Serhat Güvenç yazdı: İsveç ve Finlandiya NATO’ya üyelik yolunda ilerlerken

Türkiye 28 Haziran’da Madrid’e yapılan NATO Zirvesi’nde İsveç ve Finlandiya’nın üyelik sürecinin başlatılmasına yeşil ışık yaktı. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in kolaylaştırıcılığıyla yürütülen müzakerelerde iki ülke Türkiye’nin güvenlik kaygılarını gözeteceklerini kayda geçiren bir uzlaşma belgesi imzaladılar. Gerçi tarafların vardıkları uzlaşmanın ne anlama geldiği konusunda farklı düşündükleri kısa süre sonra ortaya çıktı. 

İktidara yakın çevrelere göre Madrid’de Erdoğan bir “diplomatik zafer”e daha imza atmıştı. Kamuoyuna “zafer” olarak lanse edilen diplomatik başarıların iç siyasete etkisinin sınırlı ve kısa ömürlü olduğunu geçmiş örneklerden biliyoruz. Bu da öyle oldu. Zaten konu hızlı biçimde kamuoyunun gündeminden düştü. Gündelik ekonomik sıkıntıların doğurduğu hoşnutsuzluğun diplomatik zaferlerle ya da sınırötesi askeri girişimlerle telafisi çok zor. 

Bu arada BM himayesinde ve Türkiye’nin girişimleri ile Rusya ve Ukrayna arasında Karadeniz’de oluşturulan tahıl koridoru gerçek anlamda bir diplomatik başarı. Çok çetin bir meselede umulmadık bir uzlaşı sağlandı. Ortaya çıkan bu iyimser hava, Erdoğan’a göre Rusya ve Ukrayna’yı savaşı bitirmek üzere müzakere masasına dönmeye ikna edebilir. Altıncı ayına giren savaşın şiddetinde gözle görülür bir düşüş yaşanırken, diplomatik çözüm olasılığını dile getirenlerin sayısı artıyor. Erdoğan, iyimserliğinde yalnız değil. 

Öte yandan esas mesele Rusya-Ukrayna savaşı olmaktan çıkalı çok oldu. Yaşanan bölgesel bir krizden ibaret değil. Küresel siyasetin baştan aşağıya yeniden kurgulandığı, yeni krizlere gebe bir geçiş dönemindeyiz. Üstelik iç ve dış politika ayrımının eskiye göre anlamını büyük ölçüde yitidiği bir dünya var. Bu da fırsatçı yerel siyasetçilerin uluslararası sistemde umulmadık ölçüde etkili olmasına izin veriyor. ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin tartışmalı Tayvan ziyareti bunun çarpıcı bir örneği olarak tarihe geçti. Ziyaret bir savaşı tetiklemedi ama Çin’in ABD’ye bakışı geri dönülmez biçimde değişti. Çin ordusunun Tayvan çevresindeki güç gösterisi ise gerginliğe eşik atlatmış oldu. Dikkatler, Ukrayna’dan Tayvan’a çevrildi.

Aslında çok uzun süredir gözlemciler, Asya-Pasifik’te büyük bir gerginlik yaşanacağını öngörüyor. Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimi bir anlamda bölgenin geri plana düşmesine yol açmıştı. Pelosi’nin ziyaretiyle Çin yeniden dikkatlerin odağına yerleşti. Yeni dünya düzeni esasen bu coğrafyadaki mücadelenin sonucunda kesin şeklini alacak. Güç mücadelesinin doğuya kayması, Avrupa cephesini tamamen göz ardı edilebileceği anlamına gelmiyor. Ukrayna savaşı bunu bir kez daha anımsattı. 

Geçen hafta Amerikan Deniz Kuvvetleri’ne bağlı USS Kearsage Amfibi Hücum Gemisi, Helsinki Limanı’na alışılmadık bir ziyaret yaptı. Bu ziyaret, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğinin ABD Senatosu’nda onaylandığı haftaya denk geldi. 21. yüzyılda dahi ülkeler siyasi mesajları için gambot diplomasisine başvurmaktan vazgeçmiyorlar.

USS Kearsage, 17 Ağustos depremi sonrasında yardım ve kurtarma faaliyetlerine destek olmak amacıyla Türkiye gelmiş ve İzmit Körfezi’ne demirlemişti. Ama bu geminin Helsinki ziyareti, 1946’da USS Missouri’nin İstanbul ziyaretini çağrıştırıyor. USS Missouri de Amerika’nın Türkiye’ye siyasi desteğinin bir simgesi olarak İstanbul’a gönderilmişti. Özetle Vaşington’un mesajı açık ve net: Rus tehdidine karşı Finlandiya ve İsveç’in arkasında.

ABD, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini onaylayan 23. ülke oldu. Geriye sadece yedi üye ülke kaldı. Çekya, Yunanistan, Portekiz, Slovakya ve İspanya’nın onay sürecinde pürüz beklenmiyor. Gözler Macaristan ve Türkiye’ye çevrilmiş durumda. Madrid’teki “diplomatik zafer”i artık konuşmuyor olsak da takvim işliyor. Bazı ülkelerin meclisleri tatilde olduğu için onay süreci sonbahara sarkabilir. Ancak eylülden itibaren İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini yeniden konuşmaya ve tartışmaya başlayacağız.  

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Soçi’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmesinden çıkan tabloyu, Türkiye’nin daha haziran ayında imza attığı NATO zirvesi kararları ile bağdaştırmak güç. Rusya ile ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi, iktidar için artık yakıcı bir soruna dönüşen kaynak sıkıntısına derman olarak düşünülüyor anlaşılan. Durum buysa sonbaharda bizi sadece İsveç ve Finlandiya’nın üyeliklerinin onaylanması tartışması beklemiyor. Çok daha temel bir tartışmanın uç vereceğini öngörebiliriz. Türkiye’nin 70 yıl sonra NATO üyeliğinin ciddi biçimde tartışılıp sorgulamasına tanıklık edebiliriz. Kendini Batı için “vazgeçilmez” görmeye alışık bir ülke için alışılmadık bir durum. Hele işin sonunda Rusya ile başbaşa kalmak da varsa.  

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus