Öner Günçavdı yazdı: AKP’nin kendi tabanına ihaneti

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

On dokuz yıllık AKP iktidarında iktisatçılar hiç bu kadar gündemde olmamıştı. Ülkenin ekonomik sorunları yığıldıkça ve iktidar bu sorunlara çözüm getirebilmekte başarısız kaldıkça, kamuoyu ister istemez AKP’nin yaratmaya çalıştığı “illüzyonların” arkasını görmeye ve bunun için de iktisatçıların söylediklerine kulak kabartmaya başlıyor.

Özellikle de AKP tabanı…

Durun… Hemen yok demeyin.

Elbette bu iktidarın uyguladığı ekonomik politikaların bir kazanını olacak. Hani kamuoyunda “yandaş” olarak tanıtılanlar… Sadece onlar değil, burada bahsedilenler aynı zamanda on dokuz yıllık dönemde AKP ile birlikte refaha erişenlerin birikimleri.

Öyle ya on dokuz senelik AKP iktidarının nimetlerinden daha çok bu kesim yararlandı. Büyüğünden küçüğüne her biri, kıt kanaat birikimleriyle bir miktar zenginlik elde etti. Aynı zamanda bu, AKP’nin temsil ettiği “davanın” da ana amacıydı, kırsal kesimdeki nüfusun kentlerde veya bulundukları yerlerde refaha erişimlerini sağlamak. Zaten son yıllarda AKP’nin kamuoyundaki desteğinin azalmasının temel nedeni de, vaat edilen refaha ulaşamaması ve/veya ulaşanların ise sahip olduklarını koruyabilme arzusudur. Bu “dava” toplumsal bir grubun davası olmaktan ziyade, daha çok bireysel bir “davaya” dönüşmeye başlamıştır. Bu insanlar artık AKP’nin ne refaha erişimde ne de elde ettikleri refahı korumada kendilerine çok faydalı olamayacakları konusunda bir izlenim edinmeye başlamışlardır.

Siyasi iktidar ise, bugüne kadar alışık olmadığı iktisadi koşulları kendince idare etmeye çabalamaktadır. Geçmişte bu konulara çok fazla yoğunlaşmaya ihtiyaç duymayan siyasi iktidarın, iktisadi koşulların tersine dönmesiyle, ekonominin yönetiminde ciddi bir maharet göstermesi zaruri hale gelmiştir. Bu, hem kendi ikbâli, hem de kendi etrafında kümeleştirdiği geniş halk kitlelerinin “davasının” devamı için gereklidir.

AKP iktidarının devamı, refah üretecek yeni bir ekonomik büyüme modelin bulunabilmesine ve bu model etrafında oluşturacağı yeni ittifakları kurabilme becerisine bağlıdır. Bununla birlikte kendi iktidarında refaha ulaşan kesimlerin de sahip olduklarını koruyabilmelerine yarayacak bir sisteme ihtiyacı vardır.

Oysa ekonominin bugün ihtiyaç duyduğu ekonomik model, mevcut refahı üretmek için kullanılmış olan model ile hiç de uyumlu olmayıp ve bu nedenle de AKP’nin bugüne kadar sürdürdüğü ittifakların devamını tehlikeye sokan bir nitelikte olacağı da aşikâr. Bu durum, yeni modelle kazanacak olanların, eski modelle kazanmışlar arasında bir rekabete yol açmaktadır.

AKP iktidarı, uzun zamanda bu konuda bir seçim yapmakta sıkıntı çekmekte; geçmişle olan bağlarını koparamamaktadır. Bunu en net şekilde siyasilerin ekonomik konularda sarf ettikleri sözlerde, son zamanlarda sıkça rastlanan çelişkili uygulamalar ve açıklamalarda görüyoruz. AKP, “ne yardan, ne de serden” vazgeçebilmektedir.

Ancak ekonomik sorunların boyutu arttıkça, alınan kararlar yapılması gereken tercihleri daha belirgin hale getirirken, AKP ile on dokuz sene onunla “aynı yolda yürümüş” olan tabanı arasında kopuşlar kaçınılmaz oluyor. Bunun en son örneğini, Türkiye iktisat tarihi için önemli bir gün olan 20 Aralık 2021 akşamı yaşananlar oluşturmaktadır.

On sekiz lirayı aşan dolar kurlarının, iktidarın “örtülü faiz artırımı” sonrasında birden on bir lira seviyelerine düşmesi, daha önce yüksek kurdan döviz almış birçok tasarruf sahiplerini ciddi zararlara maruz bırakmıştır. Zaten Ekonomi ve Hazine’den sorumlu Sayın Bakan Nureddin Nebati de kurlardaki bu düşüşten en çok küçük tasarruf sahiplerinin zarar gördüğünü kamuoyuna açıkladı. Ama bizlerin merak etiği bu küçük tasarrufçuların kimler olduğudur.

İktidar önceleri TL mevduattan kaçıp, dolar mevduatlara yönelenleri suçlamaya ve onların bu tercihlerinin yurtseverlikle bağdaşmayacağını işlemeye çalıştı. Amacı gerçek kişilerin dövize yönelmesinin önünü almak ve bunu da insanların yurtseverliğinin bir kriteri olarak sunmaktır. İktidar bu stratejisinde çok başarılı olamadı ve vatandaşın, özellikle de kendi tabanının döviz talebini engelleyemedi.

Oysa insanların döviz tercihinin nedeni son derecede basit ve anlaşılırdı. Amaç ekonomik olarak sahip olduklarının temsil ettiği refah düzeyini enflasyona karşı koruyabilmekti. Bu AKP iktidarında refaha erişmiş ve belli bir birikim elde etmiş kesim için çok daha zaruridir. Zira bu birikimlerinin enflasyon arşı koruyamamaları, onca yıllık “davanın” sonunda yine başa dönmek anlamına gelecektir.

Genel olarak iktidar, özel olarak ise Sayın Cumhurbaşkanı enflasyonla mücadelede yanlış bir yol seçmiştir ve bunda ısrar eden bir davranış sergilemektedir. Dahası bu mücadele neticesinde enflasyonda gözle görülür bir iyileşme de bir türlü yaşanamamaktadır. Bu durumda insanla, ister istemez, çoğunlukla da AKP seçmeni kendi birikimlerini koruyabilmek için dövize yönelmişlerdir. Faize dini sebeplerle karşı çıkan geniş bir kesim ise birikimlerini altın ve döviz yönlendirerek enflasyona karşı korumayı seçmişlerdir. Böyle bir yatırım tercihinde bulunanların AKP tabanında çok daha fazla olması muhtemeldir.

Aslında bu durum, AKP iktidarının kendi tabanına yaşattığı hayal kırıklıklarının ilkidir. Sahip olduklarını, sürekli muhalefet tarafından ellerinden alacağını işiten AKP tabanı, bizzat kendi iktidarları döneminde, on dokuz yıl boyunca sahip olduklarını kaybetme riskiyle karşı karşıya gelmiştir.

Enflasyonla mücadelede ciddi bir program ortaya konulamadığı Türkiye ekonomisinde, ciddi manada kaynak sıkıntısı çekilmeye başlanınca kur üzerindeki baskılar da artmaya başladı. Buna bir de siyasi ihtiyaçlar doğrultusunda yapılan açıklamalar da gelince, döviz kurlarının yükselişi durdurulamadı. Önceleri kurlardaki bu yükselişi bilinçli yapılan bir tercih olarak kamuoyuna açıklamaya çalışan iktidar, kurların yükselişin sokakları harekete geçirmesinin ardından bu söyleminden vazgeçti. Bu kez kurlardaki olağan dışı artışı, kendisi için siyasi bir kazanca çevirebilmenin yarışına girdi.

Grafik 1 – İl Bazında DTH’ların Dağılımı

Siyasi liderine olağan üstü meziyetler atfedebilmenin yeni bir yolu olarak kullandığı 20 Aralık kararları, bir süredir savunmada görünen Erdoğan’ın, destekçileri nezdinde tekrar gündeme gelmesine ve oyunun kurallarını belirleyenin kedisinin olduğunu hatırlatmasına yaradı. İlk bakışta destekçileri bakımından liderleri onları mahcup etmemiş, “şapkadan tekrar tavşan çıkarabilmiştir.” Kararların ardından gelen ilk gün davul-zurna eşliğinde halay çekenler, kasapta dolar kıyanların verdiği görüntüler hep bu algının yaratılması içindi. Ama nedense bu görüntüler uzun sürmedi. Ardından hemen İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile ilgili birtakım açıklamalar gündeme getirilerek, “yandaşların” kurlarda sağlanan istikrarın sevincini yaşaması yarım bırakıldı.

Kurlar düşmüştür düşmesine de arkada çoğu küçük tasarruf sahibi birçok mağdur bırakmıştır. Peki, ama kimdir bu mağdurlar?

Bu sorunun cevabını verebilmek için Grafik 1’i oluşturduk. Grafikte il özelinde kişi başına düşen Döviz Tevdiat Hesaplarının (DTH) sayısı ile her bir hesap başına düşen ortalama para miktarı bir arada gösterilmektir. Amacımız göreli olarak düşük miktarlı kişi başına en yüksek DTH sayısına sahip illeri tespit edebilmektir. Ardından da bu illerin siyasi eğilimler hakkında birtakım çıkarımlarda bulunabilmektir.

Her bir ilin 2018 genel seçimlerinde verdikleri oylara göre bir sınıflamaya tabi tutulabilmesi mümkündür. Bu amaçla AKP’ye yüzde 50 ve üzeri destek vermiş illeri “AKP’nin Kaleleri” olarak nitelemek de mümkündür. Elbette bu boyutta destek vermemiş olsalar da, diğer illerdeki AKP oylarının ekseriyetler yüzde 40 veya üstü olduğunu söylemek mümkün. Ancak siyasi destek için yüzde 50 destek sınırını tercih etmemizin nedeni, bu illere DTH hesabı olanlar arasında AKP tabanından mudilere rastlama olasılığının daha fazla olmasıdır. Bu iller Grafik 1’de AKP’nin kurumsal rengi olan turuncu renk ile temsil edilmiştir.

Grafik 1’de Afyon, Aksaray, Bartın, Bingöl, Bolu, Çankırı, Çorum, Düzce, Elazığ, Giresun, Gümüşhane, Karaman, Kastamonu, Kütahya, Nevşehir, Ordu, Rize, Sakarya, Samsun, Sinop, Sivas, Tokat, Trabzon ve Yozgat gibi AKP’nin kalesi olan illerde küçük miktarlarda çok sayıda DTH olduğu açıkça görülüyor. Ben son yaşanan kur şokundan zarar görenlerin de bu illerdeki hesap sahipleri olduğunu tahmin etmek çok da zor değil. Hatta siyasi destek sınırını yüzde 40’lara çektiğimizde bu durum AKP tabanında çok daha yaygın bir durum olduğunu anlamak mümkün.

Tüm bu sonuçlar göstermekte ki 20 Aralık operasyonu, iktidarın yaptığı diğer uygulamalarda olduğu gibi açıkça toplumun sadece bir bölümünü etkilemiş değil. Hatta AKP’nin yönetici kadrosunun yaptıkları uygulamalara meşruluk kazandırmak için sıkça başvurdukları ”kutuplaştırmanın” öznesini muğlak kılan bir özelliğe sahip. Sadece bu bile elde ettikleri başarının zirvesinde, gündemi değiştirmek için başka konuları ortaya atmalarına gerekçe olmuştur diye düşünmek gerek.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus