Hale Soygazi: Bir demet menekşenin büyüsü

İstanbul’da yeni bir festival bugün (27 Ağustos) başlıyor. Çatalca Belediyesi tarafından düzenlenen Çatalca Film Festivali 29 Ağustos’a kadar sergiler, söyleşiler, konserler ve gösterimlerle sinemaseverlerle buluşacak. Hale Soygazi’ye, bu festivalde Altın Arguvan Onur Ödülü verilecek.

Türk sinemasının yarım yüzyılına damga vuran birkaç kadın oyuncudan biridir, Soygazi. 1972’de başladığı oyunculuğa sayısız film ve ödül sığdırdı. Saklambaç’ın Sinema Güzellik Yarışması’nda gelen birincilik onu beyazperdeye taşır. Ancak, salt güzellik değil, onun Yeşilçam ortamında kültürlü bir sinema oyuncusu olarak var olduğunun da altını çizmek lazım.

1972 ve 1980 arası dönemde oynadığı filmlerin önemli bir kısmı Yeşilçam’ın genel karakterine uygundur. Birkaç filmi bu önermenin dışında tutarak konuşmak gerek. İlk ve daima hatırlanması gereken ilk filmi Zeki Ökten’in yönettiği, Selim İleri’nin senaryosunu yazdığı “Bir Demet Menekşe”dir (1973).

Mikis Theodorakis’in müziği eşliğinde önce çiçekler sonra hızlı bir banliyö treni kendini gösterir. Sonra şehrin insan kalabalığı. İşine yetişmeye çalışanların yer yer telaşı göze çarpan bir kaynaşması bu. Avcı kamera bu telaşın içinde mahzun, yalnız ama inadına güzel bir kadını yakalar. Aşk acısının ümitsizliği içinde yalnız bir kadın. Sonrası Yeşilçam kalıplarına uygun “mutsuz bir fabrikatör”ün sınıfından olmayan bu kadına aşık olması, ardından yine bir çiçeğin adını taşıyan Nesrin’in bu aşka tutunarak mutsuzluğundan çıkması. Yeşilçam kalıpları olsa da Selim İleri eli değmiş cümleler ne de olsa başkalık katıyor hikayeye. Örneğin, “Orada güvercinler de olmayacak”. Sonra filmin sonunda duyduğumuz “Çile ocağına sığınanlar geri çevrilmez, kızım” repliği.

Bir terzihanede çalışan umutsuz ve yalnız bir genç kızın duygu dünyası ise şu cümlede çok güçlü bir şekilde aktarılır: “Her şeyi anlatmıştım sana, bir demet menekşenin büyüsüne kapılıp. Bu muydu insanlığın?”

Hale Soygazi’nin yüzünün en çok yakıştığı filmlerin işçi filmleri olduğunu söylemek herhalde yanlış olmaz. Üstelik star olmanın baş döndürücü olduğu Yeşilçam’da salon filmlerinde görünüp fabrikaya, kenar mahalleye inmek ve buraların meselelerine gerçekten ve içeriden bakan filmlerde oynamak ayrı bir cesaretle örülü duyarlılık ister.

Sinemadaki ilk yılı Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 50’inci yılıdır. Aynı yıl Soygazi, kariyerinin ilk önemli filmlerinden birinde oynar. Erman Film tarafından Cumhuriyetin 50’inci yılı için Halit Refiğ’in yönetiminde çekilen Halide Edip’in aynı adlı romanından uyarlanan Vurun Kahpeye bu eserin üçüncü ve son uyarlanışıdır. En çok tartışılan ve seyirci çeken uyarlama olarak sinema tarihine damgasını vurur. Öğretmen Aliye rolüyle Soygazi büyük iz bırakır.

Yavuz Özkan’ın yönettiği Maden (1978) bu yönüyle en güçlü filmlerinden biridir. Bir maden kentine gelen çadır kumpanyasında halkacı kadını oynayan Soygazi’nin filmde bir adı yok. Yer yer sahneye çıkıp şarkı söylediğini de görürüz. İşçilerin en acımasız koşullarda çalıştığı, aşağılandığı bir ortamda, ötekinin de ötekisi olur, çadır kumpanyası insanları. Yok sayılan kadınlığın yüzeye çıkan hali ise, Soygazi’nin bağ evinde işçi Nurettin’e bağrışlarıdır. Belki de bütün bir sömürü çarkına. Halka dağıtan kadının son bakışı ise, maden kasabasıyla çadır insanlarının kendi gerçeğine döndüğü ânı resmeder. Hale Soygazi, bu filmdeki rolüyle Antalya Film Festivali’nde en iyi kadın oyuncu ödülüne layık görülür.

12 Eylül sonrası

12 Eylül 1980 sonrası Türk sineması için de yeni bir dönemi ifade eder. Hale Soygazi, sinema adına bunalımlı diyebileceğimiz bu yıllarda da kendini var etmeye başarıyla devam eder. Latife Tekin’in eserinden uyarlanan Atıf Yılmaz’ın yönettiği Bir Yudum Sevgi (1984) filmi yoksul bir işçi semtinde geçen bir hikayeyi konu alır. Birkaç yıl öncesinin Türkiye’sinden uzaktayız. Grevler ve işçi liderleri yok. Soygazi, işsiz ve sorumsuz kocası Cuma’ya karşın çocuklarını büyütme derdinde olan ve bir çıkış arayan Aygül’ü canlandırır. Aşka ve ekmeğe dair arayışta olan bir kadının varlığı, 1980 sonrası daha belirgin hale gelen kadın mücadelesinin de birey üzerinden bir ifadesi olarak da okunabilir. Antalya Film Festivali’nde bir kez daha en iyi kadın oyuncu ödülü almasını sağlayan bu film için Soygazi, film için Gültepe ve Çeliktepe semtlerinde yaptığı çalışmalara değindikten sonra şunları söyler:

“Biz gerçekten o semtin havasına girmişiz ki pazarcı bile bizi semtin ahalisinden sandı. Gülsün’le (Karamustafa) çok gülmüştük. Gülsün gecekondu dekoru için Kapalıçarşı’dan duvar halıları topladı, harika bir gerçeklik kurdu filmde.” (1)

Bu filmin ardından 1985’te Muammer Özer’in yazıp yönettiği Bir Avuç Cennet de Türkiye’nin sınırlarını aşan bir başarıyla adından söz ettirir. Köyden kente göçün doğal bir sakinlik ve gerginlik içinde anlatıldığı filmde ev bulamayıp bir otobüs hurdasına sığınan bir işçi ailesini anlatır. Soygazi, Emine rolüyle sıra dışı bir oyunculuk sergiler.

Soygazi’nin Kadının Adı Yok (1987- Atıf Yılmaz), 12 Eylül filmi olan Bekle Dedim Gölgeye (1990- Atıf Yılmaz), Cazibe Hanımın Gündüz Düşleri (İrfan Tözüm, 1992) filmleri dönemine damga vuran diğer filmleri. Ancak, Bir Demet Menekşe filmindeki Nesrin’in bir demet menekşeye verdiği anlam akıllarda ve yüreklerde en çok yer edinen eser olduğunu söylemem gerek. Tabii bir de işçi kadını çok güçlü bir oyunculukla sinemaya taşımış olmasını da unutmadan.

Çatalca Film Festivali’nde sinemaseverlerle bir kez daha buluşacak olan Soygazi’nin böyle bir etkinlikte onur ödülüyle hatırlanmış olması festivalin en güzel renklerinden olacağını söylemek yerinde olur.

(1) Rıza Kıraç, Hale Soygazi-Menekşeli Kız, Altın Koza Film Festivali Yayınları, 2022

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş