Yener Orkunoğlu yazdı: Hegel’de özgürlük ve akıl ilişkisi

Bu yazı Hegel üzerine yazdığım serinin devamıdır. Şimdi akıl ve özgürlük arasındaki bağı inceleyeceğim.  Ancak akıl-özgürlük ilişkisini bütün boyutlarıyla ortaya koyma iddiasında değilim. Yalnızca genel bir perspektif sunmaya çalışacağım.

Fakat akıl-özgürlük ilişkisini felsefi açıdan ele almadan önce, şu soruyu sormakta yarar var: Almanlar neden felsefede devrim yaptılar?

18. yüzyılda İngilizler ekonomik alanda (Sanayi Devrimi), Fransızlar ise siyasal alanda (Fransız Devrimi) iki büyük devrime imza attılar. Ekonomik ve siyasal açıdan oldukça geri bir konumda bulunan Almanya ise felsefede devrim yapmayı başardı.

Peki, bu nasıl mümkün olabildi?

İngilizlerin ve Fransızların devrim deneyimlerini inceleyen Alman filozoflar, bu devrimlerin arkasındaki düşünceyi açığa çıkardılar. Onlara göre bu devrimleri mümkün kılan şey, aklın kilisenin dogmalarından özgürleşmesiydi. Dolayısıyla akıl ve özgürlük kavramları, Alman felsefesinin temel kavramları hâline geldi. Nitekim Alman filozof Schelling, “Tüm felsefenin başı ve sonu özgürlüktür” diyerek bu anlayışı özetlemiştir.

Hegel felsefesi de, özgürlüğü temellendiren felsefedir. Nitekim Alman filozof Klaus Vieweg’in 2020 yılında Hegel’in 250. doğum yıldönümü vesilesiyle Hegel üzerine bir biyografi yayımladı. Bu kitabın alt başlığı ise şu iki sözcükten oluşmaktadır: Özgürlük Filozofu

Vieweg bu kitapta, Hegel’in tüm felsefesini özgürlük ve akıl etrafında yorumlar. Ben de 2024’te 1-8 Ağustos arasında Roma’da düzenlenen 25. Dünya Felsefe Kongresi’ne katıldım ve Vieweg’in bir konuşmasını dinledim. Onun ağzında özgürlük ve akıl ilişkisini duymak, bu ilişkinin önemini gözler önüne serdi.

Hegel’de özgürlük ve akıl ilişkisi

Hegel felsefesinde özgürlük ile akıl birbirinden ayrılmaz iki kavramdır. Bu ilişki, Hegel’in tüm sisteminin omurgasını oluşturur. Hegel’e göre özgürlük, modern felsefenin en temel sorunudur. Ancak Hegel’in özgürlük anlayışı, günlük hayatta kullanılan  “ne istediğimi yaparım” anlamındaki özgürlükten çok farklıdır. Klaus Vieweg’in belirttiği gibi, Hegel “bir özgürlük filozofudur” ve ondaki özgürlük anlayışı, asla keyfilikle özdeş değildir; aksine akılla birlikte ilerler. Vieweg, bu ilişkiyi öyle özetler:

“Hegel’de özgürlük ve akıl her zaman bağlantılıdır.”

Peki, bu bağlantı tam olarak ne anlama gelir? Hegel’de özgürlük ve akıl özdeş kavramlardır. Bu özdeşliği kavramak, Hegel’in diyalektik yöntemini, tarih felsefesini ve hukuk felsefesini kavramanın anahtarıdır.

Keyfilik ve gerçek özgürlük ayrımı

Hegel, özgürlüğü keyfilikten ayırır.  Günümüzde yaygın görüşe göre özgürlük, bireyin hiçbir dış engel olmadan arzularını gerçekleştirebilmesidir. Hegel, bu anlayışı soyut özgürlük olarak niteler ve bunun gerçek özgürlük olmadığını savunur.

Hukuk Felsefesinin Temel İlkeleri eserinde özgürlüğün, dışsal bir zorunluluğa boyun eğmek değil, tam tersine o zorunluluğun içinde kendini bulmak olduğunu ifade eder. Yani özgür birey, zorunlu olan kendi seçimiyle benimser.  Hegel’in meşhur sözüyle:

“Özgürlük, ötekinde kendisiyle kalabilmek, ona bağımlı görünürken o ötekini kendinin kılabilmektir.”

Bundan şu sonuç çıkar: Hegel’e göre özgürlük, bireyin toplumsal ve tarihsel koşullardan bağımsız hareket etmesi değil, nesnel zorunlulukları akıl yoluyla kavrayıp kendi iradesiyle onaylamasıdır.

Hegel, özgürlük ile akıl arasındaki bu doğrudan bağı ve iradenin rasyonel doğasını Hukuk Felsefesinin Temel İlkeleri eserinin dördüncü paragrafının ekinde şu sözlerle açıklar:

“Hukukun zemini, genel olarak tinsel olandır ve onun daha yakın yeri ve çıkış noktası, özgür olan iradedir; öyle ki özgürlük, onun tözünü ve belirlenimini oluşturur ve hukuk sistemi, gerçekleşmiş özgürlüğün hüküm sürdüğü alan, Tin’in kendisinden doğurduğu ve ikinci bir doğa olarak var olan dünyasıdır. “

Daha anlaşılır bir ifadeyle, “Hukukun temeli tin’dir ve özgür irade hukukun çıkış noktasıdır. Özgürlük, iradenin tözüdür, hukuk sistemi ise gerçekleşmiş özgürlüğün krallığıdır” denebilir. (Bu, tinin kendi yarattığı ikinci bir doğadır.)

Hegel, akıl ve irade ilişkisini şu sözlerle pekiştirir:

“Zorunluluk kendi başına henüz özgürlük değildir. Fakat özgürlük, zorunluluğu ön koşul olarak alır ve onu aşılmış bir biçimde içinde barındırır. “

Friedrich Engels, Hegel’in bu görüşünü “Özgürlük, zorunluluğun kavranışıdır” sözüyle dile getirir. Bu formül, özgürlüğün keyfilikle değil, zorunluluğu anlama ve onunla uyum içinde olma yetisiyle ilgili olduğunu gösterir. Özgür insan, dışsal bir zora boyun eğen değil, zorunluluğu kendi aklında kavramış ve onunla özdeşleşmiş insandır. Özgür insan aklı, nesnel gerçekliği kavrar, iradesi ise bu kavrayışı eyleme dönüştürür. İnsan, doğa ve tarih yasalarını akılla kavrayıp bu yapıya iradesiyle katıldığında soyut kölelikten kurtulur ve gerçek, somut özgürlüğe ulaşır.

Hegel, bunu açıklamak için şöyle bir örnek verir: İradenin özgürlüğü en iyi fiziksel doğaya atıfla açıklanabilir.

Nitekim yer çekimi/ağırlık bedenlerin temel bir niteliği ne ise, özgürlük de iradenin öyle temel bir niteliğidir. Bu bakışla Hegel, özgürlüğü yalnızca siyasal/ahlak meselesi olarak değil, varlık felsefesine (ontolojik) ait bir mesele olarak görür. Çünkü gerçeklik, bizzat tinin (Geist) kendi özgürlüğünü gerçekleştirmesidir. Özgürlük ilkesi, verili koşulları değiştirerek, olması gerekeni, olmayanı yaratmak demektir.

Hegel felsefesi var olan düzeni daha özgür ve akılcı kılmak ister. Bu nedenle Hegel, düşünceyi eyleme dönüştüren -daha önce küçük görülen- siyasal eyleme saygınlığını yeniden kazandırmıştır. Vieweg’e göre Hegel, “insanlık dışı bir eylemin, özgür bir eylem değil, sadece keyfi bir eylem olduğunu” belirtir. Örneğin “serbest piyasa” aslında keyfiliklerle doludur, gerçek özgürlük ancak akılcı devlet yasalarıyla düzenlenirse ortaya çıkar. İronik olan, Hegel’e göre özgürlüğü kısıtlayan asıl şey keyfiliktir. Akıl ise özgürlüğün ön koşuludur.

Akıl ve özgürlüğün karşılıklı temellendirilmesi

Hegel açısından verili gerçeklik, akılcı değilse ve özgürlük üretmiyorsa aşılması gereken bir gerçekliktir. Akıl ve özgürlük, birbirini koruyan ve destekleyen ikiz kardeşler gibidir.

Bunu anlamak için Kant’la bir karşılaştırma yapalım. Kant’ta ünlü bir döngü söz konusudur: Akıl, özgürlüğün mantıksal temelidir, özgürlük ise aklın ontolojik (varoluşsal) temelidir.

Başka bir deyişle, akıl olmadan özgürlük düşünülemez, ama akıl da özgürlük olmadan var olamaz.

Hegel bu döngüyü kabul eder, ancak onu diyalektik olarak geliştirir. Kant’ta yan yana duran bu iki kavramı, Hegel çok daha geniş ve bütünleşik bir hareket içinde ele alır. Kant özgürlüğü saf aklın pratik alanına sıkıştırıp onu fenomenler dünyasından ayıran ikici bir yapıda bırakırken; Hegel, diyalektik yöntemle bu karşıtlığı aşar.

Hegel’e göre özgürlük, Kant’taki gibi sadece içsel bir ödev veya niyet meselesi değildir; doğanın ve tarihin içinden geçerek nesnelleşen bir süreçtir. Ona göre özgürlük, felsefenin hem başlangıcı, hem yolu ve hem de sonudur. Akıl ve özgürlük tek bir birlik olarak düşünülmelidir. Her şey bu birlikten çıkar ve bu birlik sayesinde gerçekleşir.

Aklın tarihteki yürüyüşü

Özgürlük-akıl ilişkisinin en etkileyici, en görkemli ifadesi ile görünümü, tarih felsefesindedir. Dünya tarihi, aslında özgürlük bilincinin gelişmesidir; ve bu gelişme aklın tarihteki ilerleyişidir. Hegel, “tarih, aklın ilerleyişidir”  derken, özgürlüğün aşama aşama olarak gerçekleşmesini kasteder. Tarih bir kaos değil, aklın özgürlüğü daha bilinçli gerçekleştirdiği rasyonel bir süreçtir. Hegel’e göre tarihin nihai amacı, özgürlüğün tam bilincine varmaktır. Nitekim Hegel, Tarih Felsefesi Üzerine Dersler eserinde bu tarihsel diyalektiği ve aklın özgürleşme sürecini şu ünlü tespitiyle özetler:

“Dünya tarihi, özgürlük bilincindeki ilerlemedir; bu, zorunluluğu içinde kavramamız gereken bir ilerlemedir.”

Burada öznel ve nesnel özgürlük ayrımı gündeme gelir.  Öznel özgürlük bireyin kendi kararlarını alabilmesidir. Nesnel özgürlük ise, bireyin rasyonel kurumlar içinde (devlet, hukuk, etik yaşam) kendi özgürlüğünü gerçekleştirmesidir. Hegel’e göre gerçek özgürlük bu ikisinin sentezidir. Birey, kendisini aşan rasyonel yapılar içinde kendini kaybetmeden var olabilmelidir. İşte bu öznel iradenin nesnel kurumlarda kendini tanıması ve birliğe erişmesi, Hegel’de somut özgürlüğün zeminini oluşturur.

Somut özgürlük

Öznel ve nesnel özgürlüğün sentezi, “somut özgürlüğü” oluşturur.  Soyut özgürlük, tüm belirlenimlerden arınmıştır ve hiçbir bağ kabul etmez. Oysa somut özgürlük ise, bireyin başkaları, kurumlar ve devletle ilişki içinde kendini bulmasıdır. Hegel bunu, “bir başkasında kendinde olmak” diye ifade eder.

Örneğin sevgi, dostluk veya devlet gibi topluluklarda birey, kendi özel çıkarlarını aşarak bir bütünün parçası olur. Burada kendini yitirmez, aksine ilk kez gerçekten kendini bulur. Ancak söz konusu toplulukların akıllıca düzenlenmiş olması şarttır.

Devlet, Hegel için “somut özgürlüğün gerçekleşmiş halidir”. Yani, devlet, bireyi ezen bir dış güç değil, bireyin özgürlüğünü ancak onun içinde gerçekleştirebileceği rasyonel bir yapıdır. Hegel’e göre devletin yasaları “aklın yasalarıdır”; bu yasalar bireye dışarıdan dayatılmaz, birey kendi aklında bu yasaları tanıdığında özgür olur.

Karl Marx ise Hegel’in devlete yüklediği bu rasyonel ve özgürleştirici role şiddetle karşı çıkar. Marx’a göre Hegel, devleti soyut ve idealize edilmiş bir akılcılık mertebesine yükselterek yanılmıştır.

Gerçekte devlet, sınıfsal çelişkilerin üstünü örten ve egemen sınıfın çıkarlarını koruyan bir yabancılaşma aygıtıdır. Dolayısıyla somut özgürlük, Hegel’in iddia ettiği gibi mevcut devlet düzeni içinde aklın tanınmasıyla değil, aksine bu sınıfsal yapının ve devletin ortadan kaldırılmasıyla (komünizm) mümkündür.

Özgür akıl ve etik yaşam

Özgürlük-akıl ilişkisinin en somut görünümü, etik yaşam (Sittlichkeit)’dır. Etik yaşam, aile, sivil toplum ve devlet üçlüsünde, özgürlüğün nesnelleştiği alandır. Burada özgürlük, bireysel bir bilinç değil,  toplumsal ve kurumsal bir gerçeklik olur. Hegel, özgürlüğü rasyonel failin toplumsal bir ifadesi olarak görür. Bireyin özgürlüğü, yalnız içsel kararlarıyla değil, yaşadığı toplumsal normların ve kurumların rasyonelliğiyle de ilgilidir.

Özgürlük-akıl ilişkisini “Özgürlük, akla uygun bir öz-belirlemedir” diye açıklayabiliriz.

Hegel’e göre insanın temel yetisi budur ve bu yeti, hem teorik hem de pratik rasyonelliğin temelinde yer alır. Başka bir deyişle, düşünmek de istemek de özgür akıl etkinliğidi. Aklın dünyası bir “özgürlük ülkesi”dir.

Sonuç: Akıl, özgürlüğün özüdür

Özetle: Özgürlük olmadan akıl, akıl olmadan özgürlük olmaz.

Özgürlük, aklın gerçekleşmiş halidir. Akıl, özgürlüğün özüdür. Bu iki kavram birbirine dışsal değil, birbirini tamamlayan iki yöndür. Keyfilik olarak görülen özgürlük, Hegel için en soyut ve en yetersiz biçimdir. Gerçek özgürlük, bireyin kendi arzularının esiri olmaktan kurtulup, evrensel olanı kendi iradesinin içeriği haline getirmesidir. Böylece Hegel’de özgürlük ne ahlaki bir varsayım ne de siyasal bir talep olarak kalır. O, tinin kendi özünü gerçekleştirme sürecidir.

Akıl, bu sürecin, hem başlangıcı hem motoru hem de yol haritasıdır. Tarih, aklın özgürlüğü giderek daha kapsamlı bir biçimde gerçekleştirmesinin öyküsüdür. Öykünün sonunda, birey-toplum, özel-evrensel çıkar, özgürlük-zorunluluk karşıtlıkları, yüksek bir birlik içinde aşılır.

Hegel’in bize bıraktığı miras, özgürlüğü sadece bireysel bir hak olarak değil, aynı zamanda akıllıca örgütlenmiş bir toplumsal yaşamın ürünü olarak görmemizi sağlamasıdır. Bu anlamda Hegel, özgürlüğü, insanın en temel ve vazgeçilmez tözsel gerçekliği olarak tanımlarken, bunun ancak akıl ile birlikte düşünülebileceğini ve ancak akıl sayesinde gerçekleştirilebileceğini söylemektedir.

Hegel felsefesinin belki de en kalıcı dersi şudur:

İnsanı özgür kılan, arzularının peşinde koşması değil, aklının rehberliğini kabul etmesidir. Nitekim aklın rehberliği, kapitalizmin rasyonel bir sistem olmadığını açığa çıkararak insanlığı daha akılcı ve gerçekten özgür bir düzenin gerekliliğine ulaştırabilir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş