Işın Eliçin yazdı: Filipinler – Seçimler, sosyal medya ve şizo-mazo hâller

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Filipinler’de bu pazartesi yapılacak seçimleri, büyük ihtimalle Ferdinand Marcos’un 64 yaşındaki “Bongbong” lakaplı oğlu Ferdinand Marcos Jr. alacak. Diktatörlükten bile daha berbat bir “alternatif gerçeklik” durumu…

Filipinler’de 9 Mayıs’ta devlet başkanlığı seçimleri var. Anketlere bakılırsa, gelen gideni aratmayacak: Altı yıllık görev süresi dolan otoriter-popülist Rodrigo Duterte’nin yerini, ülkenin eski diktatörü Ferdinand Marcos’un 64 yaşındaki “Bongbong” lakaplı oğlu Ferdinand Marcos Jr. alacak.

Ferdinand Marcos 1965’te iktidara geldikten sonra, borca dayalı bir modelle büyük altyapı projelerine imza atmış; yollar, köprüler inşa ederek ülkeyi görece kalkındırırken cebini de doldurmuştu. Aleyhindeki yolsuzluk iddiaları eşliğinde ülkede sosyal çalkantı baş gösterdikten sonra, özellikle sol muhalefetin liderlik ettiği protesto ve grevler yaygınlaşınca Marcos 1972’de “komünizm tehdidi” kartını kullanarak ordunun açık, ABD’nin örtük desteğiyle sıkıyönetim ilan etti. Muhaliflerin hapislere atılıp işkenceden geçirildiği; 3 binden fazla kişinin güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğü; ülke yoksullaşırken eski güzellik kraliçesi eşi Imelda ile beraber yaşadıkları diktatörlük dönemi 14 yıl sürdü.

Ferdinand Marcos’un 1986’da hileli seçimlerle bir kez daha iktidar tazelemesine, “Halkın Gücü Devrimi” olarak da anılan ayaklanma engel oldu. Marcoslar, halktan çalınmış milyonlarca dolarlık servetlerini korumak üzere ABD’ye kaçtılar. Geride çökmüş bir devlet, çökmüş bir ekonomi, hesabı verilmemiş günahlar ve Imelda Marcos’un 3 bin çift ayakkabısına dekor oluşturan şaşaalı bir saray bıraktılar.

Imelda Markos, Şubat 2001’de çekilen bu fotoğrafta, 1986’da ülkeden kaçarken sarayında bıraktığı 3 bin çift ayakkabısından bir bölümünün sergilendiği Marikina Müze’sini geziyor

Bongbong Marcos, 36 yıl sonra işte o saraya dönmeye hazırlanıyor. Aslında ailenin sürgün yılları uzun sürmemiş; 1992’de, Ferdinand Marcos’un ölümünden üç yıl sonra ailenin tüm fertlerine ülkeye geri dönüş izni çıkmıştı. O dönemde Imelda Marcos’un “devlet başkanlığı oğlumun kaderi” dediği söylenir. Nitekim küçük Marcos, başkanlığa epeydir hazırlanıyor: Bir süre valilik yaptı, sonra kongre üyeliğine, parlamentonun alt ve üst kanatlarına seçildi. 2016’da da başkan yardımcılığına aday oldu ama şimdi kendisine karşı başkanlık için yarışan Leni Robredo’ya yenildi.

Filipinler’de başkan ve başkan yardımcısı halk oyuyla ayrı ayrı seçiliyor. Leni Robredo, Duterte’nin yardımcısıydı. Robredo, insan hakları avukatı olarak Duterte’nin yargısız infazlar eşliğinde yürüttüğü uyuşturucu ile mücadelesine “mesafeli” durmuştu. Şimdi başkanlık kampanyasında yolsuzlukla mücadele ve daha demokratik bir ülke vaat ediyor ama, bu defa Marcos Jr. karşısında -anketlerde ona en yakın aday olsa da- kazanma şansı yok gibi. 

“Bongbong” Ferdinand Marcos Jr. seçim mitinginde

Marcos Jr. başkan olursa, aile halktan çaldıkları serveti kullanarak aşama aşama yeni bir tarih anlatısı inşa etme sürecini tamamlamış olacak. Uzmanlar özellikle son 10 yılda, Marcos rejiminin kurduğu istibdat ve talan düzenine dair kamusal hafızanın hızla silindiğini; hatta nüfusun önemli bir bölümünün o döneme yitik bir “altın çağ” gibi baktığını anlatıyor! Gerçekten de ülkede 1972-1986 arası “Sıkıyönetim Yasası Dönemi” olarak geçiyor; Ferdinand Marcos’un adıyla anılmıyor. Ailenin siyasete atılan üyeleri de Marcos Jr. ile sınırlı değil. Imelda Marcos parlamentonun alt kanadına seçilip birkaç dönem görev yaptı. Hem de meşhur ayakkabılarının sergilendiği bir müze, ülkeye turizm gelirleri kazandırırken. 2019’da kızı Imee de senatoya seçildi.

 “Sıkıyönetim Yasası Dönemi”nde Ferdinand Marcos ve ailesi

Marcos’tan sonra Filipinler’i diktatörlük dönemini aratmayan bir sertlikle yöneten Duterte, göreve geldikten kısa süre sonra Ferdinand Marcos’un naaşının devlet töreniyle “Kahramanlar Mezarlığı”na gömülmesine izin vermişti. Bugün Marcos Jr. da bir “karşılıklı jest” anlamında başkanlık kampanyasını Duterte’nin yardımcılık için yarışan kızıyla beraber yürütüyor!

Seçimlerde diktatör Marcos’un oğlu başkanlık, popülist otokrat Duterte’nin kızı başkan yardımcılığı için birlikte yarışıyor

2021’de hem Nobel Barış Ödülü’nün hem Hrant Dink Vakfı Ödülü’nün sahibi olan Filipinli gazeteci Maria Ressa ve pek çok diğer yorumcu, Marcosların yakın tarihi revize etmesinde sosyal medyanın büyük etkisi olduğunu söylüyor. Ressa’ya göre Çin’in de destek verdiği büyük bir dezenformasyon kampanyası sayesinde, Filipinlilerin önemli bir bölümü artık “alternatif bir gerçeklik”te yaşıyor. Washington Post’un haberinden aktarırsak; 110 milyonu aşkın nüfusun yüzde 99’unun aktif sosyal medya kullanıcısı olduğu ülkede, Nostradamus’un Marcos Jr.’ın başkanlığını öngördüğü palavrasından, Marcos ailesine tonlarca altın miras kaldığına ve iktidara geri döndüklerinde bunu dağıtacaklarına dair pek çok yalana hatırı sayılır sayıda inanan bulunmakta. Özellikle gençlerin rağbet ettiği TikTok gibi platformlarda da Marcos ailesinin idealize edildiği videolar yaygın. Tahmin edileceği gibi, gerçekleri yazıp söyleyen Maria Ressa gibi gazeteciler de açılan davalar yüzünden mahkeme kapılarında gezmekte.

Marcosların geri dönüş fenomenini tek başına dezenformasyonla açıklamak mümkün değil elbette. Tarihçi Joseph Scalice, Filipinler’de olan biteni daha geniş bir küresel demokrasi krizinin ve 20. yüzyılın ilk yarısındaki ABD sömürge yönetiminin birikmiş mirasının bir yansıması olarak okumak gerektiğini söylüyor. Gerçekten de 1946’da sömürgesine bağımsızlık tanıyan ABD, devlet başkanlarına sıkıyönetim ilan etme yetkisi vermek gibi ülke anayasasına pek çok anti-demokratik prensipler eklenmesinden sorumlu. Scalice’in bahsettiği 20. yüzyılın ikinci yarısındaki Amerikan etkisi için biz de bir ekleme yapalım: ABD’nin en büyük askerî üslerine ev sahipliği yapan ülkede, Vietnam Savaşı’ndan üs anlaşmalarının yenilenmediği 1991’e kadar çoğu kadın ve çocuk 10 binlerce Filipinli tecavüz ve dayak başta olmak üzere Amerikan askerlerinin şiddetine maruz kaldı; üslere yakın bölgelerde seks işçiliği, uyuşturucu kullanımı ve alkolizm arttı (ABD üs anlaşmasını yedi yıl aradan sonra 1998’de yeniledi. Ülkede Amerikan askerî varlığı epey azalmış bir şekilde de olsa devam ediyor).

Scalice’e dönersek… Ülkede diktatörlük tehdidinin yeniden belirmesinin gerisinde yukarıda bahsettiğimiz tarihsel mirasın yanısıra küresel bir olguya da dikkati çekiyor:

“Marcos, Duterte, Trump, Bolsonaro, Johnson, Modi, Le Pen ve diğerleri… Hepsi aynı yerden besleniyor, aynı kökenden geliyor. Otoriter yönetim biçimlerine doğru yönelim, kapitalist sınıfın bazı kesimlerinin, çığ gibi büyüyen çoklu krizler karşısında sınıf mücadelesinin büyümesini engellemeye yönelik hamlesidir: Hızla artan fiyatlar, pandemi, küresel savaş tehlikesi… 1960’ların sonundan başlayarak 1970’ler boyunca benzer toplumsal gerilimler ve krizler, tüm dünyada otoriterliğe geçişi tetiklemişti. Ferdinand Marcos’un sıkıyönetim ilanı da o dönemki küresel krizin tezahürüydü”.

Günümüzde hem Filipinler özelinde hem dünya genelinde benzer koşullar oluştuğunu savunan Scalice, “Filipinli kapitalist seçkinler de ülkede artan toplumsal huzursuzlukla başa çıkmak için gerekirse yine diktatörce yöntemlere başvuracak bir adayı destekliyor” diyor.

Marcos Jr.’ın oy tabanına ve motivasyonuna gelince… Scalice’e göre alt-orta sınıf ve devlet yardımına muhtaç yoksullardan oluşan bu kitleyi mobilize eden duygu, uydurulmuş bir “altın çağ”a dönme umudu değil. “Aksine” diyor tarihçi, “ülkenin uçsuz bucaksız toplumsal sorunlarına liberal demokrasinin hamasi vaatleriyle çözüm bulunabileceğine dair, umutsuzluktan beslenen bir çaresizlik, bir nihilizm söz konusu”.

Tanıl Bora’nın yazdığı gibi: “İhtiyacımız, insanların sefaletine, çaresizliğine ‘güvenmek’ yerine, bir gelecek tasavvuruna, bir umuda açılmak… Hamasi ‘güzel olacak’ vaadlerinden değil, emek ve irade isteyen şu iyimser olmayan umuttan söz ediyoruz: Her şeyden önce, insanlara haysiyet talebine hitap eden, haysiyet talebini uyaran bir umuttan…”

* Filipinler yönetimi, Duterte ile ilgili olarak 1 Temmuz 2016 ile 16 Mart 2019 tarihleri arasında uyuşturucu ile mücadele adı altındaki insan hakları ihlalleri için soruşturma başlatılınca, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nden çekildi.’ 

** Maria Ressa’nın Uluslararası Hrant Dink Vakfı Ödülü konuşmasını buradan izleyebilirsiniz.

*** Scalice’in konuya dair makalesi için bkz.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus