Serhat Güvenç yazdı: “Savaşın çehresi” değişiyor

İki hafta önce Ukrayna savaşında taktik ve operatif inisiyatifin Kremlin’den Kiev’e doğru geçmekte olduğuna işaret eden onlarca yazı ve yorum yayınlandı. Savaşı Batılı kaynaklar üzerinden takip ediyorsanız, böyle bir sonuca varmak için yeterli gerekçeniz var. Ukraynalılar’ın, Ruslar’ın aylarca gıdım gıdım ilerleyerek ele geçirdiği toprakları birkaç gün içinde geri alması bunlardan birisi.

Türkiye’den bakışla da sahadaki tablo Rusya için pek iç açıcı durmuyor. Örneğin, Prof. Dr. Mesut Uyar, Harkov cephesinde yaşananları “bozgun” olarak tanımladı. Uyar, sadece bir akademisyen değil, eski bir muharip asker. Türkiye’nin iç güvenlik harekatlarının yanı sıra Bosna’dan Afganistan’a uzanan birçok çatışma bölgesinde çokuluslu birlik ve karargahlarda görev yapmış bir isim. O, yaşananları tereddütsüz “bozgun” diye niteliyorsa, Rus ordusunun durumu, benim gibi kitabi bilgi ile savaşı anlamlandırmaya çalışan birinin tahayyül bile edemeyeceği kadar kötü demektir.

Batılı devletlerin de yardım ve desteği ile taktik ve operatif inisiyatifi Ukrayna’ya kaptıran Rusya, stratejik inisiyatifi hala elinde tutuyor. Yeni durumu dengeleyebilmek için önünde üç seçeneği vardı. Bunlardan ilki genel ya da topyekün seferberlik ilan etmekti. Bu önlem, savaşın ilk altı ayında cephede yorulan ve hırpalanan birliklerin yenileriyle değiştirilip dinlendirilmesi için gerekliydi. Ancak bu adımı atmak içerde ağır bir siyasi maliyeti göze almak demekti. 

İkinci imkan, Çin’i askeri malzeme sağlamaya ikna etmekti. Rusya, savaşta harcadığı mühimmat ve malzemeyi kendi kaynakları ile bütünlemede sıkıntı yaşıyor. İran’dan İHA/SİHA ve Kuzey Kore’den top cephanesi alacak duruma gelmesi sıkıntının boyutunu tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Bu ülkeler Rusya’nın gereksinimlerini karşılayabilecek savunma sanayi kapasitesine sahip değiller. O yüzden Çin sikletinde bir silah üreticisi ve tedarikçisinin desteği olmadan Rusya’nın askeri gücünü yenilemesi zor.

Üçüncü imkan ise nükleer seçeneği yeniden öne çıkarmak. İşgalin daha en başında Rusya, NATO’yu ve ABD’yi doğrudan müdahaleden caydırmak için nükleer seçeneği masaya koydu. Stratejik nükleer güçlerinin alarm seviyesini yükseltti. Gerektiğinde taktik nükleer silahları kullanabileceğini ısrarla yineledi. Şu ana dek bu “nükleer şantajın” işe yaradığını söylemek mümkün. ABD ve diğer NATO üyeleri, Ukrayna’ya Rusya’nın derinliklerini vurabilecek silah sistemleri vermediler. Hatta Almanya, Zelenskiy’nin tüm ısrarlarına rağmen depolarda yatan Leopard 2 tanklarını bu ülkeye göndermeye oldukça isteksiz. Özetle Batı, Ukrayna savaşının nükleer eşiğe dek tırmanmaması için Ukrayna’ya sağlanan silah ve teçhizatı nitelik ve nicelik olarak sınırlı tuttu. Ancak Kırım ya da Donbas gibi işgal altındaki topraklar Rusya’nın parçası olarak görülmediği için buralara yönelik taarruzlarda HIMARS ya da HARM gibi silahlar etkin biçimde kullanılabildi.

Yukarıdaki seçeneklerde son duruma baktığımıza ortaya çıkan tablo Rusya için pek de iç açıcı değil. Silah ve teçhizat tedariği için Çin’e bel bağlanamayacağı, Şangay İşbirliği Örgütü’nün Semerkant Zirvesi sırasında ortaya çıktı. Çin’in silah ve teçhizat sağlamak bir yana, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimine ilişkin kaygı ve soruları bizzat Şi Cinping tarafından Putin’e aktarıldı. Pekin, bu aşamada Rusya’nın hamlesinin uluslararası siyasette Çin’in hayrına olmayacak dinamikleri tetikleme olasılığından bir hayli kaygılı.

Putin, 21 Eylül’de kısmi seferberlik anlamına gelen bir dizi önlemi yürürlüğe koyarak son beş yıl içinde silahlı kuvvetlerden ayrılmış yedek personeli yeniden göreve çağırdı. Bu sayede silah altındaki personel sayısında 300 bin kişilik artış olması bekleniyor. Bunların kışa kadar eğitimlerini tamamlamaları gerekiyor. Ancak Rusya’nın seferberlik altyapısının bu kadar insanı zamanında cepheye yetiştirmeye ne derece yeterli olduğu tartışmalı. Bunca askerin nasıl donatılacağı ayrı bir tartışma konusu. 

Ama en önemlisi kısmi seferberliğin Putin’in Rus halkı ile “toplumsal sözleşme”sine olası etkisi. Geçmişte Rusya’nın savaşları, insanların gündelik yaşamını etkilemeyen olaylardı. TV’den “seyirlik” askeri başarılar olarak sunulabildikleri sürece Putin’in siyasi meşruiyetini pekiştirebildiler. Gürcistan Savaşı, Kırım’ın ilhakı ve Suriye bu tür örneklerdi. Ukrayna örneğinde ise savaş, Ruslar’ın gündelik yaşantılarını ciddi ölçüde etkiliyor. 21 Eylül sonrası protestoların yeniden alevlenmesi ya da imkanı olan Ruslar’ın uçaklara ya da arabalara doluşarak komşu ülkelere geçmeleri birer gösterge. Ama Putin için en büyük tehlike “toplumsal sözleşme”nin esas unsuru olan “sessiz çoğunluğun” desteğini kaybetmek. En otoriter rejimler dahi sadece zora dayanarak ayakta kalamazlar. Yönetebilmeleri rıza üretebildikleri sürece daha kolaydır. Ukrayna savaşı, Putin rejiminin rıza üretme kapasitesine ciddi bir darbe vurabilir. 

İşte tam da bu kaygıyla olsa gerek, Putin elindeki üçüncü imkan olan nükleer seçeneği bir kez daha gündeme getirdi. Hala Rusya’nın işgalinde bulunan Ukrayna topraklarında düzmece referandumlar düzenleyerek Rus toplumunu buraların “anavatanın” ayrılmaz parçaları olduğuna ikna etmeyi umuyor. Bu sayede nükleer dahil her türlü askeri imkanın kullanılarak anavatanın parçası olan bu yerlerin savunulması meşrulaşacak. Yani Herson ya da Kırım’a yönelik herhangi bir Ukrayna hamlesi, taktik nükleer silahlarla karşılık görebilecek.

Genişletilmiş caydırıcılık (extended deterrence) kavramının bir türevi sayabileceğimiz bu yaklaşım, Rusya’nın işgal ettiği toprakları elinde tutabilmek için yeterli konvansiyonel askeri gücünün olmadığını gösteriyor. Aslına bakılırsa bu yönüyle düpedüz bir zaafiyet işareti. Amacı ise savaşı mevcut hatlarda dondurmak. Bu uğurda gerekirse nükleer tırmanmayı göze aldığına muhataplarını ikna etmeye çalışıyor.

Bu yazının başlığı tam da bu olasılığa dikkat çeken bir gazeteciye Amerikan Başkanı Biden’ın yanıtından esinlendi. Biden, “böyle bir durumda savaşın çehresi değişir” diyerek geçiştirmeye çalıştı. Şu ana dek Vaşington’un Rusya’nın nükleer tehditlerine açıkça tepki vermekten özenle kaçındığı düşünülürse, Biden’ın yanıtı şaşırtıcı değil. Biden’ın yanıtını okuyucularına aktaran Washington Post’a göre ise Amerikan istihbarat yetkilileri gayrıresmi kanallardan Rus muhataplarını bu konuda sürekli olarak uyarıyorlarmış. Anlaşılan Rusya’nın nükleer şantajına karşı görünüşteki tepkisizlik hatta kayıtsızlık gerçeği yansıtmıyor. Kapalı kapılar ardında yoğun bir nükleer diplomasi yürütülüyor.

Putin, hala Rus işgalindeki Ukrayna topraklarının ay sonundan önce Rusya’ya katılmasını istiyor. Bu tarihten sonra Ukrayna, karşı taarruzdan vazgeçer mi? Mevcut hatların Rusya ile arasında yeni sınırı oluşturmasını kabul eder mi? Daha da önemlisi Ukrayna ve onu destekleyen Batı ülkeleri, Rusya’nın nükleer şantajına boyun eğer mi?  Ben bu son nükleer tehdidin Ukrayna’yı ve destekçilerini caydıracağını düşünmüyorum. Rusya’ya boyun eğmek, bu ülkeyi daha da cesaretlendirebilir diye düşüneceklerdir. Uğradığı bozguna rağmen, nükleer tehditle topraklarını büyütebilmesi Rusya’nın saldırganlığını yatıştırmak yerine, körükleyecektir. Ukrayna’yı başka örneklerin izlemesi şaşırtıcı olmaz. Kremlin, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyeliğini engellemek için de aynı yönteme başvurabilir. Ki Ukrayna işgali başladığında Lavrov, bu ülkelere aba altından sopa göstermeyi ihmal etmemişti. 

Ezcümle Rusya, Sovyetler Birliği’nden nükleer caydırıcılığı devralırken, nükleer güçlerin sahip olduğuna vehmedilen nükleer basireti (nuclear prudence) edinmeyi unutmuş gibi hareket etmektedir. Kısa vadede Ukrayna cephesinde taktik nükleer silah kullanılma olasılığı yükselmiştir. Nükleer eşik bir kez geçildiğinde, tırmanma merdivenin hangi basamağında durulur bilinmez. Ekim ayından sonra bu konuda çok hızlı gelişmeler yaşanabilir. Dünya bu badireyi nispeten hasarsız atlatırsa, önümüzde iki seçenek var. Düşük olasılıklı seçenek nükleer silahlardan tamamen arındırılmış bir dünya. Savaşın artık işe yaramadığının hala idrak edilmemesi, aynı inadın nükleer silahlar için de sürebileceğini düşündürüyor. Güçlü olasılık ise nükleer silahların daha da yayılması. Zira nükleer şantaja direnmek için en uygun araç yine nükleer silahlardır. Rusya’nın nükleer şantajını meşru mirasçısı olduğu Sovyet nükleer silahlarından gönüllü vazgeçmiş bir ülkeyi hedef alması, bu inancı pekiştirecektir. Önümüzdeki yıllarda “nükleer kulüp” yeni üye alımına başlayabilir. 

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus