Kemal Can yazdı: HDP veya Kürt oyları meselesi

“AKP ile HDP arasında bir pazarlık olabilir mi?” “Kilit önemdeki Kürt seçmen seçimde nasıl davranacak?” “İktidar, Kürt meselesi üzerinden nasıl bir oyun hazırlıyor ve sonuç alabilir mi?” Her seçim güzergahının neredeyse ayrılmaz parçası sorular yine tedavüle girdi. Üstelik dedikodular, yine iktidarlı muhalefetli farklı mihraklardan, eş zamanlı olarak geliyor. Bazen iktidarın yaptığı muhalefeti tetikliyor bazen muhalefetin yaptığı iktidarı. İktidar muhalefetin içine nifak salmaya çalışıyor, muhalefet HDP içinde fay hatları keşfine çıkıyor. Kulisler, vehimler, iddialar bir tarafa, bir de açıkça söylenenler ve yapılanlar var. Mesela Erdoğan daha aylar önce, “Demirtaş, İmralı’ya hesap verecek” dedi. Haftalar önce de Suriye’ye operasyon yapılacağını söyledi. Kürt ve bölgede çalışan gazeteciler onar onar tutuklandı, Kürtlerin dahil olduğu her türlü sivil toplum kuruluşu veya dernekler ile hep olduğu gibi HDP’li siyasetçiler etrafındaki kıskaç daraltılıyor. Kobani ve HDP davaları “yakın takip” altında devam ediyor. Muhalefet liderleri peş peşe Diyarbakır ziyaretleri yapıyor, kimi ilgiyle kimi tepkiyle karşılanıyor. Anketler, araştırmalar yayınlanıyor; HDP hangi adaylara oy vermez, kimle nasıl pazarlık yapar varsayımları üzerine yorumlar yapılıyor. 

İktidar cephesi siyasetçisinden tarikat şeyhine, bürokratından sıradan seçmenine kadar, HDP’yi hatta HDP’ye oy vermişleri suçlu -hain- ilan ediyor. Bunun çeşitli örneklerine tanık olduğumuz için bir haber değeri yok. Zaten kendisini devletle eşitlemiş iktidar için, karşısında duran herkes memleketin düşmanı. Ancak HDP’nin muhalefet cephesinde de sürekli olarak “olağan şüpheli” muamelesi görmesi, Kürt seçmenin muhalefetin zayıf halkası sayılması biraz daha özel bir örnek. “HDP’nin de hataları var, eleştirilecek tarafları yok mu” iddiasıyla sınırlı değil bu tutum. Velev ki HDP çok hatalı işler yapıyor ama sadece yaptıkları veya eksik bıraktıklarıyla eleştirilmiyor. Yapabilecekleri hakkındaki öngörüler ve vehimler pek de kanıta ihtiyaç duyulmadan uluorta söylenebiliyor. On yıldır, AKP’nin (Erdoğan’ın) Kürt seçmenle ve siyasetçilerle anlaşma yapabileceği üzerine iddialar ileri sürülüyor. Mesela çözüm sürecinin bu işbirliğinin ürünü olduğu, başkanlık vizesinin buradan çıkacağı konuşulmuştu. Fakat Demirtaş -hala bedelini ödediği söz- “seni başkan yaptırmayacağız” derken, başkanlık hediyesi tam karşı uçtan, MHP’den geldi. 

Bu iddialara karşın, 2015’den bugüne yapılan bütün seçimlerde, HDP seçmeni iktidar karşısında gayet kararlı bir tutum sergiledi. HDP oy tabanını korurken, iktidarın kayıplarında hatta muhalefetin kazanımlarında belirleyici rol oynadı. Bugün yapılan bütün anketlerde, aynı tabanın gayet sağlam durmaya devam ettiği görülüyor. Hatta bazı anketlerde, Kürt yoğunluklu bölgelerde -ve Kürt seçmen içinde- iktidar erimesinin Türkiye ortalamasından bile yüksek olduğu ölçülüyor. Yani ne yakın geçmişte ne de bugün, HDP tabanının iktidar muhalefet dengesinde “güvenilmez değişken” olduğuna dair sağlam -hatta doğru dürüst- bir kanıt yok. İktidarın Kürt meselesi ve Kürt seçmen üzerinden bazı siyasi mühendislik hamleleri yapacağına dair iddialar da hep güncel, zaten hiç durmadan da yapılıyor. Ancak ne baskıları artırarak gösterilen sopalar -veya muhalefete nifak sokma- ne de riskli mektuplar eşliğindeki havuçlar pek de ciddi değişiklik yaratılabilmiş değil. Yani ne güvenilmezliğin ne de iktidarın bu alandaki becerisinin delili bulunamıyor. Ancak ilginç bir durum yaşanıyor, siyasetin en katılaşmış ve bazı açılardan epey öngörülebilir bir alanı, hala belirsiz ve kaygan bir zeminmiş gibi muamele görüyor. Bu konudaki her tür spekülasyon hemen hareketlenme yaratıyor. Meseleyle ilişki kurmanın yordamını bulamayanlar ve doğru bir güzergahta ilerleyemeyenler, “zemin bozuk” argümanına sığınıyor. 

Geçtiğimiz hafta Öcalan’a görüşme izni verileceği iddiası gündeme düştü. Bu iddianın bir gün öncesinde tecrite karşı yapılan eyleme özellikle “yol” verildiği ya da -görüntüler ve gözaltılar aksini söylese bile- polisin müsamaha gösterdiği ileri sürülmüştü. Otoriterliğin kime uygulandığına göre tavır geliştirenler, bu olayda da şüpheli ve mağduru farklı belirlediler. Siyasetin meşruiyet sınırlarında sağlam duramayanlar, polis vazife ve salahiyetine hassas oldular. Sadece iktidarın en tepe yöneticisi değil, en rütbeli muhalefet sözcülerinin de Öcalan ile temastan yeni haberler verdiğine şahit olduk. Epey bayatlamış “MHP ile ortaklıktan rahatsızlık” başlığı bile tazelenmeye çalışılıyor. Davutoğlu-Bahçeli polemiği Kürt meselesi üzerinden yürüyor. (Bu arada, iktidar yeniden 2015 Haziran ile Kasım arasını tekrar eder mi diye tartışılırken, tam da o günlerin başbakanının muhalefet masasında olmasına ve “konuşturmayın beni” demekten fazlasını söylememesine ne demeli?) HDP’nin muhalefetin ortak adayı konusunda bazı isimlere çekince koymaya hazırlandığı kulislere yansıyor. HDP seçmenine ihtiyacı kalmayan muhalefet ve aday aritmetiği anketleri yayınlanıyor. İktidar medyasından bazı kalemler, yerel seçimde -faturaları kim getirecek diyerek- yaptıkları gibi, “HDP’ye hangi bakanlıklar verilecek” soruları soruyor. 

Başta da söylediğim gibi sürekli tekrarlanan bu gündem, HDP’nin (Kürt seçmenin) seçim denkleminde “belirsiz değişken” gibi konuşulmasını mümkün kılıyor. Bunu en çok arzu edenin iktidar olduğunu görmek için özel yeteneklere ihtiyaç olmadığı gibi, gayretin açık adresi zaten her şeyi anlatıyor. Muhalefet tarafında ise en iyimserinden en kötümserine kadar çeşitli çevreler, vehim ataklarını bu başlık üzerinden yeniliyor. Vehmin bir unsuru iktidarın manevraları olsa da diğer unsurunun HDP seçmeni olarak gösterilmesinin, bu seçmen için sinir bozucu olması gayet anlaşılır. Kendi yarattıkları ya da katkıda bulunmaya devam ettikleri endişeleri giderme sorumluluğu hissetmeyenlerin, sürekli karşıdan “uyum” ve uysallık beklemeleri, yetmezmiş gibi mesnetsiz güvenilmezlik iddiaları, gerçekten tuhaf. Kürt oylarının muhalefetle birlikte hareket edeceğini düşünenlerin tutumu da şüpheciler kadar rahatsız edici olabiliyor. Çünkü onların bir kısmı, masaya oturtmadıkları bir partinin masaya oy servisi yapmasını bir mecburiyet olarak tarif ediyorlar. Diğer bir kısmı ise bu tabanın iktidar desteklemedikçe etkisiz kalmasında bir sakınca görmüyor hatta bunu lüzumlu bile sayıyor. Yani onlar da Kürt seçmeni seçim denklemine “iradesiz sayı” olarak dahil etme niyetinde.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın geçen hafta grup toplantısında söyledikleri, bu rahatsızlığın penceresinden verilmiş cevaplar: “Açık müzakere, açık diyalog ve açık mutabakat ile ortak aday fikrine açık olduğumuzu söyledik. Müzakere başlıklarımızı da geçen yıl ilan ettik. Hiçbir saklımız gizlimiz yok. Cumhurbaşkanlığı seçiminde politikamız budur. Eğer bu saydığımız yöntem karşılık bulmazsa da hiç tereddütsüz kendi yolumuzda yürümeye devam edeceğiz. Demokrasi İttifakının adayını çıkarmayı önümüzde en önemli seçenek olarak tutuyoruz. Buradayız, herkesle konuşmaya açığız. Sakladığımız bir şey yok. Bizden daha şeffaf politika yapan yok.” Sancar, hafta sonu Mardin Kongresi’nde kendilerine dayatılan mecburiyete daha açık tepki veriyor: “Eğer bu iktidarın zihniyetini ve bundan önceki dönemlerde uygulamaya geçirilen zihniyeti, bugün farklı bir ambalajla önümüze getirme niyeti olanlar varsa, şimdiden açık söylüyoruz; bu bizim kabul edebileceğimiz bir şey değildir. Biz eski zihniyetin yeni ambalajlarla pazarlanmasına karşıyız, nasıl ki bu zorba iktidara karşıysak. Biz gerçek bir alternatif ve çözüm peşindeyiz. Halkların çözümünü arıyoruz. Eğer ki birbirine benzer böyle iki seçenek varsa, çaresiz miyiz?” 

Cumhur İttifakı’nın 35-40 ve Millet İttifakı’nın 40-45 arasına sıkışmış görünmesi, HDP oylarının aritmetik önemini devam ettiriyor. Ayrıca Kürt meselesinin toplumsal-siyasal fay hatlarında ve ideolojik hassasiyetlerde kullanışlılığı, spekülasyonlara açık zemin sağlıyor. İktidar bu imkanları kullanacağını, kullanmasa bile kullanacak gibi yapacağı imasını faydalı buluyor. Galiba seçime kadar da bu durum pek değişmeyecek. Öyleyse iktidarın çerçevesini çizdiği bu denklemi yine aynı sorularla tartışmak, bazen tedirginlik duymak ve bazen “olmaz bir şey diye” rahatlamak yerine, başka türlü düşünmeyi denemek mümkün olamaz mı? Mesela Demirtaş’ın “Voltranı oluşturmak” dediği şeyi tartışmak: “Korkuları yaratanlar, muhalefet partilerinin mevcut yönetimleri ve liderleri olmasalar bile korkuların giderilmesi için sorumluluk almaları, cesur davranmaları gerekir. Bunun için herkes, tabiri caizse önce kendi kapısının önünü süpürmeli, sonra el ele vererek beraberce tüm mahalleyi temizlemelidir. Her birimiz, bizden korkanların kaygılarını gidermekle sorumluyuz. Bunu yapmadan sağlıklı bir tartışma zemini bulamayacağız.” Herkesin kendisini sadece endişelenmekle sorumlu saydığı ve başkalarını endişeleri gidermekle görevlendirdiği döngünün değiştirilmesi cevapları değiştirebilir. Birilerinin dayatmasından rahatsız olanların kendi dayatmalarını da gözden geçirmesi, birilerinin eksiklerine müfettişlik yapanların kendi mesafe ayarlarını tartması işe yarayabilir. 

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus