştim. Ondaki direngenliği, mücadeleci ruhu, Sayar’ın onu “o gerçektir” diye tanımlayışını bizzat gözlemlemiştim. O sert yapılı Karadenizli adamın gözlerindeki sıcaklığı gördüğümde ve hatta onunla konuşma şansım olduğunda, Güneydoğu’nun bir yerinde, benzeri bir toz toprağın içerisinde, aynı coşku, aynı kırılganlık ama aynı inatla devam etmemiz gerektiğini düşündüğümde; ne bu filmlerin boşa gittiğini ve gideceğini, ne edebiyatın tali bir yol olduğunu, aksine bazen içimizden geçen en temel damar olduğunu kendime anlatmak ve hatırlatmak için bir fırsat yakaladığımı hatırlıyorum.

Çocukluğumuzun rüyası değil, gerçeğimiz

Ama bugün bu satırları yazarken bu güzel insanın ve onun gibilerin, o kuşağın, o dönemin, o beyaz perdedekilerin bize bıraktıklarının sadece çocukluğumuzun güzel rüyaları değil, aslında gerçeğimiz olabileceği fikrini de düşünüyorum. Bu insanların ardından bıraktıkları kum fırtınasına bakarak o zaman şunu sormak istiyorum — yeniden: Sevgi neydi? Sevgi gerçekten neydi? Sevgi, hepimizin ait olduğu bu “iklimdi” diyesim var şimdi.

Bize tüm masumiyetiyle hatırlattıkları için onları ölümsüz addetmek boynumun borcu.

Bu yüzden kim inanır senin, sizlerin öldüğüne Kadir İnanır?

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş