Serhat Güvenç yazdı: Yeni nükleer çağ

Aylardır Rusya’nın Ukrayna’yı işgali hakkında konuşuyor, yazıyor ve çiziyoruz. Düne kadar, savaşı büyük ölçüde soyut kavramlarla ve sayılarla anlamlandırmaya gayret ediyordum. İnsan boyutuna dair kişisel olarak söyleyebileceklerim sınırlıydı. Örneğin 2019 yılında ERASMUS değişim programı kapsamında Kiev’de Mohila Institute’de bir hafta süreyle ders ve seminerler verirken tanıştığım meslektaşlarım ve öğrencilerim oldu. Çok sıcak duygularla dönmüştüm Kiev’den. Rus harekatının Kiev ve çevresine yoğunlaştığı dönemde orada tanıştığım öğrencilerim, meslektaşlarım aklıma düştü kaçınılmaz olarak, Bazıları ile arada yazışıyoruz; sosyal medyada takipleşiyoruz. Her şeye rağmen yaşama tutunmaya çalıştıklarını gözlüyorum bağlantıda olduklarımın. İnatla toplantılar düzenliyorlar. Bazılarına beni de davet etmeyi ihmal etmiyorlar.

Üç yıl önce ders verdiklerim son sınıf öğrencileriydi. Çoktan okulu bitirip hayata atılmış olmaları gerekirdi normal şartlarda. Kimbilir erkek öğrenciler arasında halen savaşta çarpışanlar, belki de hayatını kaybedenler vardır. Bunlar birer ihtimal olmaktan öte gitmedikleri için savaşın insanların yaşamlarını doğrudan ve yıkıcı biçimde etkileyen yönünü doğru dürüst idrak edememişim anlaşılan.

Dün artık yaşamımın olağan akışında yadsınamaz bir yeri olan akıllı telefon tamircime uğradım. Kızım, bu yıl ikinci kez telefonunu düşürüp ekranını kırdığı için 15 dakika sürecek bir ekran değişimi için uğradım. Tamircimde iki kişi çalışıyor. Murat Bey ve eşi Svetlana Hanım.(*) Arıza durumunda teşhisi koyan ve tedaviyi öneren Murat Bey’dir. Uygulayan ise Svetlana Hanım’dır. O, büyük ciddiyet ve ustalıkla onarımı yapar. Pek konuşkan değildir. “Az laf, çok iş” şiarıyla çalışır.

Bu ziyaretimde alışılmadık bir şey oldu. Ekran otomatik olarak kilitlendiği için onarım her zamankinden uzun sürdü. Beklerken bana ısmarlanan kahveyi içtim. O sırada Svetlana Hanım olağandışı bir konuşkanlıkla dükkandaki bir başka kişiye ailesinin durumunu aktarıyordu. Ben onun Rus olduğunu varsayıyordum. Meğer Ukraynalı’ymış. Üstelik Zaporijya’danmış. Tam içinden hem de. Annesi hala oradaymış. Onu Polonya’ya geçmeye ikna etmeye çalışıyormuş. Ama annesi inatla evinde kalmaya devam ediyormuş. Zira ağabeyi Ukrayna ordusunda savaşıyormuş. Annesi duaları sayesinde oğluna bir şey olmadığını düşündüğü için o tehlikeli yerden ayrılmayı reddediyormuş. Svetlana Hanım’ın kendi oğlu da beş yıl askerlik yapmış. Terhis olduktan sonra geçtiğimiz Ocak ayında Polonya’ya akrabalarının yanına geçmiş. Birkaç hafta sonra da işgal başlamış. “Biz 2012’den beri Rusya ile savaşıyoruz” diye sözünü tamamladı Svetlana Hanım. 

Telefon tamircisinde yaşanan ayaküstü sohbet bir anda savaşın sıradan insanlar için nasıl bir felaket olduğu gerçeğini yüzüme tokat gibi çarptı. Bizim kanaat önderlerine ve sıkı Putin hayranlarına (ve Amerikalı realistlere) kalsa, yaşanan sadece jeopolitiğin gereği. Coğrafyaya üzerindeki insan unsurunu dikkate almadan siyasi ve stratejik anlamlar yüklediğinizde her şey çok daha kolaylaşıyor. Hele güvenlikten anladığınız devlet güvenliğiyse. “Stratejik derinlik”ten, “tarihsel haklar” ve “yanlış çizilmiş sınırlar”dan dem vurmak kolay. Salt jeopolitik pencereden bakmak, savaşın yarattığı insani dramları görmezden gelmek için de fevkalade konforlu bir kalkan sağlıyor.

Ama savaş bir cehennem. Ülkeler için, devletler için, ordular için ama en çok insanlar için. Savaşın bir cehennem olduğunu kayda geçirense muzaffer bir general aslında. Amerikan İç Savaşı’nda Kuzey Orduları’nın komutanlarından General Sherman’ın sözüdür: “Savaş bir cehennemdir.” Nerdeyse sekiz aydır Ukraynalılar cehennemi yaşıyor. Sahadaki askeri başarısızlıkları örtmek için Putin habire nükleer silah tehdidini masaya getiriyor. O zaman da dünyanın herkes için gerçek anlamda bir cehenneme dönüşme olasılığı artıyor. ABD Başkanı Biden, böyle bir olasılığın ciddiyetine dikkat çekmek için iki gün önce bir konuşmada “kıyamet” (Armageddon) sözcüğünü kullandı. Kamuoyunda da büyük yankı buldu. 

Biden’ın sözleri Soğuk Savaş nükleer düşünüşünün yansıması. Bu düşünüşe göre tahrip gücü ne kadar düşük olursa olsun herhangi bir nükleer silahın kullanılması, çatışmayı kısa sürede stratejik nükleer savaş düzeyine tırmandırır. Ben de benzeri bir şartlanmışlıkla Rusya’nın Ukrayna’da taktik nükleer silah kullanma olasılığının geri dönülmez bir tırmanmaya yol açacağından kaygılanıyorum. Ama olası bir Rus nükleer saldırısına karşı geliştirilen yanıt seçeneklerinde konvansiyonel güç kullanımı öne çıkıyor. Bu seçenekler oldukça geniş bir yelpazede yer alıyor. Ukrayna’daki Rus kuvvetlerini ve lojistik imkanlarını hedef alacak geniş çaplı bir konvansiyonel yanıt konuşuluyor örneğin. Ya da Kırım’daki Rus askeri varlığının ve Rus Karadeniz filosundaki savaş gemilerinin yine nükleer olmayan yöntemlerle tamamen etkisiz kılınabileceğini savunanlar var.

Yanıtı kimin vereceği ise yine duruma bağlı. Kimi uzmanlar ABD ve/veya NATO’nun doğrudan müdahil olacağı bir senaryoyu gündeme getirirken, kimileri ise Ukrayna’ya orantılı bir yanıt için gereken askeri yeteneklerin sağlanabileceğini öngörüyor. Bu açıdan bakıldığında Rus nükleer tehdidine karşı nükleer olmayan yöntemlere öncelik verilmesi Soğuk Savaş düşünüşünden sapma anlamına geliyor. Yüksek teknolojiye dayalı hassas vuruş, görünmezlik ve ağ merkezli harp yetenekleri ile taktik nükleer silahlara neredeyse denk bir caydırıcılıktan söz edilebilir. Öte yandan bu konuları bu kadar fütursuzca tartışmaya başlamak, içerdiği olağanüstülükten uzaklaştırıyor bizi. Tüm insanlığın varkalımını tehdit edebilecek bir olasılığı sıradan askeri teknik bir konuya indirgemek onu olağanlaştırıyor. Olağanlaştığı ölçüde de taşıdığı tehlike önemsizleşiyor. Sadece savaşın bitmesi değil, nükleer silahları olağanlaştırma sarmalından en kısa sürede çıkmak tüm insanlığın hayrına olacaktır.

2006 yılının kışında bir konuşma için Columbia Üniversitesi’ndeydim. Çevreyi dolaşırken Seinfeld dizisinin önemli mekanlarından birisine düştü yolum. Dizi karakterlerinin sıklıkla buluştukları restorandı bu mekan. Aslında çekimlerde bu restoranın sadece dış cephesi kullanılıyordu ama dizi hayranları için önemli bir işaret noktasıydı. Tam köşedeydi. Etrafını dolaştım. Yan sokağa girince Soğuk Savaş artığı bir simge gördüm. “Serpinti Sığınağı” yazıyordu bir binanın üzerinde. Çok çok uzun zamandır bu işareti görmemiştim. Çocukluluğumda Burhaniye’deki Belediye Sineması’nın altında bir sığınak vardı. Bizi film izlemeye götürdüklerinde bazen sığınağa inerdik. Çocuk merakı işte. 2006’da gördüğüm simge artık çok geride kaldığını düşündüğümüz bir çağa aitti. Fotoğrafını çektim. Soğuk Savaşı anlattığım derslerimde hala kullanırım. 

Geçen haftaki gelişmeler bu simgelerin geri dönebileceğini düşündürüyor. Kuzey Kore’nin 4000 km menzilli balistik füze denemesi nedeniyle yetkililer Japon halkına sığınaklara girin uyarısı yapmıştı. Yapmış yapmasına da aktarılanlara göre pek çok insan sığınak bulamamış. Binalarda artık serpinti sığınağı bulunmadığı anlaşılmış. Herkes gibi Japonya da barış rehavetine kapıldı belli ki. Eski serpinti sığınaklarına rağbet artacağa benziyor. Yeter ki başka bir amaç için dönüştürülmüş ya da yerleri unutulmuş olmasın. Sığınakları anımsamamız bile yeni bir nükleer çağa girdiğimizin işareti. Umarım kimse cehennemin kapılarını açmaya kalkmaz. 

(*) Gerçek isimleri bende saklıdır.

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus