Berrin Sönmez yazdı: İktidar neden yoksulluk nafakasına “süresiz” diyor?

Hukuki gerekçelerle açıklanamayan, toplumsal ve ekonomik gerçekliğe uymayan iddialarla nafaka hakkı karşıtlığı 2016’dan bu yana gündemde. Kısaca “Boşan-MA Komisyonu” demeyi seçtiğim TBMM araştırma komisyonundan bu yana iktidar, nafaka karşıtlığını ihtiyaç duyduğu takvim aralığında tekrar tekrar alevlendiriyor. On yıldır kadın hareketi eşitlik mücadelesinin odağına, hak gaspı girişimi olması nedeniyle nafaka gerçeklerini de yerleştirdi. Eşik Platformu, Kadın İşçi, Baro Kadın Hakları Merkezleri ve saymakla tükenmeyecek pek çok kadın örgütünün sosyal medya hesaplarında yer alan açıklamalar ve bilgi notlarıyla nafaka hakkına dair devasa bir külliyat oluştu.

Hukuki gereklilikler, toplumsal gerçeklik ve ekonomik koşullar açısından nafaka hakkının gasp edilmesinin yaratacağı sorunları önlemek için dikkat çekilmeyen konu kalmadı desem yeridir. Bir tek ben bile on yıldır, Gazete Duvar’da, Medyascope’ta onlarca yazı yayınlamış, çeşitli mecralara sayısız söyleşiyle nafaka gerçeklerini anlatmaya çalışmışım. Değişen bir şey yok. Çünkü mesele hukuki değil, ekonomik değil, toplumsal sorun çözmeyle ilgisi yok. Çünkü toplumsal sorun yaratan gerçekte nafakanın ödenmeyişi ve kadınların mağduriyeti. Ama iktidar bu gerçek sorunu gözden kaçırmak için gerçekliği ters-yüz ederek “erkek mağduriyeti” hikâyesi anlattı topluma. Dolayısıyla bu yazıda nafaka hakkı gaspının siyasi gerekçelerine odaklanacağım.

Yarım bırakılmayacak hikâyelerden birisi nafaka hakkı gaspı

AKP’nin son kongresinde Erdoğan “yarım kalan hiçbir hikâyemiz olmayacak” demişti. Nafaka karşıtlığı iktidarın yarım kalmayacak sözü verilen hikâyelerinden birisi. Çünkü nafaka hakkı, toplumda, hukukta, siyasette kadına yönelik her türlü ayrımcılığı önleyecek mekanizmalardan birisi. Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik her düzenlemeyi ve hukuki kuralı çiğnedikleri gibi nafaka hakkını da dezenformasyonla karalama kampanyalarına yol verdi iktidar. Ama yasadaki yoksulluk nafakası adını değiştirerek eşitlik karşıtı hikâyesini tamamlamaya çalıştı. Hâlâ bu çalışma devam ediyor. Bakmayın siz 12. Yargı Paketi’nden çıkarıldı, açıklamalarına. Nafaka ve hızlı boşanma gibi aile hukukuna; LGBTİ+ haklarına; suça sürüklenen çocuklar konularına ilişkin düzenlemelerin taslaktan çıkarılması, bir ya da birkaç hafta sonra TBMM’ye ve topluma başka bir torba yasayla tekrar dayatılmayacağı anlamına gelmez.

nafaka
İktidar yoksulluk nafakasına neden “süresiz” diyor?

AYM kararı kadın aleyhine olduğunda hemen uygulanır

2024 tarihli ve kadının soyadı konulu AYM kararı, 9 aylık yasal süreyi çoktan geçtiği halde uygulanmıyor. Çünkü soyadı hakkındaki karar kadın ve eşitlik lehine idi. Evlenen kadınlara erkeğin soyadını dayatan düzenlemelerin eşitsizlik yarattığı gerekçesiyle iptal edilmişti. Eşitlikçi bir düzenleme ile kadınların doğuştan gelen kendi soyadını evlenme, boşanma, yeniden evlenme gibi durumlarda değiştirmek zorunda kalmayacağı bir düzenleme yapılmalıydı. Yasal düzenleme bile gerekli değil. Nüfus İdaresi AYM iptal kararına doğrudan uymalı ve kadınlara nikah işlemi sırasında soyadı seçme serbestisi verebilirdi, vermeliydi. Ancak saray talimatı olmadan orman yangınına müdahaleyi başlatamayan kamu kurumları elbette anayasal sorumluluklarını talimat almadan gerçekleştiremiyor bu ucube sistemde.

Burada kısa bir parantez açarak dindar ve seküler arkadaşlarımın kulaklarını çınlatayım. İki yıl önce soyadı iptal kararı çıktığında iktidarın, bu kararı, erkek soyadı dayatması için bir fırsat olarak kullanacağını söylemiştim. Acele ve güçlü kampanya önerdiğimde dindar arkadaşlarım dinde erkek soyadı dayatması olmadığı gerekçesiyle karşıt açıklamalar yapmışlardı. Ama iktidar, kadın hakları ve eşitlik söz konusu olduğunda dindar arkadaşlarımın karşısında beni haklı çıkarmayı istikrarla sürdürüyor. Seküler feminist arkadaşlarım da bir kampanya ihtiyacı olmadığını, iptal öncesi düzenleme ile iki soyadı kullanma olanağının devam edeceği gerekçesiyle güçlü kampanya yerine kısa açıklamaları tercih ettiler. Geldiğimiz yer ortada: İki yıldır erkek soyadı dayatması sürüyor ve nafaka hakkı gaspını dört gözle bekleyenler bayram ediyor.

Fakat Anayasa Mahkemesi, 4 Haziran 2026 tarihli kararıyla yoksulluk nafakasını yeniden tartışmaya açtığında derhal sahiplenildi. AYM kararları usulen gerekçesiyle açıklanır. Ancak bu sefer öyle olmadı. Hâlâ gerekçeyi bilmiyoruz. Çünkü hâlâ açıklanmadı. Ama toplum bu kararı evecen Adalet Bakanı Akın Gürlek’ten duydu. Kadın ve eşitlik aleyhine olduğu için ve bir de Gürlek’in PR ihtiyacına uyumlu görüldüğü için olsa gerek toplum gündemine getirildi. Az-buz bir şey değil tabii ki bir hikâye tamamlama fırsatı veren ve muhtemelen talimatlı karar dört gözle bekleniyor olmalıydı. Eşitlikçi toplum düzenine doğru ilerleme imkanı veren yoksulluk nafakası düzenlemesini kaldırarak ya da süre kısıtlaması getirerek yapılacak bir düzenleme, cinsiyet ayrımcılığına dayalı bir toplum düzeni hayal edenlerin hikâyesidir. Ve bu distopik hikâyeyi tamamlama fırsatını kullanmak isteyeceklerini tahmin etmek zor değil.

Ama işte “il mi yaman, bey mi yaman” kısmında topluma ve kadınlara çok iş düşüyor. Şüphesiz 4 Haziran’dan bu yana ülkenin her yerinde yapılan eylemler, basın açıklamaları ve çalıştaylar aracılığıyla yükselen karara, taslak 12. Yargı metni taslağına itirazlar, on yıldır gerçekleşen kadın başarısını bir kere daha gerçekleştirdi. Mücadelenin getirdiği başarı yasal düzenlemeyi bir kere daha durdurmayı başardı. Ancak tehlike geçmedi. Her an yeni bir taslak gelebilir. Ve bildiğimiz bir başka acı gerçek de nafaka karşıtı her girişim sonrasında mahkeme kararlarının daha çok kadın ve çocuk nafakası aleyhine çıkması. Nafaka yükümlüsünün hükme aykırı şekilde ödemelerini yapmayışı. Nafaka ödemesini alamayan kadınların kendileri çocukları için icra mekanizmasını işletmek zorunda kalışı ama yargının bu durumda bile kadın lehine hüküm kurmaktan uzaklaşması… Bunlar büyük ve son derece tehlikeli gerçekler. Adı üstünde yoksulluk nafakası ve yoksul kadınların ve çocukların üç kuruş nafakasına göz diken, siyasi ikbalini yoksulları daha fazla ezmekte gören iktidarın hikâyesi bu konuştuklarımız.

Yazık ki bu konuda AKP’li kadınlara güvenenler hâlâ azalmış değil. “Nasıl sessiz kalırlar, onlar da kadın” diyenlere özgür iradeleri olmadığını söylerdim yıllardır. Ve şimdi Metin Külünk, Cansu Çamlıbel röportajında bu tespitimin gerçekliğini ispatlamış oldu. 2021’den bu yana partide aktif görev verilmeyişini “özgürüm, aklım ve iradem özgür” ifadesiyle açıklaması salt bir itiraf değil aynı zamanda tespitlerin, tahminlerin ispatıdır.

“Baskı rejimleri önce dili ele geçirir”

Gelelim başlıktaki soruya, nedir bu süresiz nafaka isimlendirmesindeki ısrarın sebebi? Bu soruya nafaka karşıtlarının vereceği cevap belli, onu geçelim çünkü süresiz iddiasının gerçekle ilişkisi yok. Zira Medeni Kanun m. 175, 176, Yoksulluk Nafakası başlığı altında yer alır. AYM’nin iptal ettiği kısım 175’i maddenin tümü değil. Boşanmayla yoksulluğa düşecek olan tarafın (cinsiyet ayrımı yok) kusuru daha ağır olmamak koşuluyla yoksulluk nafakası talep etmesine hak tanımıştır. Yoksulluk halinin ne zaman, nasıl, hangi şekillerde sona ereceği hüküm verilirken peşinen ve ezbere bilinemeyeceği için “süresiz olarak” bağlanması yer alır maddede. Ve 176’ncı maddede yoksulluğun biteceği durumlar sayılır. Bu durumlara göre süresiz olarak bağlanan nafakanın hangi koşullarda kesileceği, eksiltileceği veya arttırılacağı hükme bağlanmıştır. AYM m. 175’de yer alan “süresiz olarak” ibaresini iptal etti.

Yoksulluğa bağlı nafaka hakkını iptal etmedi. Ancak hukukçular daha iyi bilir ama benim okumama göre AYM bu kararla aslında m.176 ile tespit edilen yoksulluk tanımlarını, nafakanın ortadan kalkma hallerini iptal etmiş oldu. Bu durum hukuken ve toplumsal olarak büyük bir karmaşa yaratır. Fakat iktidar için bunun hiçbir önemi olmadığı görülüyor. Yoksulluk nafakasına süresiz diyerek yürüttüğü kara kampanyalarla AYM kararlarını yönlendirip, tam olarak süresiz sözcüğünü iptal ettirmeyi başardığı için büyük bir sevinçle gerekçeyi dahi beklenmeden kutlamaya giriştiler. Bu kadar sevince yol açan şey isim değişikliği ile yoksulluk gerçeğini gizleyebilmekten ibaret değil. Bunu da içine alan ama çok daha geniş ve derin bir politikanın başarıya ulaştığını düşünüyor olmaları.

1940’larda Alman vatandaşı Victor Klamperer kaleme aldığı Thunder’in Günlükleri adlı iki kitaplık serisinde baskı rejimleriyle dil arasındaki bağlantıyı inceliyor. Bir filolog olarak 1933-45 yıllarında Alman dilindeki kelime değişimlerini odağına aldığı eseri dil ve düşünce arasındaki ilişkiye dikkat çekiyor. Kelimelerin anlamlarındaki küçük değişmeler, kavramlara farklı isimlendirme getirilmesi, düşünceyi nasıl etkiler sorusunun cevabını veriyor. “Dil düşüncenin anahtarı ve dilin değişmesi insanların toplumu ve dünyayı anlama, olguları anlamlandırma yönündeki becerisini etkiliyor” şeklinde özetlenebilir. Klamperer’in iki kitaplık serisi İletişim’den “Nasyonal Sosyalizmin Dili” adıyla yayımlanmış. Bu kitaptan haberdar olmamı sağlayan Prof. Ceyhun Elgin’e Kayıt Dışı İktisat YouTube kanalında yaptığı kitap tanıtımı yayını için teşekkür ederim.

Düşününce eminim ki okuyan herkes yoksulluk yerine süresiz nafaka adı verilmesine benzer pek çok isim değiştirme yoluyla dili ele geçirme örneği hatırlayacaktır. Örneğin AKP yerine adalet ve kalkınma kelimelerini yutan AK Parti ısrarı. Yıllar önce bir AKP yöneticisine “aklanmaya bu kadar çok mu ihtiyacınız var?” sorusunu yöneltmiş ve tabii ki “AK Parti düşmanı” olarak etiketlenmiştim. Son örneklerden birisi erken seçim yerine öne çekilmiş seçim ısrarı. Tam olarak harfi harfine onların söylediği kelimeleri kullanma zorunluluğu getiren üstenci söylemler, dil aracılığıyla zihnimizi ele geçirmek için yapılıyor. Fakat bu baskılar karşısında çaresiz değiliz. Ceyhun hocanın hatırlattığı üzere önce aklımızı korumak, sonra hafızamızı diri tutmak ve vicdanımızı kaybetmemek için edebiyattan, kitaplardan ve anılardan yardım alabiliriz. Hiçbir şey yapamıyorsak bile okumaya yönelmek baskı dönemlerinde bir direniş biçimi olabilir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş