Armağan Öztürk yazdı: Türk siyasetinde genel eğilimler – I

Geleceğin ne getireceğini bilmiyoruz elbette. Çünkü tüm yapısal kısıtlamalara rağmen hayat her durumda akışkan ve kendiliğindenlik içinde devam etmekte. Eğilimlerin toplumsal gerçekliği yaklaşık olarak temsil ettiğini savlamak yanlış olmayacaktır. Ayrıca her öngörü olasılıklar dünyası bakımından birer tahmindir. Tüm bunlar doğru elbette. Yine de her gün yeni bir ülkeye uyanmıyoruz. Bugün düne benziyor. Yarın da bugüne benzeyecek. Deneyimlediğimiz sosyal ve siyasal gerçekliğe belli bir mesafeden bakıp büyük resmi incelediğimizde gördüğümüz manzara ileride başımıza geleceklerin başarılı bir özeti olabilir pekala. Türkiye’de siyaset nereye gidiyor sorusuna yanıt aramak bu nedenle oldukça makul. Partileri ve (veya) parti bloklarını başlıca aktör kabul ettiğimiz bir zeminde siyasi hayatı yorumlamayı deneyebiliriz.

Türk siyasetinde genel eğilimler
Armağan Öztürk yazdı: Türk siyasetinde genel eğilimler – I

Önce CHP’den başlayalım. Yani bu senenin en çok konuşulan partisiyle. Bilindiği üzere Kılıçdaroğlu ekibi ile İmamoğlu-Özel ekipleri arasındaki kavga partinin bölünmesiyle sonuçlandı. Kemal beyin genel başkanlığındaki CHP, parti genel merkezi, tüm il ve ilçe binaları, hazine yardımı, milletvekillerinin ve belediye başkanların üçte birini aldı. Sayı yarı yarıya azalsa da hala 1 milyona yakın üye CHP’de kaldı. Partiyi terk etmeyenlerin epey bir kısmı için Kılıçdaroğlu’nun durumu bir ehven-i şer. Kemal beyin 13 yıllık genel başkanlık dönemi, 6’lı masa süreci, 2023 seçim yenilgisi ve mutlak butlanla genel başkanlığa dönüş sürecini eleştiren pek çok kesim CHP’de kalmaya devam ediyor. Partinin geleceğini ise iki gelişme belirleyecek: Kılıçdaroğlu kurultayda aday olmazsa CHP’nin önü açık. Kemal bey her zaman yaptığı üzere “delege beni istiyor” diyerek yeniden aday olur ve genel başkanlıkta kalmaya devam ederse Halk Partisi’nin büyümesi ya mümkün olmayacak ya da parti siyaseti sınırlı bir düzlemde sonuç doğuracak. Muharrem İnce, Gürsel Erol ve Oğuz Kaan Salıcı gibi isimlerin Kılıçdaroğlu’na meydan okuyacak adımlar atması ihtimal dahilinde. Bölünen CHP bir daha bölünür demek için çok erken, ama parti içi muhalefetin Kılıçdaroğlu’nu gölge gibi takip edeceğini varsayabiliriz. İkinci mesele düşman kardeş YENİ Parti’yle ilgili. İmamoğlu ve Özel’in siyasi hayatını tehlikeye sokacak her gelişme YENİ Parti’de merkez kaç kuvvetleri güçlendirir. YENİ Parti’den ayrılan milletvekilleri ve belediye başkanlarının tekrar CHP’ye dönmesi en güçlü ihtimal.

YENİ Parti bir dizi sorunla boğuşuyor. Öncelikle İmamoğlu ve mutlak butlan ceza davaları nedeniyle üzerinde bir yargı gölgesi var. Antalya ve Uşak belediye başkanlarının ifadeleriyle birlikte Özgür Özel ve genel başkanın yakın siyasi çevresi yolsuzluk tartışmasının odak noktalarından biri haline geldi. Genel beklenti İmamoğlu ceza davasında ilk derece mahkemenin kararı belli olduktan sonra çok sayıda YENİ Partili siyasetçinin dokunulmazlıkların kaldırılacağı şeklinde. İkinci sorun kaynak eksikliği. Hazine yardımının yokluğunda üye aidat ve bağışlarıyla ayakta kalmaya çalışan bir siyasal gövde YENİ Parti. Bu koşullar altında belediyelerden partiye dolaylı yollardan da olsa kaynak transferi yeni sorunlara yol açacaktır. Ayrıca fiili lideri İmamoğlu olan bir partiye iş dünyasının bağış yapmasını beklemek makul değil. Son olarak ideolojik hattın açık ve tutarlı olmayan yapısı partiyi zorluyor. En son çözüm süreci yasa oylamasında bir benzeri görüldüğü üzere YENİ Parti önemli konular hakkında doğrultu belirlemekte zorluk çekmekte. DEM ve MHP’yi incitmemek için lider kadrosu yasaya evet diyen partinin vekil çoğunluğu olumsuz kanaatte ısrar etmişti. DEM’in iktidar bloğuna yaklaşması YENİ Partiyi daha da yalnızlaştıracak bir siyasal sosyolojiye yol açacak. Ayrıca yapılan bağışların bir anda bıçak gibi kesilmesi gösteriyor ki YENİ Parti’nin tabanındaki baskın yönelim Atatürkçülük. Atatürkçü bir kitleyi Kürt hareketine sıcak bakan liberal bir merkez parti gibi tasarlamak ve yönetmek ise imkansız. 

Çözüm süreci yasası Meclis’ten geçtikten sonra İmralı ve Kandil tutanakları basına sızdırıldı. DEM önce açıklanan belgelerin tam olarak gerçeği yansıtmadığı, ekleme ve çıkarma yapıldığını söyledi. Tepkiler yoğunlaşınca PKK ve Öcalan ayrı ayrı görüşme tutanaklarını reddetti. Metinlere baktığınızda oldukça ayrıntılı bir içerikle karşılaşıyorsunuz. Böyle bir malzemeyi herhangi bir aktörün uydurması ve Öcalan’a atfetmesi imkansız. İhtimal ki o metinlerde ifade edilen görüşler dile getirenler bakımından gerçeği yansıtıyor. Ayrıca Öcalan’ın açıklamaları, üslubu, ben merkezci üstenci dili, yasal ve yasadışı Kürt hareketlerinin Öcalan’ı kültleştiren bakışı yeni değil. Öcalan’la yapıldığı iddia edilen bu görüşmeler PKK liderinin üslubu ve meseleleri okuma biçimini yansıtmakta. Bu çerçeve bize gösteriyor ki PKK silah bırakacak. Çünkü Öcalan silah bırakma süresinin sonrasını yorumluyor. DEM’in MHP’yle birlikte Demokratik Cumhuriyetin kurucu aktörü olduğu yeni bir siyasal düzlem başlıyor. Ayrıca Öcalan’a göre Türk solu dağıldı. Sosyalist partiler marjinal konumda, CHP ise bölündü ve davalarla uğraşıyor. Soldaki bu boşluk yeni bir merkez inşası için kullanılacak. DEM’in mart ayındaki kongresinde partinin köklü bir şekilde değişeceği açık. Bu arada Öcalan o çok arzuladığı statüye, yani politika yapma imtiyazına kavuşur mu bilmiyoruz. Ama kesin olan bir şey var. Yasal Kürt hareketinin ana muhalefetle birlikte hareket ettiği günler geride kaldı. Çözüm sürecindeki başarı DEM’i önce iktidar ile muhalefet arasında tarafsız bir konuma, ardından da devlet şemsiyesi altında Erdoğan’ın liderliğini destekleyen politik bir aktöre dönüştürecek. Bu sürecin bazı sorunlara gebe olduğu ise şimdiden görünüyor. Mesela PKK yöneticileri sürece dahil olmak, yani aktörleşmek istemekte. Bu isteği şimdilik kendi üzerlerinden değil, Öcalan’a statü verilmesi talebi başlığında işliyorlar. Bir de tabii Kürt hareketiyle organik bağları güçlü olan Alevi ve sosyalist kesimler var. Kürt hareketinin hızla devlet, AKP ve MHP’ye yanaşması ve bu yeni durumun bir Sünni ittifakı gibi algılanması bahsi geçen kitleyi rahatsız ediyor. Kamuoyuna peş peşe açıklanan Alevi bildirileri olası kopuşun erken dönem ayak sesleri gibi yorumlanabilir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş