Türkiye’deki İslamcılar, Taliban ile ilgili ne düşünüyor? – “Kardeşlerimizin acısı nasıl ki bizim acımız olduysa, zaferleri de bizim zaferimiz olmuştur”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Mayıs ayından bu yana Afganistan’da çok hızlı bir şekilde ilerleyen Taliban örgütü, Afgan hükümetine bağlı güvenlik güçlerini mağlup etti. Afgan askerlerinin büyük oranda geri çekilmesinden sonra önemli vilayet merkezlerinde kontrolü ele geçiren Taliban’ın kısa bir zaman içinde başkent Kabil’i de ele geçireceği tahmin ediliyordu. Ancak elini çabuk tutan Taliban, tahmin edilenden çok daha önce, pazar (15 Ağustos) günü başkent Kabil’e girdi. Dünyada ve Türkiye’de Taliban’a karşı pek çok farklı bakış açısı var. Kendini İslamcı olarak tanımlayan ve 25 ile 35 yaşları arasında hem kadın hem de erkeklere Taliban ile ilgili ne düşündüklerini sorduk. 

Cihat (*), 24 yaşında ve uzun süredir Ortadoğu üzerine çalışan bir gazeteci. Diğer röportajlardaki kişiler gibi o da kendini İslamcı olarak tanımlıyor. Taliban’ın “gerilla savaşı” ile yıllar sonra Kabil’i geri almasından sonraki açıklamalarının, ülkü olarak değişmediğini ancak siyaseten değiştiğini gösterdiğini anlatıyor. Amerika Birleşik Devleti’nin ilk defa bir Taliban lideriyle görüşmesinin, Taliban’ın dünyaya kapalı bir şekilde politikalar yürütmeyeceğinin ilk göstergeleri olabileceğini düşünüyor:

“ABD’nin 2001 yılında ülkeyi işgal etmesinin ardından yürüttükleri gerilla savaşı ile ülkeyi geri almalarının hemen ardından Kabil’i alırken Taliban’ın “genel af” ve kadınlar hakkındaki açıklamaları, Taliban’ın 20 senede mefkure olarak değişmediğini fakat siyaset olarak değiştiğini gösteriyor. Doha görüşmeleri sırasında Abdulgani Birader’in Trump ile görüşmesi, ABD ve Taliban tarihi açısından bir ilk oldu ve bir ABD Başkanı ile görüşen ilk Taliban lideri oldu. Bu görüşmeler Taliban’ın dünyaya kapalı bir siyaset yürütmeyeceği hatta daha açık ve anlaşılır bir politika üreteceğinin ön adımları olarak görülebilir.”

Cihat, Taliban ile ilgili haberlerin Batı destekli olduğunu düşünüyor ve bunun Taliban’ı “vahşi” olarak gösterme çabası olarak yorumluyor. Cihat, hem Türkiye’de hem de dünyada Taliban’a karşı karalama kampanyası yürütüldüğünü savunuyor:

“Medyada çıkan haberlerin genel olarak Batı desteği ile yapılan, ABD’nin geri çekilmesini unutturmak ve Kabil hükümetini sadece askeri olarak 88 milyar fonlandığı halde bu kadar kısa sürede ülkede varlık gösteremeden vilayetleri kaybetmesinin akıllarda soru işareti bırakmaması için yapılan Taliban’ı vahşi gösterme çabasıdır. Örneğin The Sun gazetesinin ’15 yaşındaki kızların mücahitlere verileceği’ haberinde kaynak olarak kullandığı fetva 1999 yılında yayınlanan bir fetvanın üzerine fotoşop ile giydirilen bir fetvadır. Bu konunun Türkiye ve dünya medyasında hiç sorgulanmadan yayınlanması Taliban’a karşı yürütülen karalama kampanyasının en büyük örneğidir.”

Taliban’ın kadınlarla ilgili son açıklamaları hakkında ne düşündüğünü soruyorum. Cihat, Taliban’ın verdiği sözleri tutacağını düşünüyor. Çünkü, bu sözlerin tutulmamasının bir güvensizlik oluşturacağı ve Taliban’ın bunun farkında olduğunu anlatıyor:

“Taliban son zamanlarda açıkladığı af ve reformlarla kendisine bağlı eyaletlerde yeni bir Taliban olduğunu bize gösteriyordu. Kadınların çalışması için özellikle doktor, hemşire ve öğretmenlere kendi kontrolü altında bulunan eyaletlerde aktif olarak görev veriyordu. Taliban’ın sözcüsü Zabihullah Mücahid’in 20 sene sonra ilk defa kamera karşısına çıktığında yaptığı ilk açıklamalar da bu minvaldeydi. Taliban’ın bu sözleri tutmaması, kendi halkının yönetime olan güvenini düşüreceğinden Taliban bunları kesinlikle tutacaktır. Taliban’ın halihazırda dini lideri (Heybetullah Akundzade), 26 üyeli bir konseyi ve farklı alanlardaki faaliyetleri denetleyen bir ‘bakanlar kabinesi’ var. Afganistan’a hakim olduktan sonra kendi bayraklarını ve yönetim şekillerini açıklayacaklarını Zabihullah Mücahid 17 Ağustos’taki basın konferansında söyledi.”

Taliban ile ilgili ne düşündüğünü sorduğumuz başka bir İslamcı olan Ahmet ise Taliban’ın yerel bir hareket olduğunu söylüyor. Stratejik olarak Taliban’ın “yumuşadığını” belirten Ahmet, Afganistan’ın her bölgesine hâkim olmak için bu “yumuşak” geçişlerin devam edeceğini söylüyor:

“Taliban dini olarak Diyobend medreseleri kökenli Hanefi mezhebine sıkı sıkıya bağlı yerel bir hareket. Fakat küresel güçlerin Afganistan’a müdahalesi ile bu hareket –küresel oyunculardan dayak yiye yiye- artık büyük oyuncular gibi oynamayı öğrendi. Şimdiki Taliban 20 sene öncesinin Talibanı değil. Özellikle son on yıldır yeni bir stratejiyle ABD ve NATO güçlerine karşı mücadele ettiler ve bu strateji sayesinde zafere ulaştılar. Bu stratejinin bir parçası olarak da bazı konularda yumuşadılar, iktidarlarını Afganistan’ın her bölgesine yayabilmek için de yumuşak bir geçiş yapıyorlar. Taliban önceki iktidarında katı Peştun kültürünün de etkisiyle ülkenin tüm etnik ve dini unsurlarıyla savaş halindeydi fakat geliştirdikleri strateji gereği daha evrensel ve daha kapsayıcı hareket ediyorlar.”

Ahmet, Taliban’ın yıllarca dağlarda zor şartlar altında yaşamaya alıştığını anlatıyor. Şimdi ise iktidara geldikten sonra kendi ifadesiyle “şımarıp şımarmayacağını” zamanın göstereceğini söylüyor. Ahmet’e göre de Taliban kalıcı olmak istiyorsa, mutlaka sözlerini tutması gerekiyor:

“Eskiden Taliban hareketinin içinde Özbek, Türkmen veya Tacik çok nadir bulurdunuz. Bugün ise ülkenin kuzeyinde, hareketin içerisinde bulunan Özbek, Türkmen ve Tacik savaşçılarıyla bir kurşun atmadan bazı şehirlere girdiler. Taliban daha önceden hâkim olamadığı topraklara hâkim oldu ve bu topraklarda kalıcı olmak istiyorsa verdiği sözleri tutmak zorunda. Yıllarca Afgan dağlarında kuru ekmekle yaşamaya alışmış bir hareketin iktidara gelince şımarıp şımarmayacağını zamanla göreceğiz.”

Ahmet, Afganistan’daki kadınların durumu ile ilgili yapılan haberlerin yalan olduğunu düşünüyor. ABD’nin bölgedeki kadınlara zamanında yaptıklarının neden basına yansımadığını sorguluyor. Taliban’ın yönetimindeki Afganistan’da kadınların özgür olacağını düşünen Ahmet, “Kimse liberal bir özgürlük” beklemesin diye ekliyor:

“Dünya kamuoyunun Afganistan’daki kadınların durumu ile ilgili yaptıkları propagandayı ikiyüzlüce buluyorum. Amaçları gerçekten Afgan kadınını korumak değil, Amerikan askerleri Afgan köylerini basıp çocuklara ve kadınlara tecavüz ettiğinde kimse ayağa kalkmadı. Batı için kadın bir seks ve reklam objesidir, yeri geldiğinde onu bir propaganda aracı olarak kullanmasını bilir. Batı ‘Afganistan’da kadın’ konusunu bir silah olarak Taliban’a karşı kullanmak istiyor. Taliban’da bunun farkında adımlarını ona göre atıyor. İslam hukukunun çizdiği çerçeve içerisinde Afganistan’da kadınlar özgürce hareket edebilecekler fakat Batı’daki gibi liberal bir özgürlük kimse beklemesin. Zaten Afganistan’da da kadınlar toplumun kodlarıyla oynanacak kadar bir değişimin peşinde değiller. Şu anda Kabil’de Amerika’nın iktidarından kalma cılız kadın hareketleri mevcut, dün bunlardan birkaçı Kabil sokaklarına çıktılar ve Taliban’ı protesto ettiler. Taliban oynanan oyunun farkında olduğu için hiç müdahale etmedi. Bir süper gücün yenilebileceğine inanamayan bu kitle, taptıkları süper gücün yıkılışlarının acısını yalan haberler paylaşarak çıkartma peşinde. Üstat Sezai Karakoç’un dediği gibi, ‘Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır.’ İngilizler’in işgali Sovyetler’in gelişi ve Amerika’nın yerleşmesi sonucunda tam elli yıldır savaşıyorlar, vazgeçmeden yılmadan karşısındakinin gücüne aldırmadan mücadele ediyorlar. Birini gönderiyorlar diğeri geliyor. Afganistan Müslümanlar için hep bir umut oldu, direnişin vazgeçmeyişin sembolü. Kardeşlerimizin acısı nasıl ki bizim acımız olduysa zaferleri de bizim zaferimiz olmuştur.”

Selma (26) İslamcı genç bir kadın. Kendisiyle özellikle Taliban’ın kadınlara olan yaklaşımı ile ilgili konuştuk. Taliban’ın, eski Taliban olmadığını ve artık yeni dünyaya ayak uyduracağını söyleyen genç kadın, Taliban’ın hiçbir zaman kadın düşmanı tavrı olmadığını savunuyor:

“Taliban yeni bir yapı değil. Herkesin zaman zaman adını duyduğu, yıllarca dağlarda kendi inancı ve halkı için mücadele etmiş bir grup. Şimdi, yıllarca verdikleri mücadelenin mükafatını aldılar ve bir devlet olma hakkını kazandılar. Ben bir Müslüman olarak, şer’i kanunlarla yaşamak isteyen biriyim. Bu anlamda İslam için kurulacak ve gerçekten İslami hükümlerle yaşanacak bir devlet sistemi benim bu dünyada isteyeceğim ilk ve en çok şey. Zamanla her şeyi göreceğiz. Şimdilik umutluyum. Bir kadın olarak, medyada yansıtıldığı gibi bir tutum içinde olmadıklarını düşünüyorum. Hanefi İslam şeriatı yorumunda kadının durumu ve konumu ne ise şimdi de o olacak. Taliban, kadına değer veren bir tutum sergilemek zorunda. Bunun da farkındalar ki eylem yapan kadınlara karşı bile sert olmadılar.”

Üniversite öğrencisi olan 24 yaşındaki Mehmet de Taliban’ın eski Taliban olmadığını düşünüyor. “Nesiller boyunca savaşmış bir örgütün radikalleşmemesi mümkün mü?” diye soruyor Mehmet. Ona göre, Batı ile ilişkisini iyi kurmak isteyen Taliban’ın, kız çocuklarını bu yüzden okula göndermesi olumlu bir gelişme:

“Taliban Afganistan’da yönetimi eline aldı. Her şeyden önce bir savaşı kazandı ve nihayet Afganistan’ı artık Afganlar yönetecek. Belli ki Taliban eski Taliban değil. Artık devlet olması gerektiğinin, meşruiyet sağlaması gerektiğinin farkında. Sözler vermek zorunda, dahası verdiği sözleri tutmak zorunda. Radikal bir örgütün, devletleştikten sonra hala radikal kalması mümkün mü? Veya nesillerdir savaş vermiş bir örgütün radikalleşmemesi mümkün mü? Bu sahalarda gelişen dini radikal söylemler ve davranışlar, toplumun her kesimini ilgilendirecek bir iletişim sistemi olması açısından kendiliğinden gelişim gösterir. Bugün Taliban’a bakıp İslam diye gördükleri şey bir simgesel, sloganik söylem bütününden ibaret.”

Mehmet, Taliban ile neredeyse her konuda ayrışsa da Taliban’a bir şans verilmesi gerektiğini düşünüyor:

“Bir Müslüman olarak itikaden Taliban ile belki de neredeyse tüm konularda ayrışıyor olmama rağmen, ben de eğer 45 yıldır takım elbiselilerle kot pantolonlularla savaşıyor olsaydım başımdan sarığımı çıkartmazdım.  Birçok basın kuruluşu tarafından sansür uygulanıyor olsa da Taliban’ın açıklamalarında uluslararası alanda iyi ilişkiler kurmak istediğini görüyorum. Ben siyasette insanların vaat ettiği şeylerin arkasında ayrı bir niyetinin, farklı bir ajandasının olduğunu varsaymanın doğru olduğunu düşünmüyorum. Madem öyle, bir fırsat verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Hem mesela sırf Batı ile ilişki kurmak için Taliban’ın kız çocuklarını okula göndermeyi kabul etmesinden ne çıkar? Bu Afganistan’ın kazanımı olur. Bir Afgan ulusu veya demokrasisi gelecekse de ancak bu yolla olur.”

(*) Röportaj yapılan kişinin isteği üzerine müstear ad kullanılmıştır


Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus