Işın Eliçin yazdı: Kusursuz fırtına – ABD’nin Rusya’yı zayıflatma stratejisi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

“Soğuk Savaş döneminde ABD ve NATO’nun Doğu Avrupa’da Sovyet yönetimine karşı silahlı isyanları desteklemeyi reddetmesinin nedeni, komünist yönetimin ve Sovyet hakimiyetinin meşruiyetini tanımasına değil, Amerika’nın, Avrupa’nın ve genel olarak insanlığın karşı karşıya olduğu korkunç risklerin hesaplanmasına dayanıyordu.”

Rusya, Donbas işgalini tamamlamak ve Kırım’a kadar kesintisiz bir bölgeyi elinde tutmakla en azından coğrafi olarak temel hedeflerine ulaşmış görünüyor. Bu noktadan sonra küçük ve geçici kazanımlar elde etse de Ukrayna’nın bu bölgeleri geri alması olasılığı uzun vadede bile çok düşük. Zira, eğer rasyonel bir değerlendirme yapıp bu kazanımlarıyla yetinirse Rusya için bu artık bir saldırıdan ziyade savunma (Ukrayna içinse tam tersi) savaşı olacak -ki hem genel bir savaş ilkesi olarak hem de Rus ordusunun yapısı itibariyle savunmak, saldırmaktan çok daha kolay. Rusya için kalan tek gerçekçi (ama çok daha maliyetli) hedef belki Odessa’yı da alarak Ukrayna’yı karaya hapsetmek olabilir. Bu durumda Rusya’nın bundan sonraki saldırılarının amacının Ukrayna’yı gelinen bu duruma razı etmek olduğu düşünülebilir. Dolayısıyla elde edilebilir makul hedefler bakımından en azından düzenli ordu savaşı iki ülke için nihai noktaya varmış görünüyor. Ancak savaşın en az bir o kadar belirleyici tarafı olan ABD için değil. 

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, hafta başında Ukrayna Devlet Başkanı Volodomir Zelenskiy ile yaptığı görüşme ertesinde, hedeflerinin Rusya’nın askeri kapasitesini bir daha benzer bir saldırıya kalkışmalarını engellemek üzere, “zayıflatmak” olduğunu söyledi. Bu, ABD’nin bundan böyle Ukrayna’yı sadece Rusya’nın saldırısına karşı kendisini savunsun diye değil, Rus ordusunun savaş kapasitesini sakatlasın diye de silahlandırması demek. Nitekim CNN’in, “Biden yönetiminin strateji değişikliği” olarak duyurduğu haberinde, adı açıklanmayan bir Kongre üyesi silah sevkiyatlarına “Rus ordu ve donanmasını gelecek 10 yıl için etkisiz hale getirmek için yatırım” gözüyle baktıklarını söylüyordu.

Beyaz Saray’ın nisan boyunca arka arkaya açıkladığı -Ukrayna harcamalarını günde 52 milyon dolardan 100 milyon dolar seviyesine yükselten– askeri yardım paketlerinde sofistike ağır silahlar bulunması, kullanımları eğitim gerektirdiği için savaşın uzayacağına delil sayılıyor ve bu stratejiyle ilişkilendiriliyor. Almanya’da da keza hükümet, eğitim gerektiren ağır silah göndermeyi epey baskı altında kalarak kabul etti. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu geçenlerde verdiği mülakatta, “NATO toplantısından sonra gördük ki, savaşın devam etmesini isteyen ülkeler var. Amaçları da Rusya’yı geriletmek” derken, muhtemelen bu duruma işaret ediyordu.

Yeri gelmişken not düşelim. Medyascope yorumcusu Profesör Serhat Güvenç, savaşın uzun sürmesi halinde, Ankara’nın en az iki sebepten ötürü Boğazları savaş gemilerine kapalı tutmakta zorlanacağını öngörmüştü. İlki, Karadeniz’deki serseri mayın tehdidinin Türkiye’nin kendi imkanları ile başa çıkamayacağı boyutlara ulaşması ve bu nedenle NATO’ya bağlı ya da çok uluslu bir mayın temizleme görev gücünün girişine ihtiyaç duyulması. Güvenç’in dikkat çektiği diğer olası sebep ise, bir ayağı Malatya’da diğeri ayağı Romanya’da bulunan NATO’ya ait balistik füze savunma sistemine bağlı gemilerin Karadeniz’e çıkmasını gerektirecek durumların oluşması.

ABD merkezli bir düşünce kuruluşunda Rusya ve Avrupa uzmanı araştırmacı olarak görev yapan İngiliz gazeteci-yazar Anatol Lieven de, ABD’nin Rusya’yı zayıflatma hedefinin Rusya ile NATO’yu karşı karşıya getirecek çok daha yıkıcı sonuçlara kapı aralayacağını yazmış:

“Bu, Amerika’nın, Soğuk Savaş boyunca her ABD başkanının kaçınmak için büyük acılar çektiği bir stratejiyi benimsemesi anlamına gelir. Avrupa’daki savaşın sponsorluğu, beraberinde, Rusya ile NATO arasında nükleer felaketle sonuçlanması olası doğrudan bir askeri çatışmaya doğru tırmanma riskini beraberinde getirir.”

Neden? Çünkü Lieven’in de vurguladığı gibi, böyle bir strateji ateşkes ve hatta geçici bir barış anlaşması arayışlarının sonu olur:

“Rusya’yı zayıflatma stratejisi Washington’un böyle bir anlaşmaya karşı çıkmasını ve savaşı sürdürmesini gerektirir ki, mart ayı sonlarında Ukrayna hükümeti çok makul bir dizi barış önerisi sunduğunda, ABD’nin destek vermemiş oluşu bu bakımdan son derece çarpıcıydı… Rus ordusunun uğradığı kayıplar nedeniyle, Rusya Donbas’ın tamamını fethettiğinde (bunu yapabileceğini varsayarak), Moskova’nın askeri olarak savunmaya geçmesi ve barış görüşmelerine temel olacak bir ateşkes önermesi mümkün görünüyor. O zaman Batı, zor bir seçimle karşı karşıya kalacak: Öneriyi kabul ederek, Rusya’yı kabul edilebilir şartlar sunmaya zorlamak üzere ekonomik araçlar kullanmak; ya da Ukrayna’yı büyük bir karşı saldırı başlatması için cesaretlendirmek ve daha fazla silahlandırmak.”

Lieven’e göre ikinci seçenekte karar kılınması halinde Rusya, Avrupa’yı korkutmak ve ABD ile birliğini bozmak için –örneğin silah tedariğini önlemeye dönük saldırılarını Polonya’ya taşıyarak- savaşı Ukrayna dışına taşıyabilir. Yine onun satırlarına dönelim:

“Soğuk Savaş döneminde ABD ve NATO’nun Doğu Avrupa’da Sovyet yönetimine karşı silahlı isyanları desteklemeyi reddetmesinin nedeni, Komünist yönetimin ve Sovyet hakimiyetinin meşruiyetini tanınmasına değil, Amerika’nın, Avrupa’nın ve genel olarak insanlığın karşı karşıya olduğu korkunç risklerin hesaplanmasına dayanıyordu.”

Tehlike sadece askeri de değil. Savaş ne kadar uzun sürerse, Rusya’ya yönelik yaptırımların ve hem Moskova hem de Kiev’in ürünlerini ihraç edememesinin tüm dünyayı etkileyen ekonomik sonuçları da o kadar ağırlaşacak: Bir yandan bütçe kalemlerinde silah ve savunma harcamalarına ayrılan pay yükselirken, enerji ve gıda fiyatlarındaki artışın tetiklediği yüksek enflasyon, buna bağlı olarak yaşam maliyetlerinin yükselmesi, yoksullaşma… Dünya Gıda Programı, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin neden olduğu gıda krizinin şimdiden yüz milyonlarca kişiyi yoksulluğa ittiğini, 50 milyona yakın kişinin şiddetli açlıkla karşı karşıya olduğunu duyurdu.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres 13 Nisan’da savaşın milyarlarca hayatı altüst edeceği uyarısı yaparken, çoklu krizlerin patlak vereceği kusursuz bir fırtınayla karşı karşıya olduğumuzu söylemiş, eklemişti: “Her şeyden önce, bu savaş bitmeli. Silahları susturmamız ve barış görüşmelerini hızlandırmamız gerekiyor. Ukrayna halkı için. Bölge halkı için. Dünya halkları için.”

Dolayısıyla, ABD’nin bu yeni stratejisinde ısrar etmesi durumunda dünyayı Soğuk Savaş’tan daha yaygın ve yıkıcı bir savaşın beklediği söylenebilir. Nitekim ABD ya da Rusya’nın böyle sofistike savaş stratejileriyle dünyaya barış gelecek hali yok. 

* Hafta içinde (gerçi hiç de sürpriz olmayan) Gezi davası kararı, benim için savaş dahil gündemdeki her şeyi gölgede bıraktı. Ama başından sonuna akıl almaz derecede absürt bu olaya dair yeni bir şeyler yazmak konusunda kelimelerim kifayetsiz kaldı. Doğrusu Ukrayna’daki çocuk ölümlerini de Gezi’ye bağlayan zihniyetin yaratıcılığı karşısında bir eziklik hissettiğimi itiraf etmeliyim. Ama tabii ki burada bitmeyecek. #GeziyiSavunuyoruz.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus