Genelde Ak Parti cenahı, muhalefetin coşkusundan, sosyal medyada yaygınlaştırılan “Bu sefer Erdoğan gidiyor, CHP kesin kazanacak” rüzgârından pek etkilenmez, kendilerinden emin oldukları için ciddiye almazlar. 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Muharrem İnce rüzgârı estirildiğinde bile, Erdoğan’ın kazanacağına inanıyorlardı. Bu kendine güven Ak Partililerde 2007’den itibaren vardı.
2007 Cumhurbaşkanlığı ve genel seçim sürecinde eşi başörtülü birinin Cumhurbaşkanı seçilmemesi için, üç yüz binleri aşan Cumhuriyet mitingleri düzenlenmiş, darbe yapacağı rivayetleri dolaşıma sokulan Genelkurmay Başkanı 27 Nisan muhtırası vermiş, Anayasa Mahkemesi 367 şartı getirmiş, CHP lideri Deniz Baykal meydanlarda “Aday olma, aday olma!” diye bağırmış ama onca hareketliliğe rağmen Ak Parti 22 Temmuz 2007’deki genel seçimlerde oyların %46,58’ini aldığı gibi Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı seçtirmişti.
Daha sonra yapılan 12 Haziran 2011 genel seçimlerinde %49,83 oranında oy alarak üst üste üç kez tek başına iktidara gelen Ak Parti, muhalefet tarafından bile artık yenilemez kabul ediliyor, Ak Parti’ye oy veren kitleler de artık her seçimi kazanacaklarını düşünüyordu. Artık yapılan seçimler, partiler arası değil de Erdoğan’ı sevenler ile Erdoğan’dan nefret edenler arasında yapılıyor gibi bir havaya büründü.
2013’ten itibaren açık bir savaşa dönüşen Hükümet-Fethullahçı savaşından sonra, 2007’den itibaren Ak Parti’ye, hükümete, bakanlıklara, belediyeye, Valiliklere, kaymakamlıklara hâkim olan Fethullahçılar muhalefet safına geçti ve 17-25 Aralık operasyonuyla hükümeti düşürmeye çalıştı. Yüzde 10 oy potansiyeli olduğu düşünülen bir cemaatin Ak Parti’den ayrılması, muhalefeti çok umutlandırdı. Ancak 2014 yerel seçimde cemaatin yüzde 1 bile oyu olmadığı ortaya çıktı. Erdoğan bir yıl sonra Cumhurbaşkanlığına seçildi.
Daha sonraki süreçte yargı ve medya ele geçirilmiş, ordu artık hükümetin yanında bir konuma gelmiş görüntüsü vardı. Uzun yıllar kendilerine kök söktüren “CHP zihniyetli” yargı, medya, TSK gibi kurumlar artık tehdit oluşturmuyordu. 2018’deki Cumhurbaşkanlığı seçiminde estirilen CHP adayı Muharrem İnce rüzgârında bile kazanacakları konusunda hiç kaygı duymadılar.
Ak Partililer ilk kez 2023 seçiminde endişelendi
Ancak 2019 yerel seçiminde, Ak Parti kaleleri İstanbul ve Ankara’yı CHP’nin adayları Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’a kaptırınca, o özgüven biraz kırıldı.
Ardından pandemi süreci, savaş, deprem üst üste gelip, ekonomik sıkıntı belirgin olunca ve buna 21 yıllık iktidar olmanın toplumun genç kesiminde bıkkınlık duygusu eklenince, “Galiba bu sefer karşı taraf kazanacak” endişesine yol açtı. Kılıçdaroğlu’nun beş sağ partiyle yaptığı 6’lı masa ittifakına HDP’nin aday çıkarmayarak verdiği koşulsuz destek, 2019’daki yerel seçim sonucuna benzer sonuç alınabileceği ihtimalini güçlendirmişti. Sosyal medyada muhalefetin estirdiği Kılıçdaroğlu rüzgârı, adeta kasırgaya dönmüştü. İslâmî kesimin bir zamanlar Milli Gazete, Zaman, Yeni Şafak gibi gazetelerde yazan önemli isimler bile artık Kılıçdaroğlu’nu destekliyor, medyanın popüler isimleri “Erdoğan dönemi kapandı, bitti artık o iş” diyor, çoğu anketler Kılıçdaroğlu’nun %55-60 arası oy alacağını ilân ediyor, sosyal medyada Ak Partililer için “Yargılanacaksınız!” paylaşımları yapılıyordu.
Tarkan, Cem Yılmaz, Şahan Gökbakar, Danla Biliç gibi hayranı ve takipçisi milyonları bulan isimler, ünlü gazeteciler, popüler ekonomistler Cumhurbaşkanlığı seçiminde Kılıçdaroğlu’na oy verilmesini açıktan istiyorlardı. Muhafazakârların çocukları bile bu rüzgârdan etkileniyor, bazı ailelerde Ak Partili ailesine rest çeken gençler Kılıçdaroğlu’na oy vereceğini söylüyorlardı.
Bu durum özellikle Ak Partililerin endişelenmesine, kendisini yalnız hissetmesine yol açtı. İlk kez bu kadar endişe duyuldu, ilk kez kaybetme ihtimalini %50’nin üstünde gördü. Neredeyse çoğu, Ak Parti döneminin bu sefer biteceğine inanmaya başladılar. Psikolojik olarak yenilmişlik duygusuyla içlerine kapandılar, sessizleştiler, hatta neredeyse görünmez oldular. Toplumda açıktan Erdoğan’ı savunan insanlar eskisi gibi görünmüyordu, hatta kendini gizleme ihtiyacı hissedenler çoktu. Muhalefetin estirdiği rüzgâr onları sindirmişti.
Daha önceki seçimlerde Erdoğan’ın Ak Partilileri kenetleyen açıktan savaştığı medya, vesayet, cemaat gibi ‘düşmanlar’ artık yoktu. Halk ekonomik sıkıntılardan bunaldığını açıkça dile getirmeye başlamıştı. CHP ile ömrü boyunca ölümüne mücadele eden ama 70 yaşından sonra CHP’ye ilk kez oy vereceğini söyleyen, üstelik Kılıçdaroğlu’nu şiddetle savunan, bunu Facebook sayfalarında paylaşanlar vardı. Bunlardan bazıları eski Ak Partili, bazıları Fethullahçı, kimileri Yeni Asya nurcularındandı. Süleymancılar, Yeni Asyacılar gibi cemaatlerin bir kısmı, Alpaslan Kuytul’un taraftarları, hatta kimi tarikat mensupları ve başları örtülü kimi kadınlar/kızlar Ak Parti karşıtı paylaşımları yapıyorlar, bazıları Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceklerini duyuruyorlardı. Sosyal medyada ve anketlerin çoğunda ise her zaman olduğu gibi CHP yüzde 55-60 ile kesin kazanıyordu. Daha önce “Sosyal medyada CHP, sandıkta Ak Parti kazanır” diye dalga geçen Ak Partililer ilk kez böyle bir durumla karşılaştıkları için şaşırıyor, “Bu sefer herhalde kaybedeceğiz” duygusuyla sarsılıyorlardı.
Yani, 14-28 Mayıs 2023 tarihlerinde yapılan iki turlu seçim öncesi, Cumhur İttifakı’nda bir tedirginlik, Millet İttifakı’nda ise büyük bir coşku vardı.
İki bitmez korku: Camiler kapatılır mı? İçki yasaklanır mı?
Ancak mitingler başladığında, Erdoğan’ın mitingine gelenlerin ne kadar çok olduğunu görünce mitinge katılanlar da şaşırdılar. Sadece onlar değil, muhalefet de şaşırmıştı. En büyük şaşkınlık ise, 1.700.000 kişinin katıldığı İstanbul mitingiydi. Kendini yalnız hisseden, “Bu sefer yenileceğiz galiba” diye düşünen, bu yüzden ortalıkta pek görünmeyen veya kendini belli etmekten çekinen milyonlarca insan, sanki bir komutla gizlendikleri yerlerden çıkmışcasına bir anda yollara dökülmüştü. Kendileri bile, “Bu kadar Ak Partili var mıydı, şimdiye kadar bunca insan neredeydi?” diye soruyordu.
Bu seçimde de önceki seçimlerde olduğu gibi, karşılıklı iki bitmez temel korku vardı. Camiler kapatılır mı, içki yasaklanır mı? Refah Partisi döneminden beri “Laiklik elden gider mi, Türkiye İranlaşır mı, içki yasaklanır mı?” kaygısını duyan kesim zamanla azalsa da hâlâ vardı. Ama Ak Partililerin çoğu, “CHP iktidara gelirse camileri kapatırlar” endişesini taşımaya devam ediyorlardı. CHP’liler X’te, Ak Partililer Facebook’ta kıyasıya propaganda savaşı yürütüyordu.
Bu atmosferde girilen 14-28 Mayıs seçimlerinde oran diğer seçim sonuçlarıyla aynı çıktı. 52’ye 48 oranı bu seçimde de değişmemişti. Milletvekili seçiminde Ak Parti yine birinci çıkmıştı. Bu sonuç kesin kazanacağına inanan muhalefet liderleri ve seçmenleri için tam bir şoktu. “Ülkeyi karanlıktan aydınlığa çıkaracak son seçimin” kaybedilmesi büyük bir travmaya yol açtı. Her şey bir anda alt süt olmuştu. CHP lideri Kılıçdaroğlu seçim gecesi ailesinin yüzüne bakamadığını söylüyordu. Seçim öncesi büyük destek veren gazeteciler ve CHP tabanı şimdi hiç de nazik olmayan bir üslupla Kılıçdaroğlu’na “İstifa et” baskısı yapmaya başlamıştı. Millet ittifakının ikinci büyük partisi İyi Parti’nin lideri Meral Akşener ise aylarca sessiz kaldı konuşamadı ve sonra istifa ederek siyasetten çekildi.
Zafer Partisi ile Millet İttifakı’nın diğer ortaklarından bile gizli yapılan görüşmelerde İçişleri Bakanlığı dahil üç bakanlık ve MİT’in verildiğinin ortaya çıkması eleştirileri daha da keskinleştirdi. Kılıçdaroğlu’na oy verenlerden “iyi ki seçilememiş” diyenler oldu. Sosyal medyada pek çok kişi Kılıçdaroğlu CHP’nin başında olduğu müddetçe yerel seçimlerde CHP’ye oy vermeyeceğini açıkladı.
Seçimden sonra ortaya çıkan ilginç bir gelişme ise, bazılarının nefret ettiği Erdoğan’ı siyasi dehası yönünden takdir etmesiydi. Kimileri de artık Erdoğan’a değil, daha çok ona oy verenlere düşman oldu. “Ülkede adalet yokken, tek adam rejimi varken, yolsuzluk ve yoksulluk başını almış gitmişken, insan hakları askıya alınmışken, Araplar ülkemizi işgal etmişken” nasıl olur da insanlar hâlâ oy verebilirdi.
Diğer seçimlerde olduğu gibi, bu seçimden sonra da “Bizim tuzumuz kuru, yatımız katımız var, gelecek kaygımız yok. Biz sizin için daha iyi şartlar oluşsun diye mücadele ediyorduk ama değmezmişsiniz, bundan sonra size zerre acımak yok” paylaşımları yapıldı. Bazıları Erdoğan’a oy verenlere beddua ediyor, benzine mazota zam yapıldıkça oh olsun çekiyor, beter olun diyordu. En çok da depremzedelere öfkelilerdi.
Ak Parti tabanı partisini yerel seçimlerde cezalandırıyor
Kimileri öfkeyle, kimileri merakla onca şeye rağmen neden hâlâ Erdoğan’a oy verildiğini anlamaya çalışıyor, bazı muhalif yazarlar sebepleri konusunda yorumlar getiriyordu.
Oysa 2023 öncesi esen onca rüzgâra rağmen Ak Parti’ye ve Erdoğan’a oy verilmesinin en büyük nedeni, seçime doğru emeklilere ve memurlara üst üste zamların yapılmasıydı. Kısa aralıklarla birkaç defa hem emeklilere, hem asgari ücrete zam yapılmıştı. İnsanlar cebine giren sıcak paraya bakıyordu. Öyle iddia edildiği gibi, DEM’le iş birliği, Kılıçdaroğlu’nun zikredilen hataları, PKK ile beraberler gibi söylentiler çok da etkili değildi. Yine o seçimde İmamoğlu veya Yavaş aday olsaydı, büyük ihtimalle onlar da kaybedecekti. Kaldı ki o seçimde Kılıçdaroğlu, İmamoğlu, Yavaş üçlüsü sahadaydı. O seçimi kazandıran seçime az kala emeklilere, asgari ücrete yapılan üst üste zamlardı. Bir de depremzedelere yapılan hakaretler, sosyal medyada yaygınlaşan asacağız keseceğiz, yargılayacağız paylaşımları insanları ürkütmüştü.
Bunun yanı sıra Erdoğan, sadece Ak Parti’nin değil Cumhur İttifakı’nın lideriydi ve Cumhur İttifakı’nı tek partiymiş gibi kenetliyordu. Millet İttifakı ise aylarca iç çatışmalar yaşadı, Cumhurbaşkanı adayını bir ay kala açıkladı, 7 cumhurbaşkanlığı yardımcılığı gibi bir sistem önerdi. Bu da geçmişteki koalisyonların çatışmalarını hatırlattı.
Erdoğan’a bağlı seçmenler zaman zaman Ak Parti’ye kızıyor, küsüyor, yerel seçimde oy vermeyerek veya rakibe oy vererek cezalandırıyor. Bazen genel seçimlerde ittifak içindeki diğer partilere MHP’ye, YRP’sine oy veriyor ama sonuçta yine Erdoğan’a oy veriyor. YRP ittifaka katılmasaydı MHP’nin oyu biraz daha fazla olabilirdi.
Erdoğan’ın yaptığı maddi manevi icraatların etkisini muhalefet tam anlayamıyor. Ayasofya’nın yeniden camiye dönüşmesi, Taksim’e cami yapılması, Çamlıca Camii, bunların ortalama seçmene etkisi çok büyük.
Muhafazakâr camiada birkaç nesil Ayasofya’nın camiye dönüşmesi ve Taksim’e camii yapılması hayaliyle yaşadı. Said Nursi’den bütün İslâm âlimlerine, Mehmet Akif’ten Necip Fazıl’a, Kadir Mısıroğlu’ndan Mehmet Şevket Eygi’ye Hekimoğlu İsmail’den Şule Yüksel Şenler’e, Sezai Karakoç’tan Nuri Pakdil’e, Osman Yüksel Serdengeçti’den Erbakan’a yazarların, siyasetçilerin ve halkın önemli bir kısmının en büyük hayaliydi. Erbakan Ayasofya ve Taksim’e Camii dediği için 28 Şubat darbesine maruz kalmıştı. Ayasofya’yı yeniden ibadete açmak, camiye dönüştürmek İstanbul’u yeniden fethetmek gibiydi. Erdoğan Taksim’e cami yaparak, Ayasofya’yı camiye dönüştürerek geniş bir kesim için imkânsız denilen bir hayali gerçekleştirmişti.
Üçüncü Boğaz Köprüsü, adının Yavuz Sultan Selim olması, Osman Gazi Köprüsü, Sabiha Gökçen hava limanı, yeni İstanbul havalimanı, Marmaray, Avrasya, İHA’lar, SİHA’lar, tanklar, gemiler, yerli araba Togg, bulunan doğalgazlar, keşfedilen petroller gibi yapılan işler zaten ayrıca etkiliyordu. Muhalefet ise Togg’a, petrole, doğalgaza inanmıyor hatta alay ediyordu.
2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminden Erdoğan yine kazanınca, muhalefet tekrar umutsuzluğa düştü. Kesin Kılıçdaroğlu kazanacak diyenler ve anketçiler mahcup oldu. “Bu halk Erdoğan’dan vazgeçmiyor, boşuna mücadele veriyoruz” duygusu yaygınlaştı. İnsanlar umutsuzluğa kapıldı.
“Çoğu Ak Partili olan” emeklilere az, “çoğu CHP’li olan” memurlara daha fazla zam
Ama bu hava beklenenden kısa sürede tekrar değişti. Seçim öncesi asgari ücrete, emeklilere art arda yapılan zamlar, seçimden sonra baş gösteren ekonomik sıkıntı ve hayat pahalılığı yüzünden anlamını yitirdi ve insanlar öfke duymaya başladı. İğneden ipliğe her şeye gelen zamlar bir yana, emeklilere ve asgari ücrete az, memurlara daha çok zam meselesi gözle görünür bir tavır değişikliğine yol açtı.
En çok öfke duyan kesim ise, “çoğu CHP’li olan memurlara” seyyanen zam verilirken, kendilerine seyyanen zam verilmediği gibi düşük oranda zam alabilen “çoğu Ak Parti’yi destekleyen” emeklilerdi. “Reis bindiği dalı kesiyor, yüzde sekseni kendisine düşman memurlara bol kepçeden verirken, kendisine sadık bizlere nasıl olsa bizden sabrederler diye az zam veriyor” düşüncesi yaygınlaştı. Ayasofya’nın camiye dönüşmesi, Çamlıca camisi, köprüler, metrolar, tüneller, barajlar, İHA’lar, SİHA’lar elbette büyük hizmetti ama emeklilerin gözü bunları görmeyecek hale gelmişti. Nitekim 2024 yerel seçimlerinde çoğu oy kullanmayarak, bazıları kendine yakın gördüğü MHP, YRP, SP gibi partilere yönelerek Ak Parti’yi cezalandırdı. Özgür Özel’in yeni genel başkan seçildiği CHP, geçmişte SHP’nin 1989 yılında neredeyse bütün belediyeleri kazanması gibi bir zafer kazandı ve birinci parti oldu.
CHP’nin en hareketli kesimi, ana motoru kitle İmamoğlu’nun ve yeni genel başkan Özgür Özel’in etrafında kenetlenerek büyük moral kazandı. Ekrem İmamoğlu geleceğin cumhurbaşkanı olacak inancı yaygınlaştı. İmamoğlu “Ak Parti’yi dört kez” yenmişti, 2023’te aday olsaydı kesin seçimi kazanacak İmamoğlu varken Kılıçdaroğlu’nun kendini dayatması yüzünden Erdoğan yine kazanmıştı. Bu düşünce yaygınlaştıkça CHP içinde Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştiriler alabildiğine arttı.
Ekrem İmamoğlu’nun Özgür Özel tarafından Cumhurbaşkanı adayı ilan edilmesi ise Türkiye’de yeni bir dönemin başlangıcı olacaktı. Davalar ve operasyonlar peş peşe geldi, İmamoğlu tutuklanıp Silivri’ye gönderildi, diploması iptal edildi. Onlarca CHP’li belediye başkanı Ak Parti’ye geçerken, onlarca belediye başkanı yolsuzluk iddialarıyla tutuklandı. Bütün bunlar olurken Kılıçdaroğlu’nun kurultay yenilgisinden sonra köşesine çekilmeyip ofis kiralaması, mutlak butlan ile CHP’nin başına geçeceği söylentileri eski genel başkana büyük bir öfkenin yönelmesine neden oldu.
Gerçekten de mahkeme kararıyla CHP’nin başına genel başkan olarak geldiğinde, Kılıçdaroğlu tabanın çok büyük çoğunluğu tarafından “Hain ve alçak” olarak nitelendirildi. Bugün gelinen noktada CHP’liler artık Erdoğan’dan çok Kılıçdaroğlu’ndan nefret ediyor.
Ekrem İmamoğlu’nun Silivri’de tutukevine konulmasından sonra, sürekli miting yapan ve İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olduğunu tekrar eden Özgür Özel şu an “yeni Ecevit” muamelesi görüyor ve büyük bir rüzgâr estiriyor. Tabanın, belediye başkanlarının, milletvekillerinin ve delegelerin en az yüzde 80’i Özgür Özel’in yanında.
İki CHP birbirine çok öfkeli

Şu an görünen, Kılıçdaroğlu’nun CHP’si ve Özgür Özel’in CHP’si olarak iki CHP var. Kılıçdaroğlu CHP’si Özgür Özel CHP’sini yolsuzluk ve ahlâksızlık ile suçluyor. Bir yandan olağan kongrelerle delege yapısını değiştirmek, partide arınma sürecini başlatarak kirli olduklarına kanaat getirdikleri bazı milletvekili ve delegeleri ihraç etmek, il ilçe teşkilatlarını değiştirmek konusunda çalışmalara girmiş durumda. Belki kısa zamanda Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel’i de partiden ihraç edeceklerdir. Zamanla Özgür Özel’in etrafında yer alan milletvekillerinin ve belediye başkanlarının çözüleceğini umuyorlar.
Özgür Özel cephesi tabanlarının ve sol medyanın çoğu tarafından destekleniyor, yeni parti kurma düşüncesi gün geçtikçe ağır basıyor. Yeni parti kurulursa, Erdoğan’ın bir zamanlar ayrı parti kurup tek başına iktidara geldiği gibi bir başarı hikâyesinin gerçekleşebileceğine inananlar çok büyük oranda. Hatta, CHP’ye mesafeli olan kitlelerin bile Özgür Özel’in kuracağı yeni partiye yönelebileceğini düşünüyorlar. Medya da biraz buna yönlendiriyor gibi.
İki CHP birbirine çok kızgın, çok öfkeli ve nefret dolu. Biri diğerine hain, diğeri öbürüne hırsız diyor. Bu saatten sonra bir araya gelmeleri, yüz yüze olmaları artık çok zor. CHP gibi köklü bir partinin bu denli iki düşman kampa dönüşmesi kimsenin aklına gelmeyecek bir şeydi.
İktidar için, kendilerinin dahli olmadığını söyledikleri bu gelişmeler doğal olarak keyif verici. Bugüne kadar yaşananların CHP imajına büyük zarar verdiğini, sürekli iç kavgası veren bir partiye halkın yüz vermeyeceğini, pek çok kişinin yolsuzluklarının ispatlanacağını, İmamoğlu’nun asla Silivri’den çıkamayacağını düşünüyorlar. Özkan Yalım, Muhittin Böcek gibi isimlerin ilk başta sahiplenilmesinin Özgür Özel’in eksi puanı olduğunu, milletin prim vermeyeceğini varsayıyorlar.
Özgür Özel’in her şeye rağmen bir başarı hikâye ortaya koyması, mağduriyet rüzgârıyla başarılı olma ihtimalini düşünenler var. Ancak zamanla o rüzgârın dineceği, küskün seçmenin tekrar Ak Partı’ye yöneleceği, birkaç yıldır mağdur edilen kırgın ve kızgın emeklilerin gönüllerinin yine zamlarla gönlünün alınacağı umudunu da taşıyorlar.
Bundan sonra zaman ne gösterir, ne olur bilinmez ama komplo teorilerine hiç de inanmayan biri olarak şöyle geriden olup bitenlere bakınca, bir el veya bir güç sanki CHP markasını yok etme görevini üstlenmiş gibi. Kurulduğundan beri hep var olan CHP ayakta kalabilecek mi, yoksa CHP misyonu yeni bir partiyle mi devam edecek? Türk siyaset tarihinin en ilginç olaylarını yaşıyoruz.
Bakalım daha neler göreceğiz.














