Roj Girasun yazdı: Köylülerin eli bu kez CHP’ye gider mi?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yeni cumhuriyetin romancısı Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun “Yaban” romanı, Anadolu köylüsüyle cumhuriyeti kuran kadro arasındaki büyük mesafeyi gösterir. Üstelik “Yaban” romanı Anadolu köylüsünün vaziyetini anlatırken esas suçu aydınlarda arar. Romanın kahramanı olan bir kolunu savaşta kaybetmiş emekli subay Ahmet Celal, İstanbul’un işgalinden sonra emir erinin davetiyle onun köyüne gitmeye karar verir. Orada kahramanca karşılanacağını düşünür lakin kimse onunla özel olarak ilgilenmez. Köylüler Ahmet Celal ile de Ankara hükümetiyle de öylesine ilgisizdir ki, Ahmet Celal hayretle küçümser Anadolu köylülerini:

Onlar gibi olmak, onlar gibi giyinmek, onlar gibi yiyip içmek, onlar gibi oturup kalkmak, onların diliyle konuşmak…Haydi bunların hepsini yapayım. Fakat, onlar gibi nasıl düşünebilirim? Nasıl onlar gibi hissedebilirim?”1

Onlar gibi düşünemez Ahmet Celal, istese de yapamaz bunu. Ahmet Celal köylüleri suçladıktan sonra kendisinin de için de bulunduğu aydın kuşağına batırır çuvaldızı.

Anadolu halkının bir ruhu vardı; nüfuz edemedin. Bir kafası vardı; aydınlatamadın. Bir vücudu vardı; besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı; işletemedin. Onu, hayvani duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. O, katı toprakla kuru göğün arasında bir yabanî ot gibi bitti. Şimdi elinde orak, buraya hasada gelmişsin! Ne ektin ki ne biçeceksin?”2

“Yaban” romanının önemi Ahmet Cemal’in kendisine ve kuşağına karşı hayıflandığı bu sözlerin ilk dönem Kemalist kadrolarını duygularını birebir yansıtmasında yatar. “Yaban” romanı yalnızca edebi bir eser değil, yeni cumhuriyetin ideolojisini ve gelecek programını anlatır. Anadolu köylüsü kurtuluş savaşında Kemalistlere destek vermemiştir ve bunun farkında olan Kemalistler ise köylüleri kazanmak ister. Gerek köy enstitüleri gerekse de 50’lilerden sonra hayli popülerleşecek olan köy romanları aynı ideolojik yansımanın ürünüdür.

Yeni cumhuriyet Anadolu köylüsünü kapsayarak yeni bir hikâye yaratmak ister. Ve tahmin edileceği üzere bunda çok da başarılı olamaz. 1950 senesinde, köy enstitülerinde yetişen Mahmut Makal’ın köy okullarında öğretmenlik yaptığı sıradaki izlenimlerinden yola çıkarak yazdığı denemelerden oluşan “Bizim Köy” kitabı çok ses getirir. “Bizim Köy”de, “Yaban”da Ahmet Celal’in “nüfuz edemedik” dediği Anadolu köylüsünün yine “içler acısı durumu” anlatılır. Anlaşılan yeni cumhuriyet “Bizim Köy” kitabının basıldığı 1950 senesine kadar yani tam 27 sene yine Anadolu köylüsüne nüfuz edememiş. Mustafa Kemal’in akşam sofralarında her daim konuk olan ve Kemalist ideolojinin önemli kurucu yazarlarından olan Falih Rıfkı Atay Ulus gazetesinde “Bizim Köy” ile ilgili şunları yazar:

Bu kitabı okuyan hiçbir milliyetçi ve devrimci Türk, vicdan azabından değil de gönül üzüntüsünden birkaç gece kurtulamaz. Bu kitap, bir milliyetçi ve devrimci Türk’e, onu okutmamak ve unutturmak değil, bütün atılışlarımızla, irademizin ve aklımızın bütün gücü ile, bu geriliği, bu yoksulluğu ve bu kimsesizliği ortadan kaldırmak aşkını verir. Ziraat Enstitüsü’nün, Tıp Fakültesi’nin, Yüksek Mühendis Mektebi’nin ve üniversite kollarının hepsinde öğretmenin bu kitabını okuturdum. Bu kitap üzerine tezler hazırlatırdım…”

Falih Rıfkı Atay’ın yazdıkları Kemalist aydınların önlerinde hâlâ nüfuz edemedikleri ve “geliştiremedikleri” bir Anadolu köylüsü olduğunu gösterir. Mahmut Makal kitabın başarısının ardından Cumhuriyet gazetesinin konuğu olarak İstanbul’a gelir. Hayatında ilk defa büyük şehir görür Makal. İstanbul şairi olarak ün yapmış Yahya Kemal ile bir araya getirilen Makal’a, Yahya Kemal hemen sorar: “Mahmud Makal evladım, İstanbul’u nasıl buldun? İstanbul güzel şehirdir ve dünyanın hayran olduğu bu beldede yaşamak zevkli olduğu kadar çok zordur. Bilmem sen de böyle mi düşünüyorsun?”3 Makal hem şairin hem de Kemalist kadroların son derece hoşuna gidecek şu cevabı verir:

Ben de sizin gibi düşünüyorum. Üstelik bu güzel manzaralar, benim köye olan bağlılığımı çok daha kuvvetlendiriyor. İstanbul’da her şey var, köyde bunların hiçbiri yok. Bu varlığı görüp öteki yokluğu düşündükçe fena oluyorum.”

Mahmut Makal’a köyde kalmasının daha anlamlı olacağını bir de dönemin tanınmış hukuk profesörlerinden Sıddık Sami öğütler:

Mahmud Makal’ın görgü ve bilgisini artırma yolunda canla başla çalışmasını tavsiye ediyorum fakat şu şartla ki, köyden ayrılmamak ve köylüye daimî bağlılık göstermek ülküsü ile.”4

Mahmut Makal, bu ilk İstanbul gezisinde büyük bir şevkle köyden ayrılmayacağına dair dönemin büyüklerine sözler verse de kendisi bir zaman sonra köyü terk eder. Önce İstanbul’da yaşayan Makal, ardından da Almanya’ya taşınır. Köyün şevkli yazarı Makal köye tutunamaz. Makal örneğindeki gibi Kemalistler’in ve CHP’nin köylülerle yaşadığı
derin sorun ise hep devam eder. Köy ile sahici bir bağ kurulamaz.

Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle beraber Türkiye’nin taşrası ya da köyleri uzun yıllar CHP’ye oy vermedi. Kemalistler’in bir türlü nüfuz edemediği Anadolu köylüsü çoğunlukla sağ partilerde aradığını bulmaya çalıştı. Bülent Ecevit’in CHP’nin genel başkanı olduğu dönemi bir kenara bırakırsak CHP Anadolu köylüsüyle gerçek anlamda bir türlü buluşamadı. Bunda en büyük etmen hem CHP’nin hem de Kemalistler’in suçu kendilerinde ararken dahi takındıkları tavır oldu. “Yaban” romanında, Ahmet Celal Anadolu halkına nüfuz edemedikleri için hayıflanırken duygudaşlıktan uzaklığı da bugün dahi örnek proje olarak köy enstitülerinin en büyük sembollerinden olan Makal’ın bir zaman sonra burada tutunamayışı da onun göstergesi oldu.

Çukurova’nın sıcak pamuk tarlalarındaki işçiler, gidilmese de bizim olan köyler hep popülist bir diskurla yalnızca şarkılarda yer bulabildi.

Dünden bugüne Anadolu köylüsü de çok değişti CHP de. Öyle ki artık klasik anlamda bir köy kent farkından eskisi gibi keskin sınırlarda bahsetmek mümkün değil. Öte taraftan bugün CHP’nin başında deniz mayosuyla gazetecilere poz vermesiyle hatırlanan Baykal değil, Adalet Yürüyüşü sırasında giydiği beyaz atletiyle hatırlanan bir köy evinde doğmuş Kılıçdaroğlu var. CHP’nin kurmaylarının önemli bir kısmı kuruluş yıllarında olduğu gibi cumhuriyet elitlerinin partisi olmaktan çok bugün köylerden kentlere varoşlardan merkeze uzanan başarı hikayeleri çizen isimlerden oluşuyor. Bununla beraber CHP’nin köylüler ile arasındaki makas aynı oranda kapanmış değil.

Kıyı taşra kentlerindeki sıkışmışlıktan son yerel seçimlerle beraber çıkmayı başaran CHP’nin önümüzdeki genel seçimlerde zayıf karınlarından biri olarak dün olduğu gibi bugün de köylüler görünüyor. Büyükşehir ve küçük kent merkezlerinde aldığı oyların köy oyları arasındaki fark bunun göstergesi. Nezih muhitlerden şirin Ege kasabalarına değin büyük oranda kendini anlatma problemi yaşamayan CHP’nin, çorak iç Anadolu bozkırından, Bismil’in mercimek tarlalarına, Karadeniz’in köylerine değin nasıl bir politika izleyeceği Ecevit’in 77 seçimlerinde yakaladığı başarının tekrarlanmasının belki de kilit noktalarından biri olacak.

1 Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yaban, İletişim Yayınları, s:66.

2 A.g.e. s:111.

3 Cumhuriyet, 23 Mayıs 1950.

4 Cumhuriyet, 27 Mayıs 1950.

Roj Girasun’un önceki yazıları:

“İzmir Kürdistan değil”

Ahmet Resai Bey’den Ekrem Bey’e

Kolluk güçlerinin siyasallaşması bu kadar mı normal?

Vaktiyle bir Atsız varmış

Yine de miting deyip geçmemek gerek…

Yine mi Abdullah Gül?

Türkiye’nin stratejik konumu o kadar önemli mi?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus