Müge İplikçi yazdı: Diplomanın içi boşaldığında

Metroda, o serin vahanın içinde dönen reklamı izliyorum. Seda Sayan, üniversite sınavına hazırlanan bir öğrenci olarak karşımızda; matematikten fiziğe, tarihten trigonometriye sınav kapıda! Reklamın sonunda genç kız soruyor: “Seda Abla, sen liseye gitmiş miydin?” Sayan’ın cevabı ise hem şaşırtıcı hem de düşündürücü: “Aa, önce onu halletmek lazım.”

Bu replik, reklamın en çok konuşulan anı oldu. Sayan’ın özgüveni, dobralığı ve kendi eksikliğini tiye alışındaki samimiyeti elbette takdire şayan. Evet, Seda Sayan’ın lise diploması yok. Ama asıl mesele bu değil. Neredeyse aynı günlerde Türkiye’nin gündeminde başka bir konu daha var: Üniversite diplomalarının iptal edilmesi, Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşanmakta olanlar, vakıf üniversitelerinin yönetimlerine el konulması, bir gecede kapanan okullar. Bir yanda diploması olmayan bir ünlü, eğitim platformunun yüzü olarak milyonlara “ben yapıyorsam sen kesin yaparsın” diyor; diğer yanda yıllarca okuyup diploma almış insanlar, o diplomayı kaybetmenin şokunu ve bedelini ödemek zorunda bırakılıyor.

Diplomanın içi
Müge İplikçi yazdı: Diplomanın içi boşaldığında

Peki bu iki tablo bize ne anlatıyor?

Önce şunu kabul edelim: Diploma, modern toplumun en güçlü statü sembollerinden biri. Hangi okuldan mezun olduğumuz, hangi bölümü bitirdiğimiz, hatta hangi not ortalamasıyla mezun olduğumuz; iş görüşmelerinde, sosyal çevrelerde, bazen aile sohbetlerinde bile kimliğimizin bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Ama diploma yalnızca bir sembol değil; aynı zamanda bir vaattir de. “Ben bu bilgiyi edindim, bu yeterliliğe sahibim, bana güvenebilirsiniz” demenin resmiyete dökülmüş halidir ve bu türden bir vaat, diplomanın toplumsal meşruiyetini oluşturur.

Peki ya bu vaat çürürse?

Son dönemlerde yaşananlar tam da bu soruyu sorduruyor. Bir yanda, özellikle 2000’li yılların başından itibaren hızla açılan, altyapısı ve akademik kadrosu yetersiz vakıf üniversiteleri var. Bu okullarda yaşanan usulsüz yatay geçişler, sahte belgeler, torpilli kayıtlar ve denetimden kaçan uygulamalar ve en önemlisi bunlara göz yumulması diplomanın güvenilirliğini temelden sarstı. Diğer yanda ise hakkıyla elde edilmiş bir kimliğin neredeyse bir gecede yok sayılması söz konusu. İhraç edilen akademisyenlerin yıllarca verdikleri emeğin “geçersiz” damgası yemesi, üniversitelerin yönetimlerine yapılan ideolojik müdahaleler ve diplomaların siyasi bir araç haline getirilmesi, bu vaadin nasıl çürütüldüğünün en somut örnekleri. Burada asıl mesele, üniversitelerin ve diplomaların kırılganlığı da değil; asıl mesele, diplomanın toplumsal değerinin nasıl içinin boşaltıldığı. İşte asıl bunu unutmamak gerekiyor! 

Boğaziçi'nin parça parça
Müge İplikçi yazdı: Diplomanın içi boşaldığında

Çünkü ortada iki ayrı dünya mevcut. Bir yanda diploması olmadığı halde toplumun en tanınmış, en zengin, en etkili figürlerinden biri olabilen insanlar var. Onlar için diploma bir eksiklik değil; hatta bazen bir espri malzemesi. Hatta yaşananlara baktığımızda liyakati değil şöhreti ve parayı yücelten bir toplumda gayet makul bir savunma haline de gelebiliyor. Diğer yanda ise yıllarca dirsek çürütüp diploma alan ama o diplomayı kaybetme korkusuyla yaşayan ya da diploması artık çöpe dönüşmüş milyonlarca insan var. Onlar için diploma bir güvence değil, bir kırılganlık kaynağı. Biliyorlar ki bu ülkede diploma sahibi olmak yetmiyor; o diplomanın arkasında duracak bir hukuk, bir kurumsal güvence, bir liyakat sistemi de gerekiyor.

Bu iki dünya arasındaki uçurum, eğitim sistemimizin en büyük çelişkisini ortaya koyuyor: Diploma, bir yandan hâlâ en önemli liyakat göstergesi olarak sunuluyor; diğer yandan diplomasız insanların başarı hikâyeleriyle diplomalı insanların mağduriyet hikâyeleri aynı anda gündemde kalabiliyor. Yani diploma hem her şey hem de hiçbir şey. Bu çelişki, toplumun eğitim algısındaki kaymayı gösteriyor elbette: Önemli olan bilgi değil, tanınırlık; önemli olan diploma değil, popülerlik. Sadece ülkemizde değil dünyada da buna yönelik bir kayma olduğu ortada.

Çözüm ne? 

Çözüm… Siyasi iktidarların işine geldiği gibi diplomaları tamamen değersizleştirmesi değil. Çözüm, diplomanın gerçekten bir bilgi ve yeterlilik belgesi olduğu bir sistemi kurabilmek. Yani diploma almak için gerçekten öğrenmek, gerçekten sınavlara girmek, gerçekten hak etmek gereken bir düzeni oluşturabilmek. Daha mantıklı söyleyecek olursak: Üniversite özerkliğinin iade edilmesi, denetim bağımsızlığı, diplomaların siyasi kararlarla değil yargı denetimiyle takibe alınması, liyakati merkeze alan kurumsal mekanizmaların bir an önce kurulması… Ama daha da önemlisi, toplum olarak şu soruyu sormamız gerekiyor: Biz neye değer veriyoruz? Gerçekten bilgiye mi, yeterliliğe mi, liyakate mi? Yoksa şöhrete, paraya, görünürlüğe mi?

Cevap ortada. Reklamdaki o final aslında bu sorunun cevabını veriyor. Liseye gitmedim ama eğitim platformunun yüz akıyım tarzındaki cümleler, “okumadım alaylıyım” dan çok farklı olarak, toplumun eğitim algısındaki yansımayı da özetliyor. Belki de asıl “önce onu halletmek lazım” dediğimiz şey, Seda Sayan’ın lise diploması değil, hepimizin diploma algısı. Çünkü bir toplumda diploma sadece bir kâğıt parçasıysa, o toplumda bilgi de, emek de, liyakat de bir kâğıt parçası kadar değersizdir. Ve o kâğıt parçası her an elimizden alınabilir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş