Seçimlere kadar ve tabii özellikle seçimlerden sonra Meral Akşener’in cuma günü yaptığı sert çıkışı, Altılı Masa’yı terk etmesini çokça konuşacağız. Nedenlerini, nelere yol açtığını ve açabileceğini tartışacağız. Yani sorulacak çok soru var. Bu yazıda ilk anda aklıma gelen, çoğu yakın gelecekle alakalı beş soru sormak istiyorum.
1) İYİ Parti cumhurbaşkanlığı seçimlerinde nasıl bir tavır alacak?
İlk işaretler İYİ Parti’nin kendi adayıyla cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılacağı yolunda. Bunun Akşener olması kesinlikle beklenmiyor, parti içinden veya yakın çevresinden bazı isimler telaffuz ediliyor. Fakat kim olursa bu ismin, tıpkı beş yıl önce Akşener’in Demirtaş’ın gerisinde kalması gibi eğer HDP aday çıkarırsa onun da geride kalması ve yine beş yıl önce olduğu gibi adayın İYİ Parti’nin milletvekili seçimlerinde alacağı oya da ulaşamaması kuvvetle muhtemel. Bütün bunlar İYİ Parti’nin, Kemal Kılıçdaroğlu olacağı anlaşılan Millet İttifakı adayının önünü kesmek için aday çıkarttığı yorumlarını güçlendirecek.
2) İYİ Parti cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda nasıl bir tutum takınacak?
Erhan Usta gazetecilerin bu sorusuna kesin bir cevap vermedi. Yani İYİ Parti yönetiminin yaşanan bütün tatsızlıklara rağmen ikinci turda Kılıçdaroğlu’na alenen destek vereceğini söylememiz bugünden mümkün değil. Herhalde Erdoğan’a da destek vermeyecek, seçmenlerini serbest bırakacaklardır.
3) İYİ Parti seçmenleri cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda ne yapacak?
AKP ve Erdoğan iktidarından kurtulmak isteyenler tabii ki onun karşısındaki isme, yani Kılıçdaroğlu’na yönelecek, ideolojik saiklerle hareket edenler Erdoğan’a oy verecek ve geri kalanlar da sandığa gitmeyecek. Bu açıdan bakıldığında İYİ Parti oylarının ikinci turda daha çok nereye yöneldiği Akşener’in çıkışı için bir tür güven oylaması olacak.
4) İYİ Parti milletvekili seçimlerinde ne yapacak?
Öncelikle İYİ Parti’nin kampanyasını hangi temeller üzerine oturtacağı önemli. Düne kadar oy verdikleri ismin cumhurbaşkanı olması ve partilerinin de Millet İttifakı bileşeni olarak TBMM’de çoğunluğun önemli bir parçası haline gelmesiyle motive olan seçmenlerin önündeki yegâne seçenek Meclis’te “güçlü bir gruba” sahip olabilmek. Erdoğan’ın yeniden seçilmesi halinde TBMM’nin etkisizliğinin süreceği düşünüldüğünde bu da anlamsız bir hedef olabilir.
Üstelik İYİ Parti kadroları kampanya boyunca diğer muhaliflerin eleştiri ve suçlamalarına cevap vermeye çalışmaktan kendi programlarını anlatmaya ve tabii ki Erdoğan iktidarını eleştirmeye pek fırsat bulamayacaklar. Sonuçta Akşener’in yakın zamanlarda telaffuz eder olduğu “birinci parti olma” iddiasının da hiçbir inandırıcılığının kalmadığı ortada.

5) İYİ Parti merkez sağın lideri olma hedefine ulaşabilecek mi?
İYİ Parti’nin “yeni MHP” mi, yoksa “yeni DYP” mi olacağı sorusunun cevabını bugüne kadar alabilmiş değiliz. Her ne kadar tam aksini söyleyenler olsa da Akşener’in son hamlesinin partisinin merkez sağın lideri olma iddiasını iyice riske attığı kanısındayım. Zira bu hedefe ulaşabilmesi için öncelikle AKP’nin önümüzdeki seçimlerde iktidarı kaybederek ciddi bir yara alması, iktidarın önemli bir bileşeni olacak olan İYİ Parti’nin de arayış içindeki AKP seçmenleri ve kadroları nezdinde bir cazibe merkezi olması gerekiyordu. Ancak Akşener bir yandan, tam da depremdeki beceriksizliği nedeniyle iyice bocalayan iktidara bir cankurtaran simidi attı, diğer yandan partisinin yeni iktidarda kilit rol oynamasını imkansız kıldı.
Önümüzdeki süreçte MHP kökenli olmayıp, kuruluş süreci ve sonrasında merkez sağın yeni lideri olması beklentisiyle İYİ Parti’ye katılmış olan kadroların ne yapacakları çok önem arz ediyor. Bunların hatırı sayılır bir bölümü esas olarak CHP ile yaptığı ittifak aracılığıyla iktidarı hedefleyen bir partiye dahil olmuşlardı. Akşener’in son çıkışıyla iktidar iddiasından da vazgeçmesi bu kesimde ciddi bir şoka yol açmış olmalı. Zaten parti içindeki siyaset “kurtları” tarafından çeşitli bahanelerle bir tür taciz edilen bu kadrolardan kopuş olması hem İYİ Parti’nin oylarını azaltır hem de merkeze yürüyüşünü iyice zorlaştırır. Akşener’in sadece muhalif kamuoyunu değil partisindeki bu kişileri de ikna etmesi epey zor olacak. Çünkü iyice yaklaşmış olduğu iktidarın önemli bir parçası olma hedefinden bir çırpıda vazgeçmesini “kazanacak aday” argümanıyla açıklayabilmesi pek kolay olmayacağa benziyor.














