Hadi biraz eğlenelim: Kahrolsun bağzı şeyler
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay 7 Ekim’de AKP’ye geçti; AKP Meclis grubu pürneşe. Bugünü ileride “Bin atlı transferlerde çocuklar gibi şendik, bin atlı o gün CHP’nin içinden geçtik” diye yâd edeceğe benzerler.
Çok ayıp, çok ayıp; bugüne kadar 35 belediye başkanı, 2 başkanvekili, başkanvekilleri hariç (çünkü onlar da meclis üyesi) çok sayıda da belediye meclis üyesi AKP’ye geçmişti, hiçbirinde bu kadar neşelenmemişti AKP mahallesi. İzmir’in tadı başka demek ki. Tam bir “Ehl-i keyfe keyif verir kahvenin kaynaması, AKP’yi baştan çıkarır Tugay’ın konuşması” hâlet-i rûhiyesindeler. Cemil Tugay’ın AKP’ye İhtidâ Töreni’ndeki (irtidat töreni mi yazsaydım acaba, emin olamadım) sözleri hoşlarına gitmiş olmalı:
“Siyaseti neden yapıyoruz? Neden yaptığımızı bir büyük lider, şöyle tarif etti… Biz bu ülkenin kenar mahallelerinde unutulmuş gariplerin, yoksulların, hakkı yenmiş mazlumların, çiftçinin ve esnafın hakkını korumak için siyaset yapıyoruz. AK Parti kimsesizlerin kimsesidir. AK Parti kimsesizlerin kimsesidir. Bu sözler Türkiye Cumhuriyeti’nin son 25 yılına damgasını vurmuş, büyük liderimiz, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın sözleridir… Ben huzurlarınızdayım bugün. İnanarak ve güvenerek katıldığım bu çatının altında, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde… bu yola baş koymuşların yoluna refik olmak üzere aranıza geldim.”
Oysa 9 Aralık 2025 tarihinde kesin ihraç istemiyle Parti Meclisi’ne sevk edildikten sonra CHP’den istifa edip 7 Ocak 2026’da AKP’ye katılan Mersin Milletvekili Hasan Ufuk Çakır’ın AKP’ye katılım müsameresindeki taklaları Cemil Tugay’ınkinden katbekat daha güzeldi: Helecan içinde “İki başkomutan var. Biri Gazi Mustafa Kemal Paşa, biri de Türkiye Cumhuriyeti’nin ordularının başkomutanı Recep Tayyip Erdoğan. Ben de selam duruyorum.” der demez adamcağız o yaşta nizamî topuk selâmı bile vermişti. Biraz emeğe, yaratıcılığa saygı lütfen.
Tugay’ın AKP’ye geçmesinden sonra TBMM Genel Kurulu’nda İzmir Marşı’nı mırıldanan Yücel Arzen Hacıoğulları’nı bilhassa kınıyorum; Kahrolsun Bağzı Şeyler. Çok ayıp yaptığınız üstadım, çok ayıp. Mersin Milletvekili Hasan Ufuk Çakır AKP’ye geçtiğinde Meclis kürsüsünden şöyle güzel bir Mersin türküsü terennüm edip Çakır’a ithâfen “Deveyi düzde gördüm/ Sürmeyi gözde gördüm/ Çok şükürler Allah’a seni bu güz de gördüm.” dediniz mi ki Tugay AKP’ye geçince İzmir Marşı söylüyorsunuz. Emeğe saygı, emeğe saygı lütfen. Haddizâtında, Çakır da en azından Tugay kadar önemli bir politik emtia.
Olan garibim Berna Laçin’e oldu; gözaltına alındı, ertesi gün de serbest bırakıldı. Laf aramızda, o nasıl söz öyle Berna Hanım, “işgal” falan; her doğru da böyle pat diye söylenmez ki; lisân-ı münâsip diye bir şey var allasen. İllâ bir tivit atacaksan insan “Bergama Kralı III. Attalos da MÖ 133’te İzmir’i vasiyetname ile Roma’ya bırakmıştı.” falan yazar. Hoş, bu vasiyetin ardından Attalos Efendi’nin baba bir kardeşi olduğunu ileri süren Aristonikos ciddi bir isyan falan başlatmış amaan boş ver, kim bilecek.

Bir partiden diğerine geçmek
Bir siyasînin mensubu bulunduğu partiden başka bir siyasî partiye geçmesi normal bir durum değil. Ancak normal bir durum olmaması, bunun her koşulda gayriahlâkî olmasını gerektirmiyor. Üstelik bu durum sadece Türkiye’ye özgü bir durum da değil. Winston Churchill, 1904’te Muhafazakâr Parti’den Liberal Parti’ye geçmiş; üstelik 1925’te resmen tekrar Muhafazakâr mahalleye taşınmıştı. Alman sosyal demokratlarının önemli ismi Oskar Lafontaine de Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nden (Sozialdemokratische Partei Deutschlands – SPD) Emek ve Sosyal Adalet – Seçim Alternatifine (Arbeit & soziale Gerechtigkeit – Die Wahlalternative – WASG) geçmişti. Donald Trump’ın Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasında mekik dokuduğunu da not edelim.
Türkiye İşçi Partisi İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil de 2021’de CHP’den TİP’e geçmişti. Üstelik TİP’e geldiğinde CHP’nin 27. Dönem İstanbul Milletvekiliydi; daha önce CHP Kadın Kolları Merkez Yönetim Kurulu ve CHP Parti Meclisi üyeliklerinde de bulunmuştu. Kadıgil’in geçişi, ahlâksızlık ve çıkarcılık suçlamalarıyla örülü benzer bir tepki dalgası yaratmadı. Hatta daha geçtiğimiz günlerde (8 Ekim 2026 Perşembe) TİP heyeti YENİ Parti’yi – ki onlar da toplu olarak CHP’den ayrılmışlardı – ziyaret ettiğinde bu heyetin içinde Sera Hanım da bulunmaktaydı. Peki, neden Sera Hanım’a gösterilen anlayış Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’na ve Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal’a gösterilmedi?Benzer şekilde,CHP’den ayrılıp Memleket Partisi’nikuran ve sonra CHP’ye tekrar dönen Muharrem İnce’yeya da 2019’da CHP’den ayrılıp 2020’de Türkiye Değişim Partisi’nikuran ve 2023’te CHP listesinden Erzincan milletvekili seçilen ve aynı yıl partisi CHP’ye katılan Mustafa Sarıgül’egösterilen anlayış neden Cemil Tugay’a ya da Hasan Ufuk Çakır’a gösterilmedi?
Parti değiştirmek versus tükürdüğünü yalamak

Benim açımdan yukarıdaki sorunun cevabı basit: Çerçioğlu, Köksal, Tugay ve diğerleri, bu Hominidae ailesinden zoon politikonlar, parti değiştirdikleri için değil tükürdüklerini yaladıkları için nefret objesi hâline geldiler, sarakaya alındılar, şetmedildiler.
Kendi İrtidat Töreni’nde Erdoğan’ı “Türkiye Cumhuriyeti’nin son 25 yılına damgasını vurmuş, büyük liderimiz” sözleriyle anan Tugay, 2024 yerel seçimlerinden hemen önce, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İzmir mitingine dair değerlendirmelerde bulunurken onu şöyle anıyordu:
“Aydın’dan, Manisa’dan adam toplamaya çalışmışlar. 31 Mart’ta, diplomaları elinde olan genç insanların neden iş bulamadığını, yüzde ikilik kesim zengin olurken geri kalanı neden fakir anlayacaksınız. Yalanınız, dolanınız şatafatınız hepsi sizinle sandığa gömülecek.”
Cemil Tugay, 6 Nisan 2026’da İzmir’de Meslek Fabrikası’nın tahliyesine karşı bina önünde başlattığı nöbet sırasında, AKP İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan’a “Ben senin korkulu rüyanım! Senin ipliğini pazara çıkaracağım burada” diye sesleniyordu. Tahliyenin amacının bir kamu ihtiyacını karşılamak değil, CHP’li belediyeleri zor durumda bırakmak olduğunu savunan Tugay, aynı süreçte Halk TV’ye yaptığı açıklamada da “Beni buradan tutup atana kadar buradayım” diyerek direnişi sürdüreceğini belirtiyordu.
Cemil Tugay, çok değil daha 29 Ocak 2026’da AKP’nin şimdiki yönetim anlayışıyla bir şey yapmanın mümkün olmadığını, tek kişinin kararına bağlı icraat anlayışının kendi dünya görüşüyle uyuşmadığını ifade ediyordu.
Mutlak butlan kararının ardından CHP’den istifa ettikten sonra AKP’ye geçeceği iddialarını reddeden Tugay, şu açıklamalarda bulunuyordu: “Mümkün değil, böyle bir şeyi asla yapmam. Kendi koltuğumuzu korumak pahasına yanlış bir şeyi onaylayıp parçası olamayız. CHP’den istifa ettim ama dünya görüşümde, siyasete bakış açımda değişiklik yok.” 13 Ağustos 2026’da TV100’e yaptığı açıklamalarda da benzer şeyleri dile getiriyordu: “Şu an bir partiye geçme gibi bir durumum yok. Bağımsız kalacağım, bağımsız kalacağımı da defalarca söyledim ancak her gün konuşulmak da beni üzüyor aslında. Tabii ki ben de kendime bir yol çizeceğim. Bazı şeylerin oturmasını bekliyorum çünkü şu an itibarıyla yerel bir yöneticiyim.” İzmirBülteni’nin 2 Temmuz 2026 tarihli haberinde ise şu sözleri aktarılmış: “Kim neden çıkardı bilmiyorum ama benim siyasi çizgim belli. Benim bu yönde hiçbir girişimim, talebim, görüşmem olmadı.”
Medyascope’tan Göksel Göksu’nun 24 Haziran 2026 tarihli haberi de şöyle: “CHP’den ‘mutlak butlan’ krizinin ardından istifa eden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, atanmış CHP yönetimi ile il başkanlığı pazarlığına girdiğine ilişkin iddiaları yalanladı. Tugay, ‘butlancı yönetimin kendisi hakkında akılları karıştırmak için maksatlı bir şekilde dedikodu yaydıklarını’ söyledi. Tugay, Özgür Özel ve arkadaşları dışında bir grupla hareket etmesinin ve başka bir partiye gitmesinin asla söz konusu olmadığını belirtti.” Tugay şöyle devam ediyor: “CHP’nin butlan yöneticileri ile hiçbir şekilde il başkanlığı pazarlığına girmedim. Bu dedikoduları maksatlı olarak yayan butlancı yönetim. Amaçları, siyasi pozisyonum konusunda akılları karıştırmak.”
AKP’ye geçmek: Pro et contra
Cemil Tugay eğitimli adam; tabip, plastik cerrah. Elbette ağzından çıkanların farkındadır. Elbette geçtiğimiz ocak ayında AKP’ye geçeceği iddiaları gündeme geldiğinde “AKP’ye geçersem öncelikle yakın çevremdekiler yüzüme bakmaz” dediğini, AKP’ye geçerse annesinin kendisini evlâtlıktan reddedeceğini eşinin de “Seni boşarım!” dediğini söylediğini hatırlıyordur. Cemil Tugay’ın çok çok iyi bir plastik cerrah olduğuna da şek ve şüphem yok: AKP’ye katıldığı törenin videosunu izlerken hem onun hem de eşinin yüzlerine dikkatle baktım: “Bu yüzsüzlük psikolojik olamaz mutlaka bir plastik cerrahın elinden çıkmış olmalı!” dedim kendi kendime. Cemil Hoca’nın ellerine sağlık, eşine ve kendine yaptığı yüz operasyonları muhteşem ve kusursuz bence; yeni sûretleri sîretlerini de daha güzel yansıtıyor.
Şaka bir yana, tekrar ediyorum. Üzerine bu kadar gelineceğini bile bile 59 yaşındaki (1967) bir siyasî, bir belediye başkanı, bir tabip neden partisini bırakıp dün yerden yere vurduğu başka bir siyasî partiye geçer ki? Herhâlde AKP’ye geçişinin artılarını ve eksilerini (pro et contra) eşi ve annesi ile birlikte detaylı bir şekilde tahlil ederek, tüm tepkiler pahasına AKP’ye geçmeye karar vermişlerdir. Tükürdüklerini yalamaları kolay değil, mutlaka bunu göze almalarını gerektirecek bir şeyler olmuş olmalı.
İzmir (Çeşme) kavundur ama koklayacaksın
Özgür Özel, Cemil Tugay’ın AKP’ye katılışının ardından yaptığı açıklamada “İzmir’e böyle bir ihanet edeceğini bilsek göstermezdik. Ben aday gösterdiysem, ben gösterdim ama hepsini Parti Meclisi’nde anketlerini göstererek yaptık ama ankette kavun gibi dibini koklayıp hainin kokusunu alamıyorsun. Adam ihanet etti.” dedi. Önce biraz siyaset bilimi, ardından kavuna dönelim.
İster belediye başkanlığı ister milletvekilliği ya da küçük, büyük bir parti görevi/makamı olsun; ideolojileri belirgin ve/veya küçük partiler, o göreve getirilen kişilerin partinin genel ilkeleri, anlayışı vb. ile tutarlı olması konusunda ana akım partilere nazaran kayda değer bir avantaja sahiptirler: Parti büyüdükçe, oy oranını artırdıkça parti içinde ideolojik tutarlılık arayışı zayıflar. Üstelik, parti daha fazla oy aldıkça, milletvekili çıkaracak, belediye başkanlığı kazanacak güce ulaşınca, sözün özü, o parti birtakım postlar, mevkiler, fırsatlar, imkânlar dağıtabilecek hâle geldikçe parti ile düşünsel tutarlılıktan ziyade birtakım mevkileri elde etme arayışında olanlar da bu partilere meyletmeye başlarlar. CHP gibi bir partinin de tüm il/ilçe başkanlıklarını, belediye başkanlıklarını, meclis üyeliklerini vb. birbirlerine ideolojik olarak bağlı insanlardan seçmesini bekleyemeyiz. Türkiye özelinde bunun tek istisnası Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’dir (DEM Parti). Bu siyasî hareket, 2023 seçimlerine Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi listelerinden katılmıştı. TİP’in de yer aldığı Emek ve Özgürlük İttifakı toplam 5.759.979 oy (%10,58) almıştı; Türkiye genelindeki oyların %8,82’si Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’ne aitti. Parti (ve ittifak) kitlesel bir parti (Maurice Duverger’e ait kitle partisi terimi daha farklı bir anlama geldiği için kitlesel demeyi tercih ettim) olsa da kendi iç tutarlılığını, düşünsel homojenitesini sağlama konusunda farklı bir dinamikten besleniyordu; hâlâ da öyle.
Cemil Tugay’ın Özgür Özel CHP’si zamanında aday gösteriliş süreci ile ilgili de bir şeyler söylemek gerektiğini düşünüyorum. Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turu 28 Mayıs 2023’te yapılmış, CHP (ve toplumsal muhalefet) hezimete uğramıştı. CHP 4–5 Kasım 2023’teki 38. Olağan Kurultay’a bu ruh hâliyle girdi. Özel’in genel başkan seçilmesinden yaklaşık beş ay sonra (31 Mart 2024) yerel seçimler yapıldı. Özgür Özel ve CHP nomenklaturasının işi hiç de kolay değildi; kavunları yeterince koklayamadılar.
Özgür Özel suçsuz mu?

Kavun koklanarak alınır derler ama bu herhâlde İzmir (Çeşme) kavunu için geçerli değildir. Pek bir kokmaz diğer kavunlar gibi. Lanet şeyin dibi de diğer kavunlar gibi yumuşamaz ki anlayasın iyi mi kötü mü? Serttir; ben de seçmesini hiç beceremem, Özgür Özel gibi nerede keleği var gider onu alır gelirim İzmir kavununun.
Evet, partiler kitleselleştikçe parti içi ideolojik tutarlılığı sağlamak zordur; evet 2023 Mayıs’ındaki hezimetten, Özgür Özel’in genel başkan seçilmesine, oradan da 2024 yerel seçimlerine kadar geçen zaman kısa, yol engebelidir ama bunların hiçbiri Özgür Özel’i Cemil Tugay’ı belediye başkan adayı göstermesi sürecinde sudan çıkmış ak kaşık yapmaz. İzmir’e, yani Türkiye’nin üçüncü büyük kentine, büyükşehir belediye başkanı seçiyorsan artık koklar mısın, totosunu mu parmaklarsın, rektal tuşe muayenesi mi yaparsın, şaplak mı atarsın, o da sana kalmış.
İzmir’in dağlarında…
Cemil Tugay’ın AKP’ye geçişi ile ilgili tüm geyikler İzmir Marşı etrafında dönüp duruyor. Murat Bardakçı’nın 6 Şubat 2017 tarihli İzmir Marşı Muamması yazısından yararlanıp yazayım: İzmir Marşı zannedildiği gibi Millî Mücadele yahut Cumhuriyet dönemi eseri değildir, daha eskidir, hâlis muhlis imparatorluk devrine aittir, yani mehter gibi bir Osmanlı marşıdır!
Marşın bugün elimizde eski senelerden kalmış elyazması tek bir notası bile yoktur; 40’lı ve 50’li senelerdeki şapirograf tekniği ile basılmış notalarda da eserin ismi “İzmir” değil, “Kafkasya Marşı”dır, zaten geçmişte “İzmir’in dağlarında çiçekler açar” değil, “Kafkasya dağlarında çiçekler açar” diye terennüm edilmiştir, “Kafkasya”nın yerini “İzmir”in alması çok sonralarıdır. Peki, marş nasıl İzzeddin Hümayi’ye mâl edilmiş? Mûsikî yazarı Etem Üngör’ün 1966’da çıkarttığı Türk Marşları isimli kitabı vasıtasıyla… Rahmetli Etem Bey marşın İzzeddin Hümayi’ye ait olduğunu yazdı fakat eseri “İzmir” değil, “Kafkasya Marşı” adı ile yayımladı ve bestenin sonraki senelerde “İzmir’in dağlarında…” ve bazen de “İnönü dağlarında…” diye okunduğunu hatırlattı.
Bestecisi de tam olarak belli değil. Gerçi Bardakçı 2022’de bu yazısını kendisi tamamladı: Eserin bilinen en eski notasında “İzmir’in dağlarında” değil “İnönü dağlarında” sözü var ve “Yaşa Mustafa Kemal Paşa” nakaratı da o notada zaten yer alıyor. Lâkin marşın özellikle AKP iktidarı döneminde – Onuncu Yıl Marşı ile birlikte – bir toplumsal muhalefet marşı hâline geldiği de kuşkusuz. Madem marşın bestecisi belirsiz, madem daha önce de üzerinde tâdilât yapılmış; biraz da ben yapayım: Yaşa Cemil Tugay Maşa yaşa; adın yazılacak mülevves taşa.














