Ruşen Çakır yazdı: Kaos planlarıyla mücadele sadece Aleviler’in görevi değil

Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) İkinci Başkanı ve Kartal Cemevi Başkanı Selami Sarıtaş, cuma günü evinin yakınlarında arabasının içindeyken motosikletle önünü kesen iki kişinin saldırısına uğradı. Sarıtaş, arkadaşımız Emine Bıçakcı’ya olay hakkında şunları söyledi:

“Olayların dozunun biraz daha artacağını, yani bu tür olayların her geçen gün daha sık yaşanmaya başlayacağını düşünüyorum. Kaos yaratmak için olayların dozları her geçen gün sıklaşıyor. İşte geçmiş dönemlerde belki bir yılda, iki yılda bir oluyorsa şimdi daha sık yaşanıyor. Muharrem ayı olması nedeniyle de Aleviler’in biraz daha hassas olduğu bir noktada belki onları işte hani incitmek, yaralamak da istemiş olabilirler. Bilmiyorum tabii ki, inşallah yakalandıkları zaman da amaçlarını daha net göreceğiz.”

Gerçek amaçlar anlaşılacak mı?

Sarıtaş gibi ben de Aleviler’e yönelik saldırıların dozunun artmasında amacın bir tür kaos yaratmak olduğunu düşünüyorum. Yine Sarıtaş’ın dikkat çektiği gibi, son saldırıların Aleviler için kutsal olan Muharrem ayında yaşanması da rastlantı olmasa gerek. Motosikletli saldırganlar, Sarıtaş’ın da beklediği gibi muhtemelen kısa süre içinde yakalanacak. Ancak “amaçlarını daha net görme” şansına sahip olacağımıza hiç emin değilim.

Elimizde çok taze bir örnek var: Aslen Karslı olup İzmir’de yaşayan bir inşaat işçisi Ankara’ya geliyor, bir saatten az bir süre içinde Çankaya’da iki, Mamak’ta bir cemevine saldırıyor ve Eskişehir’e kaçarken yakalanıyor. Siyasi iktidar saldırganın amacını ortaya çıkartmak yerine “sol örgütlerin parmağı” olduğu yalanıyla ortalığı karıştırmaya çalıştı, olmadı. Hâlâ Ankara olayındaki esrar perdesi ortadan kaldırılmadı, mahkeme sürecinde de kaldırılabileceğini umamıyoruz. Bu olayda da İzmir HDP il binasını basıp Deniz Poyraz’ı öldüren kişinin mahkeme heyeti ve kamuoyuyla dalga geçmesi gibi bir durum yaşayabiliriz. 

Ne meczup, ne münferit

Türkiye’de sayıca az olan topluluklara yönelik, her biri rahatlıkla “nefret suçu” kapsamına girecek saldırılara karşı anaakım tepki genellikle saldırılana değil saldırana odaklanır, onu da mutlak bir şekilde tekilleştirir ve önce “meczup” olarak tanımlamaya çalışır; bu işlemiyorsa saldırıyı “münferit” bir olay olarak kategorize etmek ister.

Halbuki saldırgana değil saldırıya uğrayana odaklanılsa failin yüksek ihtimalle bir örgütlü komplonun parçası olduğu anlaşılacaktır. “İzmir’de yaşayan bir inşaat işçisi neden ve nasıl Ankara’da peşpeşe üç cemevine saldırır, saldırabilir?” sorusunu sorduğunuzda her şey bitiyor aslında. Ankara olayının bir meczubun münferit bir işi olduğunda ısrar etmek isteyenlere “İzmir’de cemevi mi yok?” diye sorduğunuzda verecekleri bir cevapları olmayacaktır. 

Aleviler kolay kolay oyuna gelmez 

Aleviler’e saldırıların ardında kimlerin olduğunu bulmak kolay değil. Fakat Muharrem ayıyla başlayan saldırıların bir yıldan az süre içinde yapılacak seçimlerle ve tabii ki Kemal Kılıçdaroğlu’nun muhalefetin ortak adayı olma ihtimaliyle yakından ilişkisi olduğunu kestirmek zor değil. 

Ancak bu saldırılarla murat edileni kavramak o kadar da kolay değil. İlk akla gelen Aleviler’e saldırarak onların da cevap vermesine ve ülkenin bir çatışma ortamına sürüklenmesine yol açmak. Fakat Aleviler’in siyasi konularda ülke ortalamasının üstünde bir ilgi ve bilgiye sahip olmaları, nitekim şu ana kadarki tepkilerinin ölçülü olması bu senaryonun pek işe yaramayacağını gösteriyor.

Aleviler herhalde, böyle bir çatışmada herkesin kaybedeceğini ama kendi kayıplarının daha fazla olacağını görüyor olmalılar. 

Sünni toplumsal İslam iflas ederken Alevi toplumsal hareketi yükselişte

Şunun altını özellikle çizmek gerekir: Geçen yazımda anlatmaya çalıştığım gibi Türkiye’de Sünni toplumsal İslam tam bir iflas yaşıyor, özellikle Erdoğan sonrası dönemde Sünni İslami cemaatler mecburen küçülmeye gitmek zorunda kalacaklar. Buna karşılık Alevi toplumsal hareketi yükselişte ve Erdoğan sonrası dönemde bu yükselişin daha da ivme kazanacağı muhakkak. 

Bunun en önde gelen nedeni Sünni cemaatlerin devlete biat edip hormonlu bir şekilde büyümeleri, Aleviler’in ise kendi yağlarıyla kavrulup sakin ama ısrarlı bir şekilde kendi kimliklerine ve örgütlenmelerine sahip çıkmaları. 

Seçim öncesi Alevi-Sünni ekseninde bir çatışma yaşanma ihtimali seçimlerin güvenli bir ortamda yapılmasını engelleyip, buna bağlı olarak normalde beklenen iktidar değişikliğini geçersiz kılabilir ki bu Aleviler’in asla tercih edeceği bir durum olmaz. Diğer yandan böyle bir çatışma ortamı Aleviler’in öncelikleri olan toplumsal örgütlenmelerinin inşasını ertelemelerine, hatta iptaline neden olabilir. Bir de tabii, bugüne kadar inşa edilmiş olanların yıkımına…

Geri tepen silah

Bir diğer hesap da ülkedeki Sünni çoğunlukta içkin bir şekilde varolduğu varsayılan Alevi antipatisini açığa çıkartıp buradan siyasi bir mobilizasyon yaratma olabilir. Bu noktada, özellikle IŞİD ile birlikte Irak ve Suriye’de Şiiler ve Nusayriler’in hedef alındığını akılda tutmamız şart. Eğer saldırıların ardında Alevi nefreti yaratma hedefi varsa, bunun ilhamının bir ölçüde IŞİD’den alındığını düşünebiliriz.

Kimilerinin aksine “Selefi cihatçılık bizde asla tutmaz” diyenlerden değilim, bunun bir potansiyeli var ama şu aşamada kitleselleşmenin hayli uzağında. Bu hayali gerçekleştirmenin esas yolunun Aleviler ile çatışma çıkarmak olduğunu ise hiç düşünmüyorum. Hatta böyle bir hamle tam tersi sonuçlara da yol açabilir. Nitekim Sünni muhafazakâr kesimlerden şu ana kadar gelen tepkilerin hemen hepsi son derece sağduyulu ve “Kardeşliğimiz bozamazlar” retoriğinin ötesinde Alevi kimliğine saygıyı da içeriyor.

Ne var ki cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Aleviler’e bir zamanlar vermiş olduğu sözlerin hiçbirini yerine getirmeyip o meşhur “Alevilik Hz. Ali’yi sevmekse ben de Aleviyim” sözüyle taçlandırdığı Alevi kimliğini ret ve inkar politikasında ısrar ettiği de ortada. Onun yaklaşımının mevcut resmi ideoloji olduğu da bir gerçek.

Sonuç olarak, belli ki Aleviler hedef alınarak Türkiye bir yerlere çekilmek isteniyor. Bu oyunu bozmak sadece Aleviler’in görevi değil. Elbirliğiyle bu tür hesapların bertaraf edilmesi sadece Aleviler değil Sünniler için de daha özgür bir Türkiye’nin kapısını açacaktır.

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus